Yargıtay · 7. Hukuk Dairesi

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2025/2887 E. 2025/3929 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
7. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/2887
Karar No
2025/3929
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2023/281 E., 2025/110 K.

Mahkemece bozmaya uyularak verilen karar davalılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; dava konusu taşınmazın tamamının tapuda ½ pay maliki olan vekil edeninin zilyet ve tasarrufunda olduğunu, davalıların mirasbırakanı olan diğer ½ pay maliki ... ’un 13.10.1968 tarihinde öldüğünü ve tapu kaydının intikal görmediğini ileri sürerek ½ tapu payının iptali ile davacı adına tesciline karar verilmesini istemiştir. II. CEVAP Davalılar vekili cevap dilekçesinde; davacının malik sıfatıyla zilyet olmadığını, Anayasa Mahkemesinin TMK’nın 713/2. maddesinde düzenlenen “ölmüş” ibaresinin iptal ettiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. III. MAHKEME KARARI Mahkemenin 04.04.2013 tarihli ve 2011/945 Esas, 2013/138 Karar sayılı kararı ile; 4721 sayılı TMK'nın 713/2. maddesindeki “ölmüş” ibaresinin Anayasa Mahkemesinin 2009/58 Esas ve 2011/52 Karar sayılı ilamı ile iptal edildiği ve iptal kararlarının derdest davalara uygulanacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Birinci Bozma Kararı 1. Mahkemenin 04.04.2013 tarihli kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 12.05.2014 tarihli ve 2013/14740 Esas, 2014/9253 Karar sayılı ilamı ile Anayasa Mahkemesinin karar tarihi olan 17.03.2011 tarihinden önce hak sahipleri yararına kazanma koşulları oluşmuş, malik 20 yıl önce ölmüş ve 20 yıllık kazanma süresi de dolmuş ise, bu tür hak sahiplerinin de dava açma yönünden kazanılmış haklarının olduğu belirtilerek, işin esasına girilmesi ve sonuca göre karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir B. Mahkemece Birinci Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin 04.06.2015 tarihli ve 2015/638 Esas, 2015/668 Karar sayılı kararı ile önceki kararda direnilerek, davanın reddine karar verilmiştir. C. Hukuk Genel Kurulu Kararı 1. Hukuk Genel Kurulunun 01.10.2019 tarihli ve 2017/8-1671 Esas, 2019/973 Karar sayılı ilamı ile Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğuna karar verilmiştir. 2. Hukuk Genel Kurulunun yukarıda belirtilen kararına karşı davalılar vekilinin karar düzeltmeye ilişkin talebinin reddine karar verilmiştir. D. Hukuk Genel Kurulunun Bozma İlâmı Üzerine Mahkeme Kararı Mahkemenin 19.07.2022 tarihli ve 2020/291 Esas, 2022/278 Karar sayılı kararı ile davanın kabulüne karar verilmiştir. E. Üçüncü Bozma Kararı 1. Mahkemenin 19.07.2022 tarihli kararına karşı süresi içinde davalılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Dairemizin 28.02.2023 tarihli ve 2022/7346 Esas, 2023/1184 Karar sayılı ilamında belirtilen “...dava dilekçesi davalılara tebliğ edilmiş ancak yukarıda açıklandığı gibi davalının iki hafta içinde davaya cevap verebileceği ihtarı tebligatta belirtilmemiş, davacı tarafa yapılacak olan tebligatın ihtarı yazılmıştır. Bu haliyle davalılara yapılan tebligat usulüne uygun olmadığından süresinde cevap dilekçesi verilmemesinin sonuçları uygulanamaz. O halde cevap dilekçesinin süresi içinde verildiği kabul edilerek davalılar tarafından bildirilen deliller toplanmalı, davalı tanıkları usulüne uygun davet edilerek dinlenmeli sonuca göre karar verilmelidir. Mahkemece yukarıda belirtilen usul ve esaslar gözetilmeden karar verilmiş olması doğru görülmemiş, bozma kararı verilmiştir...” gerekçeyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir. F. Mahkemece Üçüncü Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile özetle; dava konusu taşınmazın davacının zilyetliğinde olduğu, taşınmazın davalılar tarafından hiç kullanılmadığı, davacının 2011 yılına kadar 20 yılı aşkın bir süredir nizasız, fasılasız, ekonomik amaca uygun ve malik sıfatıyla zilyetliğinin bulunduğu, zilyetlikle mülk edinme şartlarının davacı lehine gerçekleştiği gözetilerek, davanın kabulüne karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; eksik inceleme ve hatalı değerlendirme ile karar verildiğini, davalıların yargılama gideri ve vekalet ücretinden sorumlu tutulamayacağını, davacının davasını ispat edemediğini, çelişkili ve kesinlik içermeyen tanık beyanları üzerinden sonuca gidildiğini, tüm delillerin toplanmadığını ve hükme esas alınan bilirkişi raporunun denetime elverişli olmadığını beyan etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe 1. Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, TMK’nın 713. maddesinin birinci ve ikincin fıkraları gereğince tapunun hukuki değerini yitirdiği gerekçesiyle açılan mülkiyetin aktarılmasına ilişkin tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.

2. Mahkemelerin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un geçici 3. maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun'un 428. maddesi ile 439. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 3. Temyizen incelenen Mahkeme kararında ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı ve bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; davalılar vekilinin aşağıdaki betlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 4. Somut olayda; TMK'nın 713. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan ölüm hukuki sebebine dayalı uyuşmazlıklarda davanın başarıya ulaşması halinde kayıt malikinin mirasçıları olan davalı gerçek kişiler yargılama giderlerinden sorumlu tutulamazlar. Bu durum karşısında eksik harcın davacıdan alınmasına, tüm yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına ve davacı yararına vekâlet ücreti takdirine yer olmadığına karar verilmesi gerekirken bu husus gözden kaçırılarak davalılar aleyhine harç, yargılama gideri ve avukatlık ücreti yükletilmiş olması hatalıdır. 5. Mahkemece yanılgılı değerlendirme ile harç, yargılama gideri ve avukatlık ücreti konusunda yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir. Ancak bu husus hükmün bozulmasını gerektirmiş ise de, yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 438/7. maddesi gereğince hüküm sonucunun aşağıdaki şekilde düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir. VI. KARAR 1. Yukarıda (V.B.3.3.) numaralı bentte açıklanan davalılar vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, 2. (V.B.3.4. ve V.B.3.5.) No.lu bentlerde açıklanan nedenlerle, davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile karar sonucunun 4, 5 ve 6. bentlerinin hüküm fıkrasından çıkarılmasına, yerine 4. bent olarak; "...Harçlar Kanun'u gereğince dava değeri üzerinden alınması gereken toplam 3.431,01 TL harçtan daha önce ödenen toplam 857,80 TL harç düşüldükten sonra eksik kalan 2.573,21 TL harcın davacıdan alınarak Hazineye irad kaydına,..”, 5. bent olarak; "....Davanın niteliği gereği davacı lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına...", 6. bent olarak; "...Yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına.. …” cümlelerinin yazılmasına, hükmün 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 438/7. maddesi gereğince DEĞİŞTİRİLMİŞ ve DÜZELTİLMİŞ bu şekliyle ONANMASINA, Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 30.09.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.

K A R Ş I O Y

Dava, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 713. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenmiş iken Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen "..ölmüş" hukuksal sebebine dayalı tapu iptali ve tescil isteminden ibarettir. Dava konusu taşınmaz, tapuya kayıtlı olup tapu maliki dava tarihinden önce ölmüş ise de, yasal mirasçıları mevcut olup davada da kendilerine husumet yöneltilmiştir. Tapuda kayıtlı bir taşınmazın kazandırıcı zamanaşımı ile iktisap edilebilmesi için yasalarda dayanağının olması ve yasada öngörülen koşulların zilyet yararına oluştuğunun mahkemece sabit görülmesi gerekir. TMK’nın 713. maddesinin 2. fıkrasında yer alan "...ölmüş..." sözcüğü, Anayasa Mahkemesinin 17.03.2011 gün ve 2009/58 Esas, 2011/52 Karar sayılı kararıyla iptaline ve yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmiştir. Anayasa Mahkemesi gerekçesinde özetle şu hususlara değinmiştir. "Tapuya kayıtlı bir taşınmazın malikinin ölmesi halinde, bu taşınmazın sahibi mirasçılarıdır. Mirasçılar bu taşınmaz üzerindeki mülkiyet hakkını mirasbırakanın ölümü ile birlikte kanun gereğince tescile gerek kalmadan kazanmaktadırlar. Hukukun genel ilkelerinden birisi de mülkiyet hakkının "zaman ötesi" niteliği, başka bir anlatımla mülkiyet hakkının zamanaşımına uğramamasıdır. Bu nedenle, Medeni Kanun tarafından bir taşınmaz malikinin mirasçılarına tanınmış olan hakların, hak sahiplerince yirmi yıl boyunca kullanılmaması, o kimselerin taşınmazla aralarındaki ilişkiyi fiilen kestiğini göstermiş olsa bile, o taşınmazla aralarındaki hukuksal ilişkinin sona erdiği anlamına gelmez. Mirasçıların devam eden mülkiyet hakkı, taşınmazı fiilen kullanma hakkını içerdiği gibi kullanmama hakkını da içerir. Mülkiyet hakkının mutlaklığı ve tapu sicilinin aleniyeti karşısında, itiraz konusu sözcük uyarınca, zilyedin mirasçılara ait olan mülkiyet hakkını tanımayarak, tek yanlı olarak ortadan kaldırmasına olanak tanınması, mülkiyet hakkını ortadan kaldırdığı gibi, kazanılmış hak ve hukuki güvenlik ilkelerini de ihlal etmektedir." 28.11.1956 tarih ve 15/15 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nda, "...her davada açıldığı tarihte tespit edilen vaziyet hükme ittihaz olunması iktiza eylemesine..." denilmek suretiyle, davanın, açılmasına kadar gerçekleşen hukuki ve maddi vakıalara göre sonuçlandırılması gerektiği benimsenmiştir. Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen yasa maddelerinin uygulamaya etkileri konusunda yüksek mahkeme kararlarına bakıldığında bu konuda bir tereddüt olmadığı ortadadır. Bu kararlardan bir kısmını hatırlatmakta fayda vardır: Anayasa Mahkemesinin iptal kararının kesin şekilde çözüme bağlanmış uyuşmazlıkları etkilemeyeceği, ancak henüz devam eden uyuşmazlıkların iptal kapsamında bulunacağı açıktır (Yargıtay İçtihatları Birleştirme 10.03.1969 tarih ve 1/3 sayılı kararının gerekçe bölümünden). Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 gün ve 1989/11 Esas, 1989/48 Karar sayılı kararında "... Aynı durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir. İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. İptal kararlarının ileriye yönelik "derhal" etkisi tartışmasız biçimde ortaya çıkar. Böylece, Anayasa Mahkemesi kararıyla iptal edilen bir yasanın geleceğe yönelik tüm etkilerinin kaldırılması ve iptal kararına uyulması tüm devlet kuruluşlarınca kaçınılmaz bir zorunluluktur. Anayasa'nın bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesi kararlarına tüm devlet organlarının uyma zorunluluğu ve Anayasanın üstünlüğü ilkesi, Anayasa'ya aykırı bir kuralın aykırılığının saptanmasından sonra uygulanma alanı bulmasını kesinlikle önler. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının zaman içerisindeki etkisi böylece ortaya çıkmakta ve "İptal kararları geriye yürümez." kuralı belirtilen anlamı taşıyarak geçerli olmaktadır. Bir davada uygulanması gereken kanun maddesi başka bir dava vesilesi ile iptal edilmiş ise, bu madde artık eldeki davada da uygulanamaz. Zira davanın yasal dayanağı kalkmıştır ve davacının iptal edilen maddeden dolayı sağlayacağı hukuki yararı da kalmamış olur (Hukuk Genel Kurulunun 17.05.1989 tarihli ve 1989/10-250 Esas, 1989/361 Karar). TMK 713/2 maddenin başında "...aynı koşullar altında" denilmesi nedeniyle 2. fıkra koşullarının 1. fıkraya yollama yapılması nedeniyle aynı statüye tâbi olduğu, 20 yıllık zilyetliğin dolmasından sonra mülkiyetin kendiliğinden kazanıldığı yönündeki gerekçeye katılmak da mümkün değildir. Aynı koşullar altında ibaresiyle kanun koyucunun tekrardan kaçındığı husus "...davasız ve aralıksız olarak yirmi yıl süreyle ve malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduran kişi," cümlesi olup bu yollama birinci fıkranın diğer koşullarına teşmil edilemez. Aksi halde maddenin 3. fıkrasındaki husumetin kime yöneltileceği ve 4. fıkradaki ilanların yapılması koşullarına da uyulmasını gerektirdi. TMK 713/5 maddesindeki "Mülkiyet, birinci fıkrada öngörülen koşulların gerçekleştiği anda kazanılmış olur" cümlesi nedeniyle verilen kararın tespit edici olduğu ve 2. fıkra için de geçerli olduğu şeklindeki yoruma katılmak mümkün değildir. Nitekim 5. fıkra "Son ilandan başlayarak üç ay ...." kelimeleri ile başlamakta olup 2. fıkrada ilan olmadığına göre bu fıkranın birinci fıkraya yönelik olduğu açıktır. 713. maddenin 5. fıkrasındaki hükmün getiriliş amacı, 1. fıkradaki davaya konu taşınmazların tapu kaydı olmadığından tescil ilamı nedeniyle mülkiyetin ne zamandan itibaren hüküm ifade etmeye başlayacağını tasrih etmek içindir. Kaldı ki, tespit ve açıklayıcı nitelikte dahi olsa mahkeme ilamı olmadan 3. şahıslara karşı bir hüküm ifade etmeyecektir. Ortada bir mahkeme ilamı olmadığından kazanılmış haktan söz edilemez. Tüm bu açıklamalar neticesinde; Yargıtay’ın istikrarlı kararları ile tapuda kayıtlı bir taşınmazın harici satın alınmasına değer verilmediği halde, hiç bir bedel ödemeden işgal-zilyet edene mülkiyet hakkı verilmesi; mirasçılar arasında kazandırıcı zamanaşımı kabul edilmediği halde, kötü niyetli olsa dahi malik sıfatıyla zilyet olanı mülkiyet hakkı sahibi kılmak ve bunu da Anayasaya aykırılığı nedeniyle iptal edilmiş düzenlemeye dayandırarak, ölmüş kişi adına kayıtlı ancak mirasçıların mülkiyetine geçmiş taşınmazın tapusunun iptaline karar verilmesi Anayasa ile teminat altına alınmış mülkiyet hakkının açıkça ihlali olacaktır. Açıklanan gerekçeler ile davanın kabulüne ilişkin mahkeme kararının bozulması gerektiği kanaatiyle düzeltilerek onama kararına katılamıyorum.

Atıf: Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2025/2887, K. 2025/3929, T. 30.09.2025, www.arakarar.com/karar/yargitay-7-hukuk-dairesi-2025-2887-e-2025-3929-k-5cb3df445acd