Yargıtay · 7. Hukuk Dairesi
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2024/686 E. 2024/5734 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 7. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2024/686
- Karar No
- 2024/5734
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/511 E., 2023/1623 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : ...3. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2022/36 E., 2022/217 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili, davalı ...'in davacının murisi ... ile 27.07.2010 tarihinde boşandığını, dosyada davacı olarak bulunan ...'in gerekçeli kararı tebliğ alıp temyiz yoluna başvurmadığını, boşanma kararının kesinleştiğini, tebligat sürecinde muris ...'ın vefat ettiğini, murisin mirasçılarına gerekçeli kararın tebliğ edilmediğini, davalı ...'in muris ...'ın mirasçısı gibi hareket ederek haksız ve hukuka aykırı şekilde tasarruflarda bulunmaya çalıştığını, kesinleşen karar ile ... ve muris ...'ın boşanmış olup ...'in mirasçılık sıfatının bulunmadığını, ...’in mirasçısı olduğu belirtilen mirasçılık belgesinin iptalini, yeniden mirasçılık belgesinin düzenlenmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalı, usulüne uygun tebligatlara rağmen cevap dilekçesi sunmamıştır. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin kararı ile davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili; davalının kötü niyetli olduğu, boşanma neticelerini bilerek ve isteyerek boşanma davası açtığı, yine Mahkemede bu iradesini tekrar etmiş olan davalının boşanma kararının akabinde davacı ... murisinin vefat etmesi neticesinde şeklen kesinleşmemiş ama tarafların iradesini Mahkeme huzurunda da açıkça beyan ettikleri üzere bitmiş bir evlilik birliğine dayanarak mirasçı sıfatı kazanmaya çalışması hakkın kötüye kullanılması olup himaye edilmemesinin gerektiği, murisin borçlarının ödendiği dönemde mirasçılık sıfatını kullanmayan davalının 11 yıl sonra ortaklığın satış yolu ile giderilmesini talep etmesinin dürüstlük kurallarına aykırı olduğunu belirterek, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin kararı ile davalı eş ...'in boşanmada kusurlu olduğuna dair herhangi bir delilin bulunmadığı, murisin vefatı tarihinde boşanma kararının henüz kesinleşmediği için davalı ...'in mirasçılık sıfatının bulunduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; istinaf dilekçesinde ileri sürülen nedenlere dayalı olarak, eksik inceleme ile verilen Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, mirasçılık belgesinin iptali ve yeni mirasçılık belgesi verilmesi istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369/1 hükmü ile 370 ve 371. maddeleri, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 181 ve 598. maddeleri. 2. Görülen bir boşanma davasında eşlerden birinin ağır kusurlu diğerinin hafif kusurlu olduğuna yönelik yapılan değerlendirme, mirasçılık sıfatının kazanılması bakımından hafif kusurlu olan taraf lehine bir kazanım sağlamamaktadır. Başka bir deyişle; eşlerden biri ister daha az kusurlu, ister karşı taraf ile eşit kusurlu, isterse daha ağır kusurlu olsa da tüm bu kusur hâlleri, boşanmaya sebebiyet verecek derecede bir kusurun mevcut olduğu anlamına gelmektedir (Ömer Uğur Gençcan, Miras Hukuku, Ankara, 2021, 5.Baskı, s.375 ve aynı sayfada yer alan 999. dipnot). 3. Değerlendirme 1. Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; Davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 17.12.2024 tarihinde kesin olmak üzere oy çokluğuyla karar verildi. (Karşı Oy) K A R Ş I O Y 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 2/2. madesi "Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz." şeklindedir. Somut olayda; davalı ...Aile Hukuk Mahkemesinde boşanma davası açmış, açılan dava müteveffa eş tarafından kabul edilmiş ve Mahkemenin 27.07.2010 tarih 2010/385 Esas, 2010/522 Karar sayılı kararı ile tarafların boşanmalarına karar verilmiş, bu karar davalıya 03.08.2010 tarihinde tebliğ edilmiş, muris eş ise 05.08.2010 tarihinde vefat etmiştir. Davalı, boşanma davası açmakla ve talebi de Mahkemece kabul edilmekle, aynı zamanda, miras hakkından da vazgeçmiştir. Bütün bu olgulara rağmen boşanma kararının Hukuk Muhakemeleri Kanununa göre şekli olarak kesinleşmediği ileri sürülerek müteveffa eşe mirasçı olunması, açıkça hakkın kötüye kullanılmasıdır ve bu nedenle yasal bir himaye de görmemesi gerekir. Anayasamızın 9. maddesine göre yargı yetkisi, bağımsız mahkemelerce Türk Milleti adına kullanılan bir yetkidir. Dolayısı ile mahkemelerce verilen kararların da, adına hüküm verilen Millet nezdinde karşılığının bulunması, "arkasında müstehzi bir bir gülüş" bırakmaması gerekir. Taraflar boşanma yönündeki iradelerini mahkeme huzurunda açıkladıktan, üstelik boşanma davasını da, bu davanın davalısı olan eş açtıktan sonra, gerekçeli kararın yazılması, tebliğe çıkarılması, bir gün önce veya iki gün sonra tebliğ edilmesi gibi, günlük hayatta çok değişken ihtimallere dayalı olayların, kişiyi mirasçı yapmaması ve mirastan mahrum bırakması, yani mirasçılığın tesadüfe bağlanması hukuk açısından kabul edilebilir bir durum olamaz. Böyle bir hukuk anlayışı kişilerin hukuki sorunlarını çözmek yerine toplumda yeni sorunların doğmasına zemin hazırlar. Hukukun her daim gelişmesi için mahkemelerin, yürürlükteki yasaları yorumlarken hukukun gelişmesini ve toplumda yerleşik adalet duygunu tatmin etmeye yönelik yorum yapması, bu şekilde toplumun adalet duygusunun tatminine katkıda bulunması gerekirken, bu karar, adalet anlayışında geriye gidiştir. Nitekim, uzun yıllar önce yürürlükten kalkan Mecelle'nin 79. maddesi dahi "Kişi ikrarıyla ilzam olunur" hükmü ile, kişinin ikrarı ile bağlı olması, yani bir hakkın elde edilmesinin veya kaybedilmesinin tesadüflere bağlı olmaması gerektiğini bir kanun normu haline getirerek, uygulanacağı toplumun vicdanına uygun bir çözüm getirmiştir. Bu nedenle davanın kabulüne karar verilmesi için temyiz incelemesine konu ... Bölge Adliye Mahkemesinin kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesinin kararının bozulmasına karar verilmesi gerekirken, davanın reddine karar verilmesine ilişkin kararın onanması yönündeki sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.