Yargıtay · 7. Hukuk Dairesi
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2009/3541 E. 2010/750 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 7. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2009/3541
- Karar No
- 2010/750
- Karar Tarihi
Hasımsız olarak görülen dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay'ca incelenmesi katılan hazine tarafından istenilmiş olup, temyiz isteminin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, dosyadaki belgeler okundu, tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi. Gereği görüşüldü: Dava, mirasçılık belgesi verilmesi istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş ise de yapılan araştırma ve soruşturma, toplanan deliller hüküm vermeye yeterli değildir. 24.07.1923 tarihli Lozan Anlaşması ve bu anlaşmayı tamamlayan anlaşmalar 340 sayılı Kanunla kabul edilmiş, ahali mübadelesi konusunda ülkemizin taraf olduğu “Atina İtilafnamesi”, “Ankara Mukavelenamesi”, “Muhtelif Mübadele Komisyonlarının İlgasına Dair Anlaşma” olmak üzere 3 anlaşma daha yapılarak bu anlaşmalarla; 1912 tarihli Kanunla belirlenen İstanbul Belediyesi sınırları içinde 30 Ekim 1918 tarihinden itibaren kalıcı olarak yerleşmiş bulunan Ortodoks Rum ahalinin mübadeleye tabi olmaması kabul edilerek bunlara “etabil” sıfatı tanınarak hakları korunmuş, durumu anlaşmalarda gösterilen koşullara uymayan ve özellikle mübadeleye tabi olan kişilerle, 18 Ekim 1918 tarihinden önce Türkiye'deki arazisini terketmiş bulunan Rumlara ait taşınmazların, yine İstanbul sınırları dışında kalan taşınmazların tamamının Türk hükümetine geçmesi kararlaştırılmıştır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 575. maddesi hükmünde de mirasın mirasbırakanın ölümüyle açılacağı, 599. madde hükmünde mirasçıların mirasbırakanın ölümü ile mirası bir bütün olarak, kanun gereğince kazanacakları, 29. maddesi hükmünde bir hakkın kullanılması için bir kimsenin sağ veya ölü olduğunu veya belirli bir zamanda ya da başka bir kimsenin ölümünde sağ bulunduğunu ileri süren kimsenin iddiasını ispat etmek zorunda olduğu, 30. maddesi hükmünde doğum ve ölümün, nüfus sicilindeki kayıtlarla ispat olunacağı, nüfus sicilinde bir kayıt yoksa veya bulunan kaydın doğru olmadığı anlaşılırsa gerçek durumun her türlü kanıtla ispatlanabileceği, 598. maddesi hükmünde de başvurusu üzerine yasal mirasçı oldukları belirlenenlere, Sulh Mahkemesince mirasçılık sıfatlarını gösteren bir belge verileceği açıklanmıştır. Bu hukuksal olguların sonucu olarak mirasçılık belgesi isteme ... kural olarak mirasçılara tanınmıştır. Mahkemelerce yetki verilmiş olmadıkça mirasçı sıfatı bulunmayan kişiler tarafından açılacak bu tür davaların esasa girilmeden ve aktif husumet nedeniyle reddine karar verilmesi gerekir. Davacı, bu tür davalarda miras bırakanın ölümünü ve ölüm tarihini, kendisinin de irs bağı yönünden miras bırakanın mirasçısı olduğunu öncelikle birbirini tamamlayan ve doğrulayan nüfus kayıtları ile miras bırakan nüfusta kayıtlı değil ise her türlü delille kanıtlamak zorundadır. Anayasamızın 35. maddesi hükmünde de temel haklar arasında sayılan miras hakkının kamu yararı amacıyla kanunla sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Türk Medeni Kanunu'nun 580. madde hükmünde açıklanan miras hakkına ilişkin ehliyetin aynı Kanunun 8. maddesi hükmünde öngörülen genel hak ehliyeti olduğu, hak ehliyeti için öngörülen genellik ve eşitlik kurallarının mutlak olmadığı konusunda öğreti ve uygulamada görüş birliği bulunmaktadır. Nitekim 2675 sayılı Kanunla yabancı unsurlu hukuki ilişkiler düzenlenmiş, kanunun 8.maddesi hükmünde genel kural olarak hak ve fiil ehliyetinin ilgilinin milli hukukuna tabi olduğu açıklandıktan sonra, aile ve miras hukuku ile yabancı ülkedeki taşınmaz mallar üzerindeki ayni haklara ilişkin işlemlerin bu kuralın istisnası olduğu belirtilmiş, 22.maddesi hükmünde ise mirasın ailenin milli hukukuna tabi olduğu, Türkiyede bulunan taşınmaz mallar hakkında Türk hukukunun uygulanacağı, mirasın açılmasına, iktisabına ve taksimine ilişkin hükümlerin terekenin bulunduğu yer hukukuna tabi olduğu açıklanarak bu işlemler yönünden yabancı uyruklu kişilerin hak ehliyeti sınırlandırılmıştır. Benzer hükümler bu kanunu yürürlükten kaldıran ve halen yürürlükte bulunan 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanunda da bulunmaktadır. 2644 sayılı Tapu Kanunu'nun 35. maddesi hükmü ile de yabancı uyruklu kişilerin miras yolu ile dahi olsa Türkiye'de bulunan taşınmaz malları edinmeleri karşılıklılık bulunması ve yasal sınırlandırmalara uyulması koşuluna bağlanmıştır. Açıklanan bu sınırlandırmalar taşınmaz mallarla ilgili olduğundan terekede bulunan para ve taşınır mallar yönünden uygulanması düşünülemez. Kanunlarımızda yabancı uyruklu kişilerin para ve taşınır malları miras yolu ile edinmesini yasaklayan başkaca bir düzenleme de bulunmadığı gözetildiğinde mahkemelerce yabancılık unsuru bulunan davalarda taşınmaz mallarla, para ve taşınır mallar yönünden ayrı ayrı değerlendirme yapılması gerekir. Somut olaya gelince, toplanan delillerden davacılardan ...'in Amerikan vatandaşı, ...'un İngiliz vatandaşı olduğu, ... olarak açtıkları davada miras bırakanları ...'ın öldüğünü, tek mirasçı olarak miras bırakanın kardeşi ...'nin çocukları olan kendilerinin kaldığını öne sürerek mirasçılık belgesi verilmesini istedikleri, Rum asıllı Türk vatandaşı olan miras bırakan ...'ın İstanbul İli, ... İlçesi, ... Mahallesi Cilt:..., Hane:...'de nüfusa kayıtlı olduğu ve 12.08.1998 tarihinde bekar ve çocuksuz olarak öldüğü, yine Türk vatandaşı olan annesi ...'nin 19.04.1948 tarihinde, babası ...'nin de 15.02.1940 tarihinde, anne-baba bir kardeşi ...'nin evli ve çocuksuz olarak 09.09.1972 tarihinde, ...'in dul ve çocuksuz olarak 05.10.1989 tarihinde miras bırakandan sonra öldükleri, etabli belgesi alan ve anne-baba bir kardeşi ...'nin 1935 yılında Bakanlar Kurulu kararı ile Türk vatandaşlığından çıkartıldığı, etabli belgesi almayan diğer kardeşleri ... ve ...'nin ise atik kayıtlarında sağ göründükleri, ...'nin Türkiye'den ayrıldıktan sonra ingiliz uyruğuna geçtiği, miras bırakanın ölüm günü itibarıyla Amerika ve İngiltere ile ülkemiz arasında taşınmazlar yönünden karşılıklılık bulunduğu, miras bırakanın Türkiyede taşınmazının da mevcut olduğu anlaşılmaktadır. Miras bırakan 12.08.1998 tarihinde öldüğüne, anne ve babası da kendisinden önce ölmüş bulunduğuna göre mirası kural olarak ölüm gününde sağ olan kardeşleri ile ölmüşlerse alt soylarına kalır. Miras bırakanın daha önce etabli belgesi almamış veya Türk vatandaşlığından çıkartılmış kardeşlerinin de sonuçta yabancı uyruklu kişi olarak değerlendirilmeleri gerektiği, yabancı uyruklu mirasçıların da karşılıklılık bulunması ve yasal sınırlandırmalara uyulması koşuluyla Türkiyede bulunan terekeye dahil taşınmaz malları miras yolu ile edinebilecekleri, terekedeki para ve taşınır mallar yönünden ise hiçbir koşul aranmadan mirasçı olacakları gözetildiğinde, miras bırakanın kardeşlerinin etabli belgesi almış olup olmadıklarının veya Türk vatandaşlığından çıkartılıp çıkartılmadıklarının davada önemi bulunmadığı kuşkusuzdur. Davacıların mirasçı olabilmeleri için de kendilerinin ...'un çocukları olduklarının ve adı geçen kişinin öldüğünün kanıtlanması yeterli değildir. Ayrıca ... ile miras bırakanın kardeşi olan ...'nin aynı kişi olduğunun, dolayısıyla kendilerinin ...'nin çocukları olduklarının kanıtlanması gerekir. Miras paylarının belirlenebilmesi için etabli belgesi almadıkları anlaşılan ...'un ve Türk vatandaşlığından çıkartılan ...'nin ölmüş olup olmadıklarının, ölmüşlerse ölüm tarihlerinin bilinmesi gerektiği de kuşkusuzdur. Bu olguların kanıtlanması yükümü davacıların üzerindedir. Ne var ki mahkemece bu olgular üzerinde yeterince durulmamış, ... ve ...'nin Türkiyeden ayrıldıktan ve vatandaşlıktan çıktıktan sonra hangi ülke vatandaşlığına geçtikleri, hangi tarihte nerede öldükleri, bunların ve ingiliz vatandaşlığına geçtiği anlaşılan ...'nin yurt dışında ... adını alıp almadığı, ... soyadını ne şekilde edindiği, yurtdışında başka mirasçılarının bulunup bulunmadığı bu konuları ispat yükü üzerinde olan davacılardan sorulmamış, bu olguları kanıtlamaya yarayacak delilleri istenilmemiş, ...'nin vatandaşlıktan çıkarılmasına ilişkin kayıt ve belgeler getirtilerek incelenmemiş, ..., ... ve ...'nin vatandaşlığına geçtiği ülkelerin vatandaşlığa kabule ilişkin resmi kayıt ve belgeleri, ölüm tarihlerini, varsa eş ve çocuklarını gösterir şekilde yabancı ülke nüfus aile kayıtları getirtilmemiştir. ABD Florida Eyaleti Nüfus Bilgileri Dairesince düzenlenen ölüm belgesinde adı geçen ... ile miras bırakanın kardeşi ...'nin ad-soyad, doğum tarihi, baba adı gibi bilgiler birbirinden farklı olduğu gözetildiğinde bu belgenin davacıların annesi ... ile miras bırakanın kardeşi ...'nin aynı kişi olduğunu kanıtlamaya yarar bir belge olarak kabul edilemez. Bunun için İngiltere vatandaşlığına geçtiği öne sürülen ...'nin vatandaşlığa kabulüne ilişkin belge ve bilgilerin, evlilik öncesi nüfus kayıtları ile evlilik sonrasında çocuklarını ve ölüm tarihini de gösterir şekilde nüfus aile kayıtlarının getirtilip incelenmesi, Türkiye'deki kayıtlarla karşılaştırılması gerekir. Öldüğü anlaşılan ...'ın ... ile aynı kişi olduğu, davacıların da ...'nin çocukları oldukları bu yolla somut biçimde belirlenmedikçe veya genel yetkili Asliye Hukuk Mahkemesince bu kişilerin aynı kişi oldukları kesinleşmiş bir hükümle belirlenmedikçe mevcut nüfus kayıtları aksine davacıların ...'nin çocukları oldukları kabul edilemez. Ayrıca başka mahkemelerce ... olarak açılan davalar sonucunda miras bırakanın ölen kardeşlerinden bazıları için verilen mirasçılık belgelerinde davacıların ...'nin çocukları olduğu kabul edilerek davacılara da mirastan pay verilmiş olması, görülen davada kesin hüküm oluşturmaz, mahkemeyi ve katılan hazineyi bağlamaz. Hal böyle olunca mahkemece ispat yükünün kendi üzerinde olduğu da hatırlatılarak davacılardan az yukarıda açıklanan konularda diyecekleri ve delilleri sorulup saptanmalı, ..., ... ve ...'nin vatandaşlığına geçtiği ülkelerin vatandaşlığa kabule ilişkin resmi kayıt ve belgeleri, ölüm tarihleri, varsa eş ve çocuklarını gösterir şekilde yabancı ülke nüfus aile kayıtları kendilerinden istenilmeli veya gerekli bilgi ve giderler karşılandığı taktirde bu bilgi ve belgeler ilgili yabancı ülkelerden bakanlık kanalıyla ve diplomatik yollarla getirtilmeli, İstanbul Asliye 4. Hukuk Mahkemesinin 1973/519 esas, 1973/595 karar sayılı ...'ın, ... 4. Sulh Hukuk Mahkemesinin 1991/497 esas, 1991/526 karar sayılı ...'ın mirasçılık belgesinin verilmesine ilişkin dava dosyaları dosya içine alınmalı, içinde bulunan delil ve belgeler incelenmeli, bakanlık kanalıyla İngiltere adli makamlarına yazılan 13.4.2006 tarihli istinabe evrakının akibeti araştırılmalı, silsile takip eden ve birbirini doğrulayan Türk ve yabancı ülke nüfus ve diğer resmi kayıtları ile ... ile miras bırakan ...'nin aynı kişi olduğu, davacıların ...'nin çocukları olduğu belirlendiği taktirde az yukarıda açıklanan hukuksal olgular da dikkate alınarak toplanan delillere göre mirasçılık belgesi verilmeli, ... ile miras bırakan ...'nin aynı kişi olduğu resmi kayıtlarla belirlenemediği taktirde bu olgunun tespitinin nüfus kayıtlarına, nüfusta kayıt bulunmaması halinde diğer delillere göre mirasçılık belgesi düzenlemekle görevli dar yetkili Sulh Hukuk Mahkemesinin görevini aşacağı gözetilerek bu konuda hazineyi hasım göstererek tespit davası açmaları için davacılara kesin süre verilmeli, dava açıldığı taktirde sonucu beklenmeli ve sonucuna göre bir hüküm verilmelidir. Mahkemece böylesine bir araştırma ve soruşturma yapılmaksızın, eksik araştırma ve soruşturma ile yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz olduğu gibi, kabule göre de dava ... olarak açıldığı, ıslah yolu ile dahi olsa taraf artırılarak hasımlı davanın hasımlı hale getirilemeyeceği, ihbar üzerine hazine vekilinin davalı olarak katılma istemiyle dilekçe vermiş olmasının hazineyi davalı haline getirmeyeceği, ne var ki hazinenin dilekçesinde davacıların iddialarının ispatlanamaması halinde hazinenin mirasçılığına karar verilmesi gerektiğinin açıklanması karşısında bu dilekçedeki istemin asli müdahale olarak kabul edilip karar başlığında hazinenin asli müdahil olarak gösterilmesi gerekirken usul hükümleri gözardı edilerek aleyhinde kesin hüküm oluşacak şekilde dava hasımlı açılmış gibi hazinenin karar başlığında davalı olarak gösterilmesi dahi isabetsiz, katılan hazinenin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 18.02.2010 gününde oybirliği ile karar verildi.