Yargıtay · 7. Hukuk Dairesi
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2013/2384 E. 2013/5467 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 7. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2013/2384
- Karar No
- 2013/5467
- Karar Tarihi
Mahkemesi :İş Mahkemesi Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi taraf vekillerince istenilmekle, dosya incelendi, gereği görüşüldü: 1-6100 Sayılı HMK'nun geçici 3.madde 1.fıkrasına göre; “Bölge adliye mahkemelerinin, 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca Resmi Gazete'de ilan edilecek göreve başlama tarihine kadar, 1086 sayılı Kanunun temyize ilişkin yürürlükteki hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.” 2.fıkrasına göre; Bölge Adliye Mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanunun 26/09/2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla değişiklikten önceki 427 ilâ 454 üncü madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunur. 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 5.maddesine göre İş Mahkemesinden verilen kararlar tefhim ve tebliğ tarihinden itibaren 8 gün içinde temyiz olunabilir. Bu süre içinde temyiz dilekçesinin hakime havale edildikten sonra temyiz defterine kaydının yaptırılması ve harcının yatırılması gerekir. Temyiz süresi içinde temyiz dilekçesi ve temyiz defterine kaydedilmiş, ancak harç yatırılmamış ise, harç ve temyiz giderlerinin yatırılması için ilgili tarafa HUMK'nun 434/3.maddesi gereği 7 günlük kesin süre verilmesi gerekir. 8 günlük süre içinde temyiz edilmeyen (HUMK'nun 432/4), temyiz defterine kaydı yapılmayan (HUMK'nun 434/3) kararlar kesinleşmiş olur. Öte yandan İş Mahkemesinden verilen kararların katılma yoluyla temyizine ilişkin 5521 sayılı Yasada bir hükümde bulunmadığı gibi süre tefhimle başladığından gerekçeli kararın ayrıca sonradan tebliğ edilmiş olması tefhimle işleyen sürenin hukuksal sonuçlarını doğurmasına engel değildir. HMK'nun 103/1-4 maddesi gereğince hizmet akdi veya iş sözleşmesi sebebiyle işçilerin açtıkları davalar adli tatilde görülecek işlerden olduğundan adli ara vermede geçen günler süreye dahildir. Somut olayda karar davacı vekiline 06.11.2012 tarihinde usulüne uygun olarak tefhim edilmiştir. Davacının temyiz talebinin 8 günlük temyiz süresinin son günü olan 14.11.2012 tarihi geçtikten sonra 04.01.2013 tarihinde yapıldığı temyiz defterine kayıt ve harç makbuzlarından anlaşıldığından, davacı vekilinin temyiz talebinin HUMK'nun 432/4.maddesi gereğince süre aşımı nedeniyle reddi gerekir. 2-Davalı vekilinin temyiz itirazına gelince; Anayasanın 141'nci maddesi uyarınca, yargı kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerekir. Bu husus 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 297'nci maddesinde de hüküm altına alınmıştır. Anılan Anayasal ve Yasal düzenlemeler gereğince yargıcın, tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri kararda göstermesi zorunludur. Maddi olgularla hüküm fıkrası arasındaki hukuki bağlantı da ancak bu şekilde kurulabilecek, ayrıca yasal unsurları taşıyan bu gerekçe sayesinde, kararların doğruluğunun denetlenebilmesi mümkün olacaktır. Somut olayda, mahkemece dava dilekçesindeki talep gözönünde bulundurularak 250,00 TL kıdem tazminatı alacağına hükmedilmiş ise de, terditli hesaplama yapan bilirkişi raporunun tüm hizmet süresine ve yapılan 387,57 TL ödemenin faiziyle mahsup edilmesine ilişkin hesaplamanın mı, yoksa davalı işveren yanındaki çalışma süresine göre yapılan hesaplamanın mı hükme esas alındığı mahkeme kararının gerekçesinde anlaşılamamaktadır. Alacak davalarında verilen kabul hükmünün aslında alacağın miktarının tespitine ilişkin bölümünü de içerdiği gözetilerek, bilirkişi tarafından yapılan hesaplamalardan hangisinin hükme esas alındığı gerekçesiyle belirtilerek hüküm kurulması gerekirken, mahkemece HMK'nun 297. maddesine aykırı olarak karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O halde davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz talebinin reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre davalı vekilinin öteki itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde taraflara ayrı ayrı iadesine, 02.04.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.