Yargıtay · 7. Hukuk Dairesi

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2025/4316 E. 2026/2250 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
7. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/4316
Karar No
2026/2250
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : Konya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/986 E., 2025/1306 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : ... (Konya) 4. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2024/103 E., 2025/30 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkillerinin mirasbırakanı ...'nin 26.12.2020'de öldüğünü, taraflardan başka bir mirasçısının bulunmadığını, davalının mirasbırakandan aldığı vekâletname ile mirasbırakan adına kayıtlı 1, 19... numaralı bağımsız bölümleri satış suretiyle üçüncü kişilere devrederek satış bedelini de uhdesine geçirdiğini, davalının vekâlet görevini kötüye kullanarak taşınmazların satışından gelen bedelleri mirasbırakana ödemediğini, vekâlet görevini kötüye kullanarak muris muvazaası ile satışı yapılan taşınmazların bedellerinin bilirkişi tarafından tespit edilerek miras payları oranında müvekkillerine ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; dava konusu edilen 36 numaralı bağımsız bölümün müvekkili ile ilgisinin bulunmadığını, mirasbırakanın 36 numaralı bağımsız bölümü bizzat sattığını, diğer taşınmazlar yönünden ise vekâlet görevinin kötüye kullanıldığı iddiasının gerçek dışı olduğunu, taşınmazların satışından gelen satış bedelinin mirasbırakan tarafından müvekkiline bağışlandığını, davacıların da bu hususu bildiklerini, mirasbırakanın tüm bakımı ve ihtiyaçlarıyla müvekkilinin ilgilendiğini, müvekkilinin mirasbırakana karşı her türlü fedakârlığı gösterdiğini, mirasbırakanın ise minnet ve vefa duygusuyla hareket ederek satış bedellerini müvekkiline bağışladığını, muris muvazaasına ilişkin şartların dava konusu olayda mevcut olmadığını ileri sürerek davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile yapılan yargılamada mirasbırakan adına kayıtlı 1 ve 19 numaralı bağımsız bölümlerin vekâleten davalı tarafından satıldığı ve satış bedellerinin ise uhdesinde kaldığını, 36 numaralı bağımsız bölümün satışı ile ilgili ise mirasbırakan ile davalı arasında vekâlet ilişkisinin bulunmadığı, bu taşınmazın satışından elde edilen gelirin davalıya verildiğine ilişkin dosya kapsamında delil bulunmadığı, davalı tarafın 1 ve 19 numaralı bağımsız bölümlerin satış bedelleri yönünden mirasbırakanın miras payına mahsuben hareket etmediğini kanıtlayamadığını, kazandırmaların denkleştirmeye tâbi olmadığının mirasbırakanın tarafından belirtilmediğini, 1 ve 19 numaralı bağımsız bölümler yönünden ıslah dilekçesi doğrultusunda tazminat talebinin kabulünün gerektiği gerekçesiyle davanın kabulü ile taleple bağlı kalınarak 533.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan alınarak davacı ...'e, 533.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan alınarak davacı ...'e ödenmesine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu kazandırmaların miras payına mahsuben yapılmadığının ispat yükünün davalıda olduğu, davalı tarafça kazandırmanın miras payına mahsuben yapıldığını ispatlayamadığından davalının iadeden sorumlu tutulmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, ancak İlk Derece Mahkemesince verilen ilk kararda davalı aleyhine 350.000,00 TL üzerinden hüküm kurulduğu, bu karara yönelik davacılar tarafından istinaf talebinde bulunulmadığı, kararın davalı tarafından istinaf edilmesi üzerine kararın kaldırılmasına karar verildiği, İlk Derece Mahkemesince kaldırma kararı üzerine verilen kararın davalı lehine usulü kazanılmış hak oluşturduğu, İlk Derece Mahkemesince 350.000,00 TL'den fazlasına hükmedilmeyeceği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne yeniden hüküm tesisi ile davanın kısmen kabulüne her bir davacı için ayrı ayrı 350.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak, davacılara ayrı ayrı verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1. Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; İlk Derece Mahkemesince verilen kararın doğru olduğunu, Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın hatalı olduğunu, davanın tamamen kabulüne karar verilmesi gerektiğini, kısa karar ve gerekçeli kararın çelişkili olduğunu, eksik inceleme ile karar verildiğini ileri sürerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının müvekkili lehine bozulması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur. 2. Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; dosya kapsamında mirasta iade şartlarının oluşmadığını, mirasbırakanın miras payına mahsuben hareket etmediğinin ispat edildiğini, müvekkilinin mirasbırakanın bakım ve ihtiyaçlarını karşılaması nedeniyle mirasbırakanın minnet duygusu ile hareket ederek taşınmazların satışından elde edilen geliri müvekkiline bağışladığını, dinlenen tanık beyanları, Yargıtay içtihatları doğrultusunda bir değerlendirme yapılmasını talep etmelerine rağmen adil yargılanma haklarını ihlal edecek suretle bu taleplerine yönelik gerekçeli kararda değerlendirme yapılmadığını, dava konusu satış bedelinden gelen gelirin en yakın tarihe güncellenmesine rağmen faizin dava tarihinden itibaren yürütülmesinin hatalı olduğunu, dava konusu edilen 36 numaralı bağımsız bölüm yönündeki taleplerin reddine karar verilmesine rağmen müvekkili lehine vekâlet ücreti takdirine karar verilmediğini, Bölge Adliye Mahkemesince verilen hüküm sonucundaki yargılama giderlerinin hatalı hesaplandığını ileri sürerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının müvekkili lehine bozulması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, mirasta denkleştirme istemine ilişkindir. 1. Mirasta denkleştirme mirasçıların murisin sağlığında muristen karşılıksız olarak aldığı mal ve kıymetlerin geri alınarak miras taksiminde tereke içerisinde yer almasıdır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 669. maddesi gereğince “Yasal mirasçılar, mirasbırakandan miras paylarına mahsuben elde ettikleri sağlararası karşılıksız kazandırmaları, denleştirmeyi sağlamak için terekeye geri vermekle birbirlerine karşı yükümlüdürler. Mirasbırakanın çeyiz veya kuruluş sermayesi vermek ya da bir malvarlığını devretmek veya borçtan kurtarmak ve benzerleri gibi karşılık almaksızın altsoyuna yapmış olduğu kazandırmalar, aksi mirasbırakan tarafından açıkça belirtilmiş olmadıkça denleştirmeye tâbidir.” Altsoy dışındaki yasal mirasçılara yapılan kazandırmalarda ise miras payına mahsup edilmek üzere hareket edilmediği yönünde bir karine vardır. Bu karinenin aksinin davacı tarafından kanıtlanması gerekmektedir. Murisin sağlığında karşılıksız olarak yaptığı kazanımı elde eden yasal mirasçılara karşı dava açılabilir. 2. Denkleştirme kurumu; mirasbırakanın yaşarken mirasçılarına yaptığı karşılıksız kazandırmalar arasındaki dengesizliği gidererek miras paylaşımında eşitliği sağlamayı amaçlayan bir kurumdur. Bu itibarla denkleştirme, tenkisten farklı olarak saklı payın korunmasına değil, yasal mirasçılar arasındaki paylaşım dengesinin tesisine hizmet etmektedir. Denkleştirme yükümlülüğünün kapsamı ve hesabı da bu amaca uygun biçimde belirlenmelidir. 3. Bu kapsamda 4721 sayılı Kanun'un 671. maddesi ise denkleştirme borcunun, kazandırma konusu malın aynen terekeye iade edilerek ya da kazandırma değerinin tenkis suretiyle yerine getirileceğini düzenlemektedir. Aynı maddenin ikinci fıkrası ise denkleştirme değerinin hesabında kazandırma tarihindeki değerin esas alınacağını, ancak bu değerin mirasın açılması anındaki koşullara göre güncelleneceğini öngörmektedir. Ancak bu güncelleme hükmünün uygulama koşulları, kazandırmanın niteliğine göre ayrıca değerlendirilmek zorundadır. 4. Somut olayda, dava konusu 19 numaralı taşınmazın 02.07.2020 tarihli satış senedinde davalının mirasbırakana vekâleten 297.000,00 TL mukabilinde, dava konusu 1 numaralı taşınmazın 13.01.2020 tarihli satış senedinde ise davalının mirasbırakana vekâleten 125.000,00 TL mukabilinde dava dışı kişilere taşınmazları devrettiği anlaşılmaktadır. Davacılar bu satış bedellerin davalının uhdesinde kaldığını ve denkleştirmeye tâbi olduğunu iddia etmelerine karşın, davalı satış bedelinin uhdesinde kalmasına karşılık mirasbırakanın taşınmazların satışından gelen paraları kendisine bağışladığı savunmasında bulunmuş ise de bu hususu ispatlayamamıştır. Bu itibarla, dava konusu 1 ve 19 numaralı taşınmazların satışından elde edilen bedellerin 4721 sayılı Kanun'un 669. maddesi gereği denkleştirmeye tâbi olduğu açıktır. Unutulmamalıdır ki eldeki olayda denkleştirme konusu kazandırma; taşınmazın bizzat kendisi değil, taşınmazların satışından elde edilen ve mirasbırakan tarafından davalıya aktarılan satış bedelidir. Bu itibarla dava konusu taşınmazların resmî senetteki değerlerinin denkleştirmeye tâbi tutulması gerekirken, taşınmazların rayiç değerlerinin hesaplanarak dava değerinin belirlenerek denkleştirmenin bu suretle yapılması doğru görülmemiştir. 5. Öte yandan, para, niteliği itibarıyla bölünebilir ve misli bir mal olup ekonomik değeri nominal tutarı ile belirlenmektedir. Paranın denkleştirmeye konu olduğu hâllerde, bölünebilir nitelikteki bu değerin güncellenmesi suretiyle denkleştirme hesabı yapılması hukuken mümkün değildir. Zira 4721 sayılı Kanun'un 671/3 hükmünde öngörülen güncelleme mekanizması; kazandırmanın konusunun taşınmaz ya da taşınır gibi bölünemez ve değişen piyasa koşullarından doğrudan etkilenen varlıklar olduğu hâllerden hareketle getirilmiş olup paranın kendisi denkleştirme konusu olduğunda bu mekanizmanın işletilmesi kazandırmanın niteliğiyle bağdaşmaz. Nitekim bu durumda güncellemeye gidilmesi, kazandırma konusu paranın reel değerinin üzerinde bir denkleştirme yükümlülüğü doğurarak mirasçılar arasındaki dengeyi tesis etmek bir yana bozacaktır. Bu nedenle, Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunun değerlendirmesinde ise terekenin hesaplanarak davalıya yapılan fazla kazandırmanın bulunması ve sabit oran hesaplanması davanın niteliğine ve denkleştirme hükümlerine uygun düşmemektedir. Nitekim, denkleştirme yapılırken saklı pay hesabında olduğu gibi fazla kazandırma gibi bir durum söz konusu değildir, yapılan kazandırmanın yasal miras payı oranında iadesine karar verilmesi yeterlidir. Eldeki davada denkleştirme konusu para olup, bölünebilir olduğundan 4721 sayılı Kanun'un 671/3 hükmünün uygulanabilmesi mümkün değildir. Bu suretle Mahkemece dava konusu 19 numaralı bağımsız bölümün satış akdinde gösterilen 297.000,00 TL ile 1 numaralı bağımsız bölümün satış akdinde gösterilen 125.000,00 TL'nin denkleştirilmesine karar verilmesi gerekirken, 4721 sayılı Kanun'un 669 ve devamı maddeleriyle bağdaşmayan bilirkişi raporunun hükme esas alınması suretiyle bir karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bozulması gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Bozma kapsamına göre tarafların diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgililere iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 27.04.2026 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2025/4316, K. 2026/2250, T. 27.04.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-7-hukuk-dairesi-2025-4316-e-2026-2250-k-bacc2395149a