Yargıtay · 8. Hukuk Dairesi

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2022/332 E. 2024/5819 K. – Tescil

Konu: Tescil

Mahkeme
Yargıtay
Daire
8. Hukuk Dairesi
Esas No
2022/332
Karar No
2024/5819
Karar Tarihi
Konu
Tescil

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2018/329 E., 2021/295 K. KARAR : Davanın reddine Taraflar arasındaki tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı davacı vekili ve davalı ... İdaresi vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikler yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: K A R A R Davacı vekili; davacının Adana ili ... ilçesi ... köyü 484, 485, 486 ve 487 parsel sayılı taşınmazların maliki olduğunu, bu taşınmazların etrafında yaklaşık 35.000 m2'lik alanın tespit dışı bırakıldığını, tespit dışı bırakılan dava konusu alanın davacı ... ve öncesindeki zilyetleriyle birlikte 1935 yılından beri malik sıfatıyla ekilip biçildiğini, söz konusu tarlanın davacıdan önce ... ve kızı ..., ... tarafından ekilip biçildiğini, sözkonusu tarla üzerinde gerek davacının gerekse diğer şahısların zilyetliğinin hiçbir niza ve fasılaya uğramaksızın 1935 yılından beri devam ettiğini, tarlanın 1997 yılından beri de davacı tarafından kullanıldığını, tescil davasına konu olan arazinin Belediye, Hazine ya da 3 üncü kişilerle herhangi bir ilgisinin bulunmadığını belirterek, Adana ili ... ilçesi ... köyünde 484, 485 ve 486 parsellerin civarında bulunan ... mevkiindeki 35.000 m2 büyüklüğündeki tarlanın davacı adına tesciline karar verilmesini istemiştir. Davalı ... İdaresi vekili; dava konusu alanın ormanla çevrili olduğunu, orman niteliğine haiz olduğunu, söz konusu kullanımın 6831 sayılı Orman Kanunu'na (6831 sayılı Kanun) aykırılık teşkil ettiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... vekili; dava konusu taşınmazın tapulama çalışmaları sırasında kullanılmayan alan, ziraata elverişli olmayan yerlerden olduğu için tescil harici bırakıldığını, davaya konu taşınmazın vasıf ve mahiyeti gereğince Devletin hüküm ve tasarrufu altında kalan yerlerden olduğunu, taşınmazın vasıf ve mahiyeti itibari ile zilyetlikle kullanılmaya uygun olmadığını, bu yer hakkında davacının mülkiyet talep etme şartlarının oluşmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... vekili; davanın belediye yönünden husumet nedeniyle reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... vekili; dava konusu taşınmazın bulunduğu yerde kadastro çalışmalarının tamamlandığını ve üzerinden 10 yıldan uzun bir zaman geçtiğini, davanın hak düşürücü süre geçtikten sonra açıldığını, dava konusu taşınmazların belediyenin imar plan sahası dışında olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda 31.12.2015 tarihli ve 2011/891 Esas, 2015/686 Karar sayılı kararla; dava konusu taşınmazın harita mühendisi ... tarafından düzenlenen 23.12.2015 tarihli krokili raporda (A1) harfi ile gösterilen 5326.2 m2'lik kısmının orman ile ilgisinin bulunmadığı, 1960 yılından beri tarım arazisi olarak kullanıldığı, 1960 yılında ... adlı şahsın tasarrufunda iken kızı ...'a intikal ettiği, onun ölümü ile de davacının babası ...'nin zilyetliğine geçtiği, onun ölümü ile de mirasen zilyetliğin davacıya geçtiği, taşınmazın dava tarihinden geriye doğru 10-15 yıldır da davacının zilyetliğinde olduğu, eklemeli zilyetlikle 20 yılı aşkın süredir davacının zilyetliğinde olduğu, zilyetlikle edinme koşulunun davacı lehine gerçekleştiği; aynı bilirkişinin aynı raporda (A2) harfi ile gösterdiği 7511.29 m2'lik kısmın orman vasfında olduğu, zilyetlik yolu ile edinilemeyeceği ve harita mühendisinin 23.12.2015 tarihli krokili ek raporunda (a) harfi ile gösterilen ormanlık yer ile ilgili olarak davacının Sulh Ceza Mahkemesinde orman alanını işgalden mahkumiyetine karar verildiği, bu kısmın dava konusu yer ile ilgisinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabul kısmen reddine, dava konusu taşınmaz ile ilgili harita mühendisi bilirkişi ... tarafından dosyaya sunulan 23.12.2015 tarihli krokili raporda koordinatlı olarak (A1) harfi ile gösterilen 5326,21 m²'lik kısmın davacı adına tapuya kayıt ve tesciline, aynı raporda (A2) harfi ile gösterilen 7511,29 m²'lik kısmın orman vasfı ile Hazine adına tesciline karar verilmiştir. Hükmün taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 19.10.2017 tarihli ve 2016/3523 E., 2017/8043 K. sayılı ilamıyla; "... Mahkemece taraf teşkili sağlandıktan sonra, öncelikle taşınmazın kadastro paftası getirtilerek, niçin tapulama dışı bırakıldığı araştırılmalı, çekişmeli taşınmazın bulunduğu yörede yapılan orman tahdidine ilişkin işe başlama, çalışma, işi bitirme ve sonuçlarının askı ilân tutanakları ile taşınmazın bulunduğu yeri orman tahdit sınır noktalarıyla birlikte gösterir onaylı orman tahdit harita örneği ile çekişmeli taşınmaza komşu parsellere ait kadastro tespit tutanağı ile eğer itirazlı ise dava dosyası, varsa bu parsellere ait dayanak tapu ve vergi kayıtları ve keşifte uygulanan 1956 ve 1995 tarihli memleket haritalarının dayanağı hava fotoğrafları ilgili yerlerden getirtilip, önceki bilirkişiler dışında bu konuda uzman serbest orman mühendisleri arasından seçilecek bir orman mühendisi, bir ziraat mühendisi ve bir fen elemanı marifetiyle yeniden yapılacak inceleme ve keşifte, çekişmeli taşınmaz ile birlikte çevre araziye de uygulanmak suretiyle taşınmazın öncesinin bu belgelerde ne şekilde nitelendirildiği belirlenmeli; 3116, 4785 ve 5658 sayılı kanunlar karşısındaki durumu saptanmalı; tapu ve zilyetlikle ormandan toprak kazanma olanağı sağlayan 3402 sayılı Kanunun 45. maddesinin ilgili fıkraları, Anayasa Mahkemesinin 01.06.1988 gün ve 31/13 E.K.; 14.03.1989 gün ve 35/13 E.K. ve 13.06.1989 gün ve 7/25 E.K. sayılı kararları ile iptal edilmiş ve kalan fıkraları da 03.03.2005 gününde yürürlüğe giren 5304 sayılı Kanunun 14. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış olduğundan, bu yollarla ormandan yer kazanılamayacağı, öncesi orman olan bir yerin üzerindeki orman bitki örtüsü yok edilmiş olsa dahi, salt orman toprağının orman sayılan yer olduğu düşünülmeli; toprak yapısı, bitki örtüsü ve çevresi incelenmeli; orman kadastrosu yapılmış ise orman kadastrosu ile irtibatlı kroki düzenlettirilmeli, yukarıda değinilen diğer belgeler fen ve uzman orman bilirkişiler eliyle yerine uygulattırılıp; orijinal-renkli (renkli fotokopi) memleket haritasının ve hava fotoğraflarının ölçeği kadastro paftası ölçeğine, yine kadastro paftası ölçeği de memleket haritası ve hava fotoğrafları ölçeğine çevrildikten sonra, her iki harita komşu ve yakın komşu parselleri de içine alacak şekilde birbiri üzerine aplike edilmek suretiyle çekişmeli taşınmazın konumunu çevre parsellerle birlikte memleket haritaları ve hava fotoğrafları üzerinde gösterecekleri ve yine hava fotoğraflarının stereoskop aleti vasıtasıyla üç boyutlu incelemesi yapılarak taşınmazın niteliği ile üzerinde varsa ağaçların cinsi, yaşı, sayısı, dağılımı, kapalılık oranı ile tasarruf sınırlarının bulunup bulunmadığı ile kullanılan yerlerden olup olmadığını açıklayıcı, yalnız büro incelemesine değil uygulamaya ve araştırmaya dayalı, bilirkişilerin onayını taşıyan krokili bilimsel verileri bulunan yeterli rapor alınmalı; yukarıda açıklanan yöntemle yapılacak araştırma sonucu, taşınmazın orman sayılan yerlerden olmadığı belirlendiği takdirde, bu kez zilyetlik yolu ile kazanma (Medenî Kanunun 713. maddesi, 3402 sayılı Kanunun 14. ve 17. maddelerindeki) koşullarının araştırılması gerekir. Bu cümleden olarak, yapılacak keşifte getirtilen tespitten geriye doğru 15-20 yıl öncesine ait hava fotoğrafları ve memleket haritasında taşınmazın o yıllardaki kullanım durumu, zilyetlikle kazanılabilecek kültür arazisi olup olmadığı belirlenip, taşınmazların toprak yapısı incelenmeli, ziraatçi bilirkişiden çekişmeli taşınmazın geçmiş ve ayrıntılı fiili durumunu da belirtir şekilde rapor alınmalı, imar-ihya üzerinde durulup, bu konuda ve zilyetliğin tespiti yönünden tanık beyanlarına başvurulmalı, tarafların bildirecekleri zilyetlik tanıkları HMK’nın 259 ve 261. maddeleri gereğince taşınmaz başında dinlenip; taşınmazın öncesi itibariyle niteliğinin ne olduğu, zilyetliğin nasıl meydana geldiği, ne kadar süre ile ne şekilde devam ettiği, bunun ekonomik amacına uygun olup olmadığı, tanıkların bilgi ve görgülerinin hangi eylemli olaylara dayandırıldığı belirlenmeli, yerel bilirkişinin imar-ihya ve zilyetlik olgusunu hangi olaylarla nasıl hatırladıkları, 3402 sayılı Kanunun 14. maddesi uyarınca, davacı yanında, bayiileri yönünden de tapu ve ilgili kadastro müdürlükleri ile mahkeme yazı işleri müdürlüklerinden araştırma yapılıp aynı Kanunun 3.7.2005 tarihli ve 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile değiştirilen 14/2. Maddesi hükümleri dikkate alınarak sulu ve susuz olarak kazanılmış toprak miktarı belirlenip kanunun getirdiği sınırlamanın aşılıp aşılmadığı saptanmalı ve tüm kanıtlar birlikte değerlendirilip, ulaşılacak sonuca göre bir hüküm kurulmalıdır." gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda, dava konusu yerin 1948 tarihli hava fotoğrafında ve 1956 tarihli memleket haritasında orman olarak görüldüğü, eğiminin %20-25 ve toprak muhafaza karakteri taşıyan yerlerden olduğu, kesinleşen arazi kadastrosunda orman olarak tapulama harici yer olarak bırakıldığı, bir taraftan ormana bitişik olduğu ve arasında ayırıcı bir unsur bulunmadığı, mevcut orman ile bütünlük arz ettiği, 3116 Sayılı Orman Kanunu'na (3116 Sayılı Kanun) göre orman sayılan yerlerden olduğu, 4785 Sayılı Orman Kanununa Bazı Hükümler Eklenmesine Ve Bu Kanunun Birinci Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun (4785 Sayılı Kanun) ve 5653 Sayılı Orman Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine ve Bu Kanuna Bazı Maddelerin Eklenmesine Dair Kanun (5653 Sayılı Kanun) ile ilgisinin bulunmadığı, 5653 Sayılı Orman Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine ve Bu Kanuna Bazı Maddelerin Eklenmesine Dair Kanunu'na (5653 Sayılı Kanun) göre funda ve makilik alan olan tefrik edilmediği için 6831 sayılı Orman Kanunu 1/j maddesi ile ilgisinin bulunmadığı, 6831 sayılı Orman Kanun'un, 2896 Sayılı 6831 Sayılı Orman Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine Dair Kanun (2896 Sayılı Kanun) ile değişik 1 inci maddesine göre orman sayılan yerlerden olduğu, dava konusu taşınmazın 18.536,47 m2 yüzölçümü ile 18067 ada 401 parsel olarak ve zeytinlik niteliği ile Hazine adına tescil edildiği gerekçesiyle, davanın reddine; davalı ... İdaresine karşı tescil talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş; hüküm, davacı vekili ve davalı ... İdaresi vekili tarafından temyiz edilmiştir. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyulan bozma ilamı doğrultusunda inceleme ve araştırma yapılarak, mevcut deliller takdir edilerek karar verildiğine, uygulanması gereken hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığına, bozmaya uyulmakla taraflar lehine ve aleyhine kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin yeniden incelenmesine hukukça imkan olmadığı gibi 6100 sayılı Kanun’un Geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun’un 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerin biri de var olmadığına göre, İlk Derece Mahkemesi kararında yazılı gerekçeler dikkate alındığında temyizen incelenen karar usul ve Kanun'a uygun olup davacı vekilinin ve davalı ... İdaresi vekilinin temyiz dilekçelerinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle İlk Derece Mahkemesi kararının ONANMASINA, 1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine, 7139 sayılı Kanun'un 33 üncü maddesi uyarınca Orman İdaresinden harç alınmasına yer olmadığına, 59,30 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 368,30 TL'nin temyiz eden davacıdan alınmasına, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 10.10.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2022/332, K. 2024/5819, T. 10.10.2024, www.arakarar.com/karar/yargitay-8-hukuk-dairesi-2022-332-e-2024-5819-k-7ebe404a368e