Yargıtay · 7. Hukuk Dairesi

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2013/8046 E. 2013/7476 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
7. Hukuk Dairesi
Esas No
2013/8046
Karar No
2013/7476
Karar Tarihi

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü: Davacı vekili, kredi kullandırma konusunda davacı işçinin kendi başına karar alma yetkisi bulunmadığını, kredi onaylarının genel müdürlük imzalarıyla şubeye iletildiğini, şubenin yalnızca kredi kullandırmanın yürütüm kısmıyla ilgili görev yaptığını, kredi müşterilerinden alınacak tenimatlara ilişkin tüm ayrıntılar ve zorunlulukların genel olarak banka prensipleri şeklinde belirlenmekte olduğunu, işlemlerin yine genel müdürlük talimat ve onayı ile gerçekleşmekte olduğunu, dolayısıyla teminatı tam olmayan krediler için de davacının bir inisiyatif kullanma yetkisi bulunmadığını, tüm bunların yanında davacının müdürü olduğu şubenin davacının görev yaptığı dönemde kredi kullandırdığı firmaların hiçbiri hakkında icra takibi yapılmamış olup kullandırılan kredilerin geri ödenmemesi sıkıntısı doğmadığını, Çakmaktepe adlı şirkete 2006 yılında kredi kullandırılmaya başlanıldığını, karlılık üzerine 2006 dan bu yana genel müdürlük tarafından kredi limitlerinin artırıldığını, şirketin yatırım projesi kredisi de davacının müşteri ilişkilerindeki üstün çabalarıyla davalı bankadan kullanıldığını, bu kredilerin tutarları ve türleri gereğince kredi kullandırmaya yetkili banka organları hiçbir zaman şube olmadığını, davacının eşi, yüzlerce ortağı olan söz konusu şirkette çok küçük bir hissenin sahibi olduğunu, ancak yönetimsel anlamda şirkette hiçbir tasarruf imkanı yahut inisiyatifi bulunmamakta hatta şirketin hiçbir genel kurulana dahi katılmadığını, fesih bildirimindeki bu gerekçenin işverence öngörülen tamamen ileride gerekleşecek muhtamel hukuki süreç için göz boyama niteliğinde olduğunu, fesih ihbarnamesinde belirtilen ve adeta iftira niteliğindeki gerekçe, esasen davalı bankada meydana gelen yönetim değişikliği sonucu iş aktinin feshi ve haklarının ödenmesi konusunda kendileriyle pazarlık yapmayan davacıyı mağdur etmek amacıyla yazıldığını, feshin gerçek nedeninin yönetim değişikliği olduğunu, davacı hakkında ne disiplin kurulu kararı alındığını ne de savunmasının alındığını, fesih bildiriminde yer alan ve manevi açıdan hezeyan yaratan gerekçelere ilişkin bankaca yapılmış herhangi bir soruşturma araştırma olmadığını belirterek feshin geçersizliğinin tespitine, işe iadesine, işe başlatmama tazminatı ile boşta geçen süre ücreti ve diğer haklara karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili, davacının şube müdürü olarak görev yapmakta iken Aliağa Çakmaktepe Enerji Üretim AŞ ye kullandırılan krediler öncesinde ve sonrasında bu firmanın ortakları arasında eşi ...'in bulunduğunu bankacılık mevzuat ve esaslarına, sözleşmeye ve aynı zamanda banka iç yönetmeliğine aykırı olarak bankaya bildirilmediğini, davacının eşi ...'in Aliağa Çakmaktepe Enerji Üretim AŞ'nin ortağı olduğu, durumun firmada ortaklık yapısını gösteren iştirak tablosunun bankaya gönderilmesi ile öğrenildiğini ve davacı tarafından gizlenen ve bankaya bildirilmeyen bu hususun davacı ile banka arasındaki güven ilişkisini esaslı bir şekilde ortadan kaldırmış olması nedeniyle iş aktinin 4857 sayılı Yasanın 25/2 maddesi gereği 25.07.2012 tarihinde haklı nedenle feshedildiğini, savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece, netice itibariyle davacının iş akdinin feshi eşinin ortak olduğu, Çakmaktepe Enerji Üretim AŞ 'ye kredi tahsisinde bulunması nedeniyle geçerli sebebe dayansa dahi 4857 sayılı İş Yasasının 19.maddesindeki usule uyularak iş akdi fesh edilmediğinden bahisle davanın kabulüne karar verilmiştir. Somut uyuşmazlıkta fesih bildirimi davacıya 25.07.2011 tarihinde tebliğ edilmiş olup iş sözleşmesinin " 4857 sayılı Yasanın 25/2 maddesi uyarınca firmalara, bankacılık mevzuat ve uygulamalarına aykırı olarak kredi kullandırımlarının yapılması, teminatların eksik ve düzensiz alınması, eşinin ortaklığının bulunduğu Aliağa Çakmaktepe Enerji Üretim AŞ firmasına kullandırılan kredide, bankacılık mevzuat ve uygulamaları ile banka iş yönetmeliğine aykırı olarak davranılması ve bu durumların bankadan gizlenerek yapılmasının tespiti, kredili müşteri ilişkilerinde banka menfaatlerinin gözetilmemesi neticesinde banka ile personel arasındaki karşılıklı güven ilişkisinin esaslı şekilde zedelendiği, bu sebeplerle iş aktinin 25.07.2011 tarihi itibariyle feshedildiğinin bildirildiği görülmüştür. Mahkemece, öğretim görevlisinden alınan rapor uyarınca davanın kabulüne karar verilmiş ise de; davacının 02.09.2005 tarihinde davalı işyerinde çalışmaya başladığı, Şubat 2008 tarihinde ise davalı şirketin Ege Kurumsal Şube Müdürlüğü görevine atandığı, Mayıs 2010 tarihinde evlendiği, eşinin ise davalı şirketin en büyük müşterilerinden olan Aliağa Çakmaktepe Enerji Üretim AŞ'nın ortağı olduğu anlaşılmakta olup, davacının evli olduğunu ve eşinin davalı bankanın müşterisi olan şirketin ortaklarından olduğunu şirkete bildirmediği anlaşılmıştır. Davalı şirketin İnsan Kaynakları Yönetmeliğinin 17.maddesi uyarınca personelin dosyasında bulunması zorunlu belgelerde mevcut şahsi bilgiler içinde zaman içinde meydana gelecek değişikliklerin personel tarafından en geç 5 gün içinde yazılı olarak insan kaynakları birimine bildirileceğinin düzenlendiği ve sonuç olarak davacının davalı işverene, medeni durumu konusunda bilgi vermediği, eşinin davalı banka ile sık sık kredi ve diğer bankacılık ilişkileri içinde olan dava dışı şirketin ortağı olduğu ve bu durumun davacının yaptığı iş ve unvanı ile uyuşmadığı açıktır. Davacıya isnat edilen eylem bir bütün halinde değerlendirildiğinde haklı neden ağırlığında kabul edilmesi mümkün değildir. Ancak, davacının yaklaşık 6 yıl süreyle davalı işyerinde çalıştığı, bunun yaklaşık 4,5 senesinin Ege Kurumsal Şube Müdürlüğünde şube müdürü olarak sürdürdüğü, dolayısıyla kıdemi ve yaptığı iş itibariyle eşinin, davalı şirketin en büyük müşterisi konumunda bulunan şirketin ortağı olduğunu bildirmesi gerektiği, davacının bu bildirimde bulunmaması nedeniyle işveren nezdinde güven kaybına neden olduğu, iş sözleşmesinin karşılıklı güvene dayalı olup taraflara karşılıklı yükümlülükler yüklediği, davacının bildirimde bulunmaması nedeniyle iş ilişkisinin devamının işverenden beklenemeyeceği ve neticede işveren tarafından yapılan fesih işleminin geçerli nedene dayandığı sonucuna varılmıştır. Hal böyle olunca davanın reddine karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirme ile kabulüne karar verilmesi isabetsizdir. 4857 sayılı İş Yasasının 20/3 maddesi uyarınca Dairemizce aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. HÜKÜM: Yukarda açıklanan gerekçe ile; 1.Mahkemenin kararının BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA, 2.Davanın REDDİNE, 3.Alınması gereken 24,30 TL harçtan peşin yatırılan harcın tenzili ile bakiye 5,90 TL harç giderinin davacıdan tahsili ile Hazine'ye gelir kaydına, 4.Davacının yaptığı yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına, davalı tarafından yapılan 135,00 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 5.Karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T'ne göre 1.320.00 TL avukatlık ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 6.Kalan gider ve delil avansının ilgilisine iadesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davalı şirkete iadesine, 24/04/2013 tarihinde oybirliğiyle KESİN olarak karar verildi.

Atıf: Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2013/8046, K. 2013/7476, T. 24.04.2013, www.arakarar.com/karar/yargitay-7-hukuk-dairesi-2013-8046-e-2013-7476-k-18e3710e3c85