Yargıtay · 7. Hukuk Dairesi

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2022/6199 E. 2023/6282 K. – Muhdesat Aidiyet

Konu: Muhdesat Aidiyetinin Tespiti

Mahkeme
Yargıtay
Daire
7. Hukuk Dairesi
Esas No
2022/6199
Karar No
2023/6282
Karar Tarihi
Konu
Muhdesat Aidiyetinin Tespiti

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/933 E., 2021/2542 K. KARAR : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 18. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2014/375 E., 2018/16 K. Taraflar arasındaki muhdesat aidiyetinin tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde; İstanbul İli, ... İlçesi, ... Mah., 1063 ada 393 parselde kayıtlı bulunan 3 bloktan oluşan ... sitesi isimli taşınmazın ... .. Tic. San. Tic. Ltd şirketi adına kayıtlı iken muhtelif hisselere bölünerek satışının gerçekleştiğini, 14.01.1992 tarih, 184 yevmiye no ile tapuda 42 adet bağımsız bölümün oluşturulduğunu, söz konusu taşınmazda gerçekte toplam 66 adet bağımsız bölümün bulunduğunu, müvekkillerinin hak sahibi oldukları dairelerin kat irtifakı kurulurken tapu kütüğüne 14.01.1992 tarihinde tescil edilmediğini, dava konusu taşınmaz üzerinde müvekkilleri davacıların ve davalılarn birlikte hak sahibi olduklarını ve aralarında mecburi dava arkadaşlığı bulunduğunu, bu nedenle C blok, 18 numaralı daireye ...'ın, C blok 19 numaralı daireye ...'ın, C blok 22 numaralı daireye ...'ın, C blok 21 numaralı daireye ...'ün, C blok 1 numaralı daireye ... 'in, C blok 20 numaralı daireye ...'ün malik olduğunun tespitine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Bir kısım davalılar vekili cevap dilekçesinde; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (6100 sayılı Kanun) hükümlerine göre eda davası açılması gerektiğini, tapuya tescilli 42 bağımsız bölüm bulunduğunu, davacıların hak iddia ettiği yerlerin imara ve resmi projeye aykırı kaçak yerler olduğunu, müvekkillerinin kaçak yapıya muvafakat etmediklerini, öncelikle dava değerinin belirlenip eksik harcın tamamlattırılması gerektiğini, kimsenin kanuna aykırı bir duruma dayanarak hak iddia edemeyeceğini, imara aykırı kısımlar için belediyenin yıkım kararı olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; tapu kayıtlarına göre dava konusu parsel üzerinde projesine uygun olarak 14.01.1992 tarihinde 42 bağımsız bölüm için kat irtifakı tesis edildiği, davacıların hak iddia ettiği bağımsız bölümlerin tapuda kayıtlı olmadığı, dosyaya sunulan tadilat projesine göre 67 bağımsız bölüm olarak binanın tadilat görmesi için maliklerin muvafakatinin gerektiği, belediye encümeni tarafından dava konusu bağımsız bölümler hakkında yıkım kararı verildiği, açılan davada ayni hakkın tespiti istendiği, tapusu bulunmayan taşınmazda ayni hak tespitinin hukuken mümkün olmadığı, muhdesat aidiyeti meselesinin kamulaştırma ve ortaklığın giderilmesi davalarında ileri sürülebileceği kaldı ki istemin muhdesat aidiyeti olmayıp bağımsız bölüm maliki olduğunun tespiti olduğu, fiilen mevzuata aykırı oluşturulan kaçak yapı konumundaki bağımsız bölümlere tapu maliklerinin rızası hilafına ayni hak kazandıracak bir biçimde tespit talebinin yasal dayanağının bulunmadığı kanaatine varılarak davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri ve İstinaf Aşamasındaki Süreç Davacılar vekili istinaf dilekçesinde; dosya kapsamında toplanan delillerle taşınmazların bilfiil ve kesintisiz olarak davacılar tarafından kullanıldığının belirlendiğini, davalı ...'nın da bu durumu ifade ettiğini, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 713 üncü maddesi gereğince davacıların aralıksız ve kesintisiz olarak taşınmazın zilyedi olduklarının tespitinin yapılması gerektiğini, ileride delillerin yok olması ve kayıtların silinmesi ihtimali bulunduğundan kanun koyucunun dava açılmadan önce tespit işlemi yapabilme ihtimalini taraflara tanıdığını, dava konusu taşınmazların tapuda kaydı dahi bulunmadığını bildirerek yerel mahkemenin kararının kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dava konusu taşınmazın davalılar adına tapuya kayıtlı olduğu, davacıların kayıt maliki/paydaş olmadığı gibi, muhdesatın tespitine ilişkin derdest ortaklığın giderilmesi davası, kentsel dönüşüm veya kamulaştırma uygulamasının da bulunduğunun ileri sürülmediği, iddianın ileri sürülüş şekline göre davacı tarafın eda davası açabilecekken nizalı taşınmaz üzerinde zilyetliğin tespiti talep etmesinde hukukî yarar bulunmadığı anlaşılmakla, yazılı şekilde davanın reddine karar verilmiş olmasında isabetsizlik görülmediğinden davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacılar vekili temyiz dilekçesinde; bu dava açıldıktan sonra 2020 yılında davaya konu taşınmazların bulunduğu binanın riskli yapı olması sebebi ile yıkımına karar verildiğini, binanın kentsel dönüşüm sebebi ile yıktırılmış olması işbu davayı açmaktaki haklılıklarını ortaya koyduğunu, yerel mahkeme tarafından yeterli inceleme ve değerlendirmenin yapılmadığını, binaların kentsel dönüşüme girip girmeyecekleri ve sağlam olup olmadıkları konularında eksik inceleme ve değerlendirme yapıldığını, davalı ...'nın tapusu olan daire sahiplerinin, dava konusu taşınmazların davacı müvekkillere ait olduğunu ve uzun yıllardır orada oturduklarını bildiklerini ve tapulu daire sahiplerinin tapusuz daire sahiplerinden davaya konu taşınmazlara ilişkin hiçbir talepleri olmadığını söylediğini belirterek müvekkillerinin dava açmakta haklı olduklarını iddia ederek kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, muhdesat aidiyetinin tespiti istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. Bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur (4721 s.lı TMK. mad. 684/1). Arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsar. Bu mülkiyet kapsamına, yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere kalıcı yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer (TMK mad. 718). 22.12.1995 tarih ve 1/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da vurgulandığı gibi Eşya Hukukunda, muhdesattan, bir arazi üzerinde kalıcı yapı ve tesisler ile bağ ve bahçe şeklinde dikilen ağaçları anlamak gerekir. Muhdesat, şahsi bir hak olup (TMK 722, 724, 729 m.ler), sahibine arazi mülkiyetinden ayrı bağımsız bir mülkiyet veya sınırlı bir ayni hak bahşetmez. Taşınmaz üzerindeki kalıcı yapı, ağaç gibi bütünleyici parça niteliğindeki muhdesatların taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığından söz edilemez. Açıklanan bu ilke ve esaslara göre, kural olarak muhdesatın arz malikinden başkasına aidiyetinin tespiti istenemez. 2. Tespit davası, kendine özgü davalardan olup dava sonucunda istihsal edilecek ilamın icra ve infaz kabiliyeti bulunmamaktadır. Bunun doğal sonucu olarak da bu davaların uygulama alanı sınırlıdır. Bilindiği üzere, tespit davalarının görülebilmesi için güncel hukuki yararın bulunması (6100 s.lı HMK mad.106/2) ve dava sonuçlanıncaya kadar da güncelliğini kaybetmemesi gerekir. Tespit davaları eda davalarının öncüsüdür, bu nedenle eda davası açılmasının mümkün olduğu hallerde, tespit davası açılmasında hukuki yararın bulunmadığı kabul edilmektedir. Hukuki yararın bulunması dava şartı olup, yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülebileceği gibi, hakim tarafından da re'sen gözetilir. Hukuki yararın bulunmadığının tespiti halinde davanın, dava şartı yokluğu gerekçesiyle usulden reddine karar verilmelidir. (HMK mad.114/1-h, 115). 3. Öğretide ve Yargıtayın devamlılık gösteren uygulamalarında, taşınmaz hakkında derdest ortaklığın giderilmesi davasının, kentsel dönüşüm uygulamasının ya da kamulaştırma işleminin bulunması gibi istisnai durumlarda muhdesatın tespiti davasının açılmasında güncel hukuki yararın bulunduğu kabul edilmektedir. 3. Değerlendirme 1. Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. Temyizen incelenen karar; tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile Bölge Adliye Mahkemesi kararında belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup özellikle Bölge Adliye Mahkemesince kanunun somut olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği anlaşıldığından, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesinde isabetsizlik görülmemiş, temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte bulunmamıştır. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370'inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,14.12.2023 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2022/6199, K. 2023/6282, T. 14.12.2023, www.arakarar.com/karar/yargitay-7-hukuk-dairesi-2022-6199-e-2023-6282-k-93c2e3f27b21