Yargıtay · 7. Hukuk Dairesi

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2013/2105 E. 2013/5554 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
7. Hukuk Dairesi
Esas No
2013/2105
Karar No
2013/5554
Karar Tarihi

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü: Davacı, iş sözleşmesini sigorta gün ve prim sayısını doldurarak 24.01.2011 tarihinde feshettiğini ileri sürerek, kıdem tazminatı alacağının tahsilini istemiştir. Davalı, davacı hakkında zimmet nedeniyle soruşturma başlatılması üzerine davacının iş sözleşmesini haksız olarak feshettiğini, zimmetine para geçirdiğinin tespit edilmesi nedeniyle işten çıkarma cezası ile cezalandırıldığını, davacının bu nedenle tazminata hak kazanamayacağını bildirerek davanın reddi gerektiğini savunmuştur. Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davacı hakkında Ağır Ceza Mahkemesi kararı ile zimmet eyleminin sabit olduğu, davacının, ... isimli müşterinin uzun süre işlem görmeyen hesabını bir başka ...'e tediye makbuzu imzalatarak hesabı kapattığı ve para ödemesi yapmadığı, söz konusu kişinin yapılan işlemden şüphe duyması üzerine bankaya damadı ile gelerek yapılan işlemi görmek istediklerini ifade edince parayı adı geçene ödediğini söylediği, parayı iade ettiğinin belli olduğu, bunun üzerine davacı hakkında soruşturma başlatıldığı, soruşturma devam ederken davacının prim ödeme gün ve sigorta süresini doldurduğundan bahisle işten ayrıldığı, bir anlamda hakkında C.Savcılığı tarafından yapılan soruşturma olduğunu öğrendiği ve kıdem tazminatını alamayacağını düşünerek emekli olduğu, davalı bankanın disiplin kurulunca 02.03.2011 tarihinde "işten çıkarma" cezası verildiğinin davacıya 03.03.2011 tarihli ihtarname ile bildirildiği, davacının eyleminin 4857 sayılı Yasanın 25/II maddesinde belirlenen ahlak ve iyi niyet davranışlarına, sadakat yükümlülüğüne aykırılık teşkil ettiği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. İş sözleşmesinin işçi tarafından yaşlılık aylığı tahsisi amacıyla feshedilip feshedilmediği ve buna göre kıdem tazminatı hakkının doğup doğmadığı konularında taraflar arasında uyuşmazlık bulunmaktadır. 4857 sayılı İş Kanununun 120 nci maddesi yollamasıyla, halen yürürlükte olan 1475 sayılı Yasanın 14 üncü maddesinin birinci fıkrasının dördüncü bendinde, işçinin bağlı bulunduğu kurum veya sandıktan yaşlılık, emeklilik veya malullük aylığı yahut toptan ödeme almak amacıyla ayrılması halinde, kıdem tazminatına hak kazanılabileceği hükme bağlanmıştır. O halde anılan hüküm uyarınca, fesih bildiriminde bulunulabilmesi için işçinin bağlı bulunduğu kurum veya sandıktan yaşlılık, emeklilik, malullük ya da toptan ödemeye hak kazanmış olması şarttır. Bundan başka işçinin bağlı bulunduğu kurum ya da sandığa bahsi geçen işlemler için başvurması ve bu yöndeki yazıyı işverene bildirmesi gerekir. Böylece işçinin yaşlılık, emeklilik, mamullük ve toptan ödeme yönlerinden bağlı bulunduğu mevzuata göre hak kazanıp kazanmadığı denetlenmiş olur. Öte yandan işçinin, sosyal güvenlik anlamında bu hakkı kazanmasının ardından, ilgili kurum ya da sandığa başvurmaksızın kıdem tazminatı talebiyle işyerinden ayrılması ve bu yolla hakkın kötüye kullanılmasının önüne geçilmiş olur. İşçi tarafından bağlı bulunduğu kurum ya da sandıktan tahsise ya da tahsis yapılabileceğine dair yazının işverene bildirildiği anda işverenin kıdem tazminatı ödeme yükümü doğar. Faiz başlangıcında da bu tarih esas alınmalıdır. 4447 sayılı Yasanın 45 inci maddesi ile 1475 sayılı Yasanın 14 üncü maddesinin birinci fıkrasına (5) numaralı bent eklenmiştir. Anılan hükme göre, işçinin emeklilik konusunda yaş hariç diğer kriterleri yerine getirmesi halinde kendi isteği ile işten ayrılması imkânı tanınmıştır. Başka bir anlatımla, sigortalılık süresini ve pirim ödeme gün sayısını tamamlayan işçi, yaş koşulu sebebiyle emeklilik hakkını kazanamamış olsa da, anılan bent gerekçe gösterilmek suretiyle işyerinden ayrılabilecek ve kıdem tazminatına hak kazanabilecektir. Ancak, işçinin işyerinden ayrılmasının yaş hariç emekliliğe dair diğer kriterleri tamamlaması üzerine çalışmasını sonlandırması şeklinde gelişmesi ve bu durumu işverene bildirmesi gerekir. Aksi halde işçinin başka bir işyerinde çalışmak için değinilen yasa hükmüne dayanması, yasal hakkın kötüye kullanımı niteliğindedir. Somut olayda; davacının davalı bankada çalışmakta iken hakkında zimmet iddiası ile idari ve adli soruşturma devam ederken sigorta prim ve gün sayısını doldurması nedeniyle iş sözleşmesini feshettiği sabittir. Davacı hakkında fesihten sonra Sakarya 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 24.12.2012 tarih ve 2012/30 E. sayılı kararı ile bankanın zararının davacı tarafından giderilmesi nedeniyle davacının zimmet suçundan 1 yıl 8 ay hapis ve 1.100,00 TL Adli Para Cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, ceza hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği anlaşılmaktadır. Taraflar arasındaki uyuşmazlık davacının doğruluk ve bağlılığa aykırı davranışı nedeniyle hakkında banka müfettişleri tarafından soruşturma yapılırken iş sözleşmesini sigorta gün ve prim sayısını doldurması nedeniyle feshedip edemeyeceğine ilişkindir. Davalı tarafça davacının iş sözleşmesini bu aşamada feshetmesinin haksız olduğu savunulmuş, Mahkemece de davacının soruşturma devam ederken kıdem tazminatı alamayacağını düşünerek emeklilik nedeniyle iş sözleşmesini feshettiği, davacının ahlak ve iyiniyet kurallarına aykırı davranışı nedeniyle işten çıkarma cezası ile cezalandırıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Ancak davacı iş sözleşmesini 24.01.2011 tarihi itibariyle sigortalılık süresi ve prim ödeme gün sayısını doldurduğunu beyanla feshetmiş olup davalı banka tarafından feshe ilişkin dilekçe 24/01/2011 tarihinde teslim alınmıştır. Taraflardan birinin feshe ilişkin beyanı karşı tarafa ulaşmakla sonuçlarını doğurur ve karşı tarafın kabulüne bağlı değildir. Davacının fesih tarihinde prim ödeme gün sayısını ve sigortalılık süresini doldurduğu sabit olup uyuşmazlık konusu da değildir. Davacının iş sözleşmesini feshinden sonra davalı bankanın 02.03.2011 tarih ve 2 sayılı disiplin üst komitesi kararı ile işten çıkarma cezası ile cezalandırıldığının davacıya 03.03.2011 tarihli ihtarname ile bildirilmesinin sonuca etkisi yoktur. Başka bir deyişle davalı banka tarafından işten çıkarma cezası verildiğinin davacıya bildirildiği tarihte taraflar arasındaki devam eden bir iş sözleşmesi bulunmamaktadır. Mahkemece davanın kabulü gerekirken reddi hatalı olup bozma nedenidir. SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda açıklanan nedenle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 04/04/2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2013/2105, K. 2013/5554, T. 04.04.2013, www.arakarar.com/karar/yargitay-7-hukuk-dairesi-2013-2105-e-2013-5554-k-840e16ad08cc