Yargıtay · 7. Hukuk Dairesi
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2025/116 E. 2025/3632 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 7. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/116
- Karar No
- 2025/3632
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi SAYISI: 2024/3713 E., 2024/2403 K. İLK DERECE MAHKEMESİ: Büyükçekmece 4. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI: 2013/240 E., 2022/476 K.
Bölge Adliye Mahkemesince verilen karar davacı Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı Hazine vekili dava dilekçesinde özetle; Esenyurt ilçesi, ... Mahallesinde bulunan 1084 parsel sayılı 43.500,00 m² yüzölçümlü taşınmazın Büyükçekmece Kadastro Mahkemesinin 24.08.1995 tarihli 1992/39 Esas, 1995/29 Karar sayılı kararı ile ... adına tescil edildiğini, davalı ... Başkanlığının 11.10.1998 tarihli ve 1998/586 sayılı Encümen kararıyla yapılan imar uygulaması sonucu söz konusu taşınmaz maldan 10.576,61 m²'lik düzenleme ortaklık payı kesildikten sonra geriye kalan 32.673,39 m²'lik kısmının Hazine adına verildiğini, 6909,14 m²'lik kısmının ise bedele dönüştürülmüş gibi gözükmesine rağmen şuyulandırma cetvelinde belirtilmediğini, dava konusu taşınmazda daha sonra ... tarafından yapılan bir dizi imar uygulamalarının da İdare Mahkemesinde açılan davalar sonucu iptal edildiğini ve kararlarının kesinleştiğini, oluşan yolsuz tescil için davalı Belediyeye başvurulmuşsa da davalı tarafından idari yargı kararlarına karşı hareketsiz kalınması nedeniyle eldeki davanın açılmasının zorunlu hâle geldiğini ileri sürerek, dava konusu taşınmazın davalı adına olan tapu kayıtlarının iptali ile tapu kayıtlarının imar uygulaması öncesine geri dönüşümlerinin yapılarak taşınmazın tamamının ... adına tapuya tesciline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dileçesinde özetle; öncelikle davanın süre yönünden reddinin gerektiğini, dava konusu parsele ilişkin olarak encümen kararı ile imar kanunu ilgili maddeleri doğrultusunda imar uygulaması yapıldığını, Esenyurt 1/1000 ölçekli revizyon uygulama imar planının mevzuata uygun olarak bir ay süre ile askıda kaldığını, davacının plana itirazı olmadığını ve planın kesinleştiğini, söz konusu İstanbul 1. İdare Mahkemesinin 2009/1416 Esas sayılı dosyasının konusuz kaldığını, çünkü bahsedilen imar uygulama işlemlerinin Mahkemece iptal edilmesi gözetilerek dava konusu taşınmazın bulunduğu yerde İdarece bilahare yeni bir imar uygulama işlemi yapılmış bulunduğunu, bu imar uygulamasının da idare yargıda dava konusu edilip Mahkemece iptal edilmesi gerektiğini, davacının yeni yapılan uygulamanın iptalini istemeden Mahkemece tapu iptali ve tapunun kendi adlarına tescilini istemesinin mümkün olmadığını belirterek, davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 02.12.2022 tarihli ve 2013/240 Esas, 2022/476 Karar sayılı kararı ile "... 20... tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7221 sayılı Coğrafi Bilgi Sistemleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 7. maddesiyle 3194 sayılı İmar Kanununun 18. maddesine yeni bir fıkra eklendiği, eklenen bu hükme göre, 3194 sayılı Kanunun 18. maddesi kapsamında yapılmış imar uygulamalarının kesinleşmiş mahkeme kararlarıyla iptal edilmesi nedeniyle; davaya konu parselin imar planı kararları ile umumi ve kamu hizmetlerine ayrılan alanlara denk gelmesi veya iptal edilen uygulama ile tahsis ve tescil edilmiş parsellerde hak sahiplerince yapı yapılmış olması ve benzeri hukuki veya fiili imkânsızlıklar nedeniyle geri dönüşüm işlemleri yapılarak uygulama öncesi kök parsellere dönülemeyeceğinin parselasyon planlarını onaylamaya yetkili idarelerin onay merciince tespiti hâlinde, öncelikle davaya konu parselin hak sahiplerinin muvafakati alınmak kaydıyla uygulama sahası içerisinde idarece uygun bir yer tahsis edileceği veya anlaşma olmaması hâlinde davacı hak sahibinin kök parseldeki yeri dikkate alınarak uygulamadaki düzenleme ortaklık payı kesintisi düşüldükten sonraki taşınmazın rayiç bedeli üzerinden değerinin ödeneceğinin belirtildiği, dava konusu uyuşmazlığın, eklenen bu hüküm uyarınca idareye başvuru yoluyla çözülmesi gerektiği..." gerekçesiyle "...davanın reddine, kendisini vekille temsil ettiren davacı yararına yürürlükteki AAÜT uyarınca 9.200,00 TL vekâlet ücreti takdiri ile bu ücretin davalıdan alınarak davacıya verilmesine..." karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda (III) numaralı bentte belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı Hazine vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuş; Bölge Adliye Mahkemesinin 13.11.2024 tarihli ve 2024/3713 Esas, 2024/2403 Karar sayılı kararıyla "..mahkemece 3194 sayılı İmar Kanununun 18. maddesine yeni eklenen fıkraya dayalı olarak dava konusunun idareye başvuruyla neticelenmesi gerektiğinden davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığı, davanın davalı ... Belediyesinin yapmış olduğu idari işlem nedeniyle açıldığı, davacı idarenin davanın açıldığı tarihte kadastral parselin ihyasını talep etmekte haklı olduğu, bu nedenle davacının davanın açılmasına sebebiyet verdiğinden söz edilemeyeceği, İlk Derece Mahkemesince 6100 sayılı Kanun'un 331. maddesi gereği yapılan yargılama giderlerinden davalı ... Başkanlığının sorumlu olmasına karar verildiği, davacı vekilinin, davalılar lehine hükmedilen vekâlet ücretinin usul ve yasalara aykırı olduğununu belirterek kararın bu yönden kaldırılması için istinaf başvurusunda bulunduğunun anlaşıldığı, kararda davalı taraf lehine vekâlet ücreti takdir edilmediğinden davacı vekilinin istinaf sebebinin mevcut olmadığı.." gerekçesiyle ".... davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine..." karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda (IV) numaralı bentte belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı Hazine vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. Temyiz dilekçesinde özetle; 1.Verilen kararın usul ve yasalara aykırı olduğunu, 2.Yasa değişikliğinin dava açıldıktan sonra yapılması nedeniyle davalılar lehine vekâlet ücretine hükmedilmemesi gerektiğini ileri sürerek, kararın bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Dava, imar uygulamasının iptali nedeniyle kadastral mülkiyet durumunun ihyâsı istemine ilişkindir.
Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı Hazine vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1 hükmü gereğince ONANMASINA, Harçlar Kanunu'nun 13/j maddesi gereğince davacı Hazine harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 15.09.2025 tarihinde kesin olmak üzere oy çokluğuyla karar verildi.
K A R Ş I O Y
Dava, kadastral parselin ihyasına yönelik tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Hemen belirtilmelidir ki; 20... tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 14.02.2020 kabul tarihli 7221 sayılı Coğrafi Bilgi Sistemleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un 7. maddesiyle, 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 18. maddesine yirmi birinci fıkrasından sonra gelmek üzere; "Bu madde kapsamında yapılmış olan imar uygulamalarının kesinleşmiş mahkeme kararlarıyla iptal edilmesi nedeniyle; davaya konu parselin imar planı kararları ile umumi ve kamu hizmetlerine ayrılan alanlara denk gelmesi veya iptal edilen uygulama ile tahsis ve tescil edilmiş parsellerde hak sahiplerince yapı yapılmış olması ve benzeri hukuki veya fiili imkânsızlıklar nedeniyle geri dönüşüm işlemleri yapılarak uygulama öncesi kök parsellere dönülemeyeceğinin parselasyon planlarını onaylamaya yetkili idarelerin onay merciince tespiti hlinde, öncelikle davaya konu parselin hak sahiplerinin muvafakati alınmak kaydıyla uygulama sahası içerisinde idarece uygun bir yer tahsis edilir veya anlaşma olmaması hâlinde davacı hak sahibinin kök parseldeki yeri dikkate alınarak uygulamadaki düzenleme ortaklık payı kesintisi düşüldükten sonraki taşınmazın rayiç bedeli üzerinden değeri ödenir" şeklinde fıkra eklenmiştir. Öncelikle, anılan bu düzenlemenin görülmekte olan davalar bakımından nasıl uygulanacağının çözümlenmesi gerekmektedir. Bilindiği üzere, imar hukuku düzenlemeleri kamu düzenine ilişkin olup, re’sen gözetileceği gibi, kamu düzenine ilişkin hususlarda da usulü kazanılmış haktan söz edilemez. Ayrıca, tapu sicilinin tutulması prensiplerinden biri tescil, diğeri sicilin aleniliği (güvenirliği), bir diğeri Hazinenin kusursuz sorumluluğu, sonuncusu ise geçerli bir hukuki sebebinin bulunması, yani kaydın illetten mücerret olmamasıdır. Diğer taraftan, yargı merciilerince verilen kararlar yöntemine uygun şekilde kesin hüküm niteliğini kazandığında "Lazım-ül icra" (uygulanması gereken) duruma gelirler. Öte yandan, idari yargıda esas olan iptal kararlarının geriye yürümesi, başka bir anlatımla iptal edilen idari işlemin, doğduğu andan itibaren yok sayılmasıdır. Bu açıdan, idari yargıdaki iptal kararları beyan edici (açıklayıcı) niteliktedir. Çünkü, sakat bir idari işlemin hukuk düzenine girmesi ile hukuka aykırı bir durum ortaya çıkar. Bu durumun giderilebilmesi için iptal kararı, hukuken sakat olan işlemi geçmişe etkili biçimde ortadan kaldırır ve hukuka aykırı işlem yapılmadan önceki duruma geri dönülür. Bu bağlamda, imar parsellerinin dayanağını teşkil eden idari işlemlerin idari yargı yerinde iptal edilip kesinleşmesi ile imar parsellerinin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 1025. maddesinde öngörülen yolsuz tescil durumuna düşeceği açıktır. Öyleyse, idare mahkemesi tarafından verilen imar uygulamasının iptaline ilişkin kararın kesinleşmesiyle bu idari işlemle oluşmuş tüm uygulamalar iptal edilmiş sayılacağından, sicil kayıtlarının iptal edilen uygulama öncesine getirilmesi gerektiği tartışmasızdır. Davacı da eldeki dava ile, imar uygulamasının idari yargı yerinde iptali ile sicil kayıtları kendiliğinden eski hâline dönmeyeceğinden, imar parsellerinin sicil kayıtlarının dayanağı olan idari işlemin idari yargı yerinde iptal edilerek yolsuz tescil durumuna düştüğü iddiasıyla imar düzenlenmesi öncesi duruma dönülmesi isteminde bulunmuştur. Kadastral parselin ihyasına yönelik tapu iptali ve tescil istemli böylesi bir davada, davacının imar düzenlemesi öncesi mülkiyet hakkının bulunup bulunmadığı, yapılan imar düzenlemesinin idari yargı yerinde iptal edilip edilmediği öncelikle araştırılıp, anılan hususların varlığı ortaya konulduktan sonra 3194 Sayılı Kanun'un 18. maddesine eklenen yukarıdaki hüküm gereğince işlem yapılması gerekecektir. Bu bağlamda, anılan yasal düzenleme ile "davaya konu parselin imar planı kararları ile umumi ve kamu hizmetlerine ayrılan alanlara denk gelmesi veya iptal edilen uygulama ile tahsis ve tescil edilmiş parsellerde hak sahiplerince yapı yapılmış olması ve benzeri hukuki veya fiili imkânsızlıklar nedeniyle geri dönüşüm işlemleri yapılarak uygulama öncesi kök parsellere dönülemeyeceğinin parselasyon planlarını onaylamaya yetkili idarelerin onay merciince tespiti hâlinde" şeklinde ön koşullar öngörüldüğünden Mahkemece dava konusu taşınmazın imar durumu araştırılarak taşınmazın imar planına göre umumi ve kamu hizmetlerine ayrılan alanlara denk gelip gelmediğinin açıklığa kavuşturulması ve yine ilgili idarenin kök parsellere dönülüp dönülemeyeceğine dair tespitinin olup olmadığının belirlenmesi gereklidir. Mahkemece yapılacak araştırma sonucunda dava konusu taşınmazın 3194 sayılı Kanun'a eklenen yeni hüküm kapsamında bulunmadığının belirlenmesi durumunda, davacının mülkiyet hakkının korunması gereği ve imar uygulamasının idari yargı yerinde iptali sonucunda yolsuz tescil durumuna düşen sicil kaydına tapu sicilinin tutulması prensipleri uyarınca değer verilemeyeceği dikkate alınarak işin esasının incelenerek bir karar verilmesi gerektiği açıktır. Diğer taraftan, çekişmeli taşınmazın imar planına göre umumi ve kamu hizmetlerine ayrılan alanlara denk geldiğinin anlaşılması veya ilgili İdarece kök parsellere dönülemeyeceği yönünde bir tespitin yapılması durumunda, yukarıda değinilen yasal düzenlemeyle "öncelikle davaya konu parselin hak sahiplerinin muvafakati alınmak kaydıyla uygulama sahası içerisinde idarece uygun bir yer tahsis edileceği veya anlaşma olmaması hâlinde davacı hak sahibinin kök parseldeki yeri dikkate alınarak uygulamadaki düzenleme ortaklık payı kesintisi düşüldükten sonraki taşınmazın rayiç bedeli üzerinden değerinin ödeneceği" hükme bağlandığından, davacıya ilgili idareye başvurması için olanak ve süre tanınması, başvuru sonucunda idare tarafından dava konusu taşınmaz bakımından yeni yasal hükmün koşullarının mevcudiyetinin tespitiyle davacı taraf ile anlaşma sağlanarak davacıya uygulama sahası içerisinde uygun bir yerin temlik edilmesi veya İdarece davacıya taşınmaz değerinin ödenmesi hâlinde davanın konusuz kalacağının gözetilmesi gerekecektir. Ne var ki; getirilen yasal düzenlemenin gerekleri ilgili idare tarafından yerine getirilmediğinde, farklı bir ifadeyle koşulları oluşmasına rağmen davacı ile idarenin anlaşamaması ve davacıya idarece taşınmaz bedeli de ödenmemesi hâlinde, davacının usul kuralları uyarınca eldeki davayı anılan yeni kanun hükmü gereğince bedele dönüştürebileceği ve böylesi bir durumda da davaya tazminat davası olarak devam edilebileceği gözetilmelidir. Anılan hususlar, gerek yeni yasa hükmü, gerek usul kuralları –adil yargılanma ve hukuki dinlenilme hakları, usul ekonomisi, vd.- gerekse Anayasamızın 35. maddesiyle ve kanunlarımızla ve de AİHS’nin Eki Birinci Protokolün "Mülkiyetin Korunması" başlıklı 1. maddesi ile güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edilemeyeceğine ilişkin hükümlerin gereğidir. Somut olayda; dava konusu 1084 parsel sayılı taşınmazın Esenyurt Belediyesi tarafından 10.11.1998 tarih ve 586 sayılı Encümen kararı ile imar uygulamasına tabi tutulmasıyla 27 04... , 27 05... ve 2 sayılı imar parsellerinin oluşturulduğu ve 6909,14 m² sinin ise bedele dönüştürülmesine rağmen bedel tahakkuk ettirilmediği, bu işlemin İstanbul 1. İdare Mahkemesinin 03.04.2003 tarih ve 2002/86 Esas, 2003/406 Karar sayılı ilâmıyla iptal edildiği, sonrasında 14.04.2009 tarih ve 360 sayılı Belediye Encümen kararıyla yapılan şuyulandırma sonucu 12 23... , 28, 29... sayılı imar parsellerinin meydana getirildiği ve bu parsellerde 03.06.2010 tarihinde Hazine adına tescillerin yapıldığı, bu uygulamanın da İstanbul 1. İdare Mahkemesinin 08.04.2010 tarih ve 2009/1416 Esas, 2010/522 Karar sayılı ilâmıyla iptal edildiği, bu iptal kararından sonra da ve yargılama sırasında 26.09.2012 tarih ve 1707 sayılı Belediye Encümen kararı ile yeniden imar düzenlemesi yapılmış ise de bunun da İstanbul 2. İdare Mahkemesinin 28.12.2016 tarih ve 2015/1815 Esas, 2016/2599 Karar sayılı ilâmı ile iptal edildiği ve tüm iptal kararlarının deracattan geçmek suretiyle kesinleştikleri anlaşılmaktadır. Hâl böyle olunca, 3194 sayılı Kanun'un 18. maddesine eklenen fıkranın eldeki davanın reddini öngörmediği, davacının imar düzenlemesi öncesi mülkiyet hakkı sahibi olup eldeki davayı açmakta hâlen devam eden hukuki yararının bulunduğu gözetilerek, yeni yasal düzenlemenin koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin belirlenmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozma görüşünde olduğumuzdan Sayın Çoğunluğun onama kararına katılamıyoruz.