Yargıtay · 7. Ceza Dairesi
Yargıtay 7. Ceza Dairesi 2023/12139 E. 2026/7536 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 7. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2023/12139
- Karar No
- 2026/7536
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : İzmir 1. Fikrî ve Sınai Haklar Ceza Mahkemesi SAYISI : 2021/246 E., 2022/ 86 K. SUÇ : 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'ye muhalefet HÜKÜM : Mahkûmiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma
Sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü:
Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı anlaşıldığından, sanığın yerinde görülmeyen diğer temyiz sebepleri reddedilmiştir.
Katılan tarafından sunulan ürünün iadesine karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi hukuka aykırı bulunmuş ise de bahse konu hukuka aykırılık Yargıtay tarafından düzeltilerek giderilmiştir.
Açıklanan nedenlerle, sanığın temyiz istemi yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bu husus yeniden
yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun’un 322. maddesi gereği hükümden müsadereye ilişkin paragrafın çıkartılarak yerine "Adli emanetin 2015/5519 sırasında kayıtlı eşyanın katılana iadesine, adli emanetin 2015/7412 sırasında kayıtlı eşyaların 5237 sayılı Kanun'un 54/4. maddesi uyarınca müsaderesine" ibaresinin eklenmesi ve sair kısımların aynen bırakılması suretiyle hükmün Tebliğname’ye aykırı olarak, oy çokluğuyla DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 24.06.2026 tarihinde karar verildi.
KARŞI DÜŞÜNCE
Sayın çoğunlukla uyuşmazlığımız 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 53/5. maddesinin kazanılmış hakka konu olup olamayacağı ve marka hakkına tecavüz suçunda katılan vekili tarafından dosyaya sunulan eşyanın müsaderesi gerekip gerekmediğine ilişkindir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 20.09.2011 tarihli ve 2011/5-104 Esas, 2011/183 Karar sayılı kararında "01 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCY’nda ise yaptırımlar, ceza ve güvenlik tedbirleri adı altında yeniden düzenlenmiş, ceza olarak yalnızca hapis ve adli para cezasına yer verilmişken, güvenlik tedbiri olarak belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma, eşya ve kazanç müsaderesi, sınır dışı edilme, çocuklara, akıl hastalarına, mükerrirlere ve tüzel kişilere özgü güvenlik tedbirlerine yer verilmiştir. 5237 sayılı Türk Ceza Yasasının 53. maddesinde, “belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma” başlığı altında hak yoksunlukları ve kısıtlılıklar, güvenlik tedbiri olarak tek bir madde altında toplanmış; “1) Kişi, kasten işlemiş olduğu suçtan dolayı hapis cezasına mahkûmiyetin kanuni sonucu olarak; a) Sürekli, süreli veya geçici bir kamu görevinin üstlenilmesinden; bu kapsamda, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliğinden veya Devlet, il, belediye, köy veya bunların denetim ve gözetimi altında bulunan kurum ve kuruluşlarca verilen, atamaya veya seçime tâbi bütün memuriyet ve hizmetlerde istihdam edilmekten, b) Seçme ve seçilme ehliyetinden ve diğer siyasî hakları kullanmaktan, c) Velayet hakkından; vesayet veya kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan, d) Vakıf, dernek, sendika, şirket, kooperatif ve siyasî parti tüzel kişiliklerinin yöneticisi veya denetçisi olmaktan, e) Bir kamu kurumunun veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşunun iznine tâbi bir meslek veya sanatı, kendi sorumluluğu altında serbest meslek erbabı veya tacir olarak icra etmekten, yoksun bırakılır. 2) Kişi, işlemiş bulunduğu suç dolayısıyla mahkûm olduğu hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar bu hakları kullanamaz. 3) Mahkûm olduğu hapis cezası ertelenen veya koşullu salıverilen hükümlünün kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından yukarıdaki fıkralar hükümleri uygulanmaz. Mahkûm olduğu hapis cezası ertelenen hükümlü hakkında birinci fıkranın e bendinde söz konusu edilen hak yoksunluğunun uygulanmamasına karar verilebilir.
4) Kısa süreli hapis cezası ertelenmiş veya fiili işlediği sırada onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında birinci fıkra hükmü uygulanmaz. 5) Birinci fıkrada sayılan hak ve yetkilerden birinin kötüye kullanılması suretiyle işlenen suçlar dolayısıyla hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde, ayrıca, cezanın infazından sonra işlemek üzere, hükmolunan cezanın yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar verilir. Bu hak ve yetkilerden birinin kötüye kullanılması suretiyle işlenen suçlar dolayısıyla sadece adlî para cezasına mahkûmiyet hâlinde, hükümde belirtilen gün sayısının yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar verilir. Hükmün kesinleşmesiyle icraya konan yasaklama ile ilgili süre, adlî para cezasının tamamen infazından itibaren işlemeye başlar. 6) Belli bir meslek veya sanatın ya da trafik düzeninin gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla işlenen taksirli suçtan mahkûmiyet hâlinde, üç aydan az ve üç yıldan fazla olmamak üzere, bu meslek veya sanatın icrasının yasaklanmasına ya da sürücü belgesinin geri alınmasına karar verilebilir. Yasaklama ve geri alma hükmün kesinleşmesiyle yürürlüğe girer ve süre, cezanın tümüyle infazından itibaren işlemeye başlar” düzenlemesine yer verilmiştir. Uyuşmazlığın esasını teşkil eden beşinci fıkranın gerekçesinde; “…Belli bir hak ve yetkinin kötüye kullanılması suretiyle işlenen kasıtlı suçlar dolayısıyla mahkûmiyet hâlinde, mahkûm olunan cezanın infazından sonra da etkili olmak üzere bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına ayrıca hükmedilmesi öngörülmüştür. Bu durumda mahkemenin belli bir hak ve yetkiyle ilgili olarak vereceği yasaklama kararı bir güvenlik tedbiri niteliği taşımaktadır” denilmek suretiyle, anılan maddenin beşinci fıkrasının uygulanabilmesi için hükümde ayrıca ve mutlaka gösterilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Buna göre 5237 sayılı TCY’nın 53. maddesindeki hak yoksunlukları, kural olarak hapis cezasının infazı ile sınırlandırılmış, infaz tamamlanmakla herhangi bir yargı kararına gerek olmaksızın kendiliğinden ortadan kalkacakları düzenlemesine yer verilmiş, maddenin beşinci fıkrasındaki düzenleme ile de birinci fıkrada sayılan hak ve yetkilerin kötüye kullanılması suretiyle işlenen suçlarda, infazın sona ermesinden sonra da kararda ayrıca hükmedilmesi koşuluyla, hak yoksunluğunun bir süre daha devam etmesi sağlanmıştır. Nitekim Ceza Genel Kurulunun 03.06.2008 gün ve 56–156 sayılı kararında da; “…5237 sayılı TCY’nın 53. maddesindeki hak yoksunlukları kural olarak hapis cezasının infazı ile sınırlandırılmış, infaz tamamlanmakla, herhangi bir yargı kararına gerek olmaksızın, bu hak yoksunluklarının kendiliğinden ortadan kalkacağı öngörülmüş, ancak aynı maddenin 5. fıkrasındaki düzenleme uyarınca, 1. fıkrada sayılan hak ve yetkilerin kötüye kullanılması suretiyle işlenen suçlarda, infazın sona ermesinden sonra da kararda ayrıca hükmedilmesi koşuluyla, hak yoksunluğunun bir süre daha devam etmesi sağlanmıştır...” sonucuna varılmıştır. Görüldüğü gibi, 5237 sayılı Yasanın 53. maddesinin beşinci fıkrasında belirlenen yasaklama, birçok açıdan aynı Yasa maddesinin birinci fıkrasındaki hak yoksunluklarından farklıdır. Bu farklılıklar kısaca şöyle özetlenebilir: a) Birinci fıkrasında yoksun bırakma ifadesine yer verilmişken, beşinci fıkrasında açıkça yasaklamadan söz edilmektedir. b) Birinci fıkrada düzenlenen hak yoksunlukları yalnızca hapis cezasının yasal sonucu iken, beşinci fıkrasındaki yasaklama, hem hapis, hem de para cezası açısından söz konusudur. c) Birinci fıkrada hâkimin süre konusunda herhangi bir takdir hakkı bulunmazken, beşinci fıkrada yasaklılık süresinin belirlenmesi hâkimin takdirine bağlıdır. d) Birinci fıkradaki yoksunluk hükmün kesinleşmesi ile başlarken, beşinci fıkradaki yasaklılık cezanın infaz edilmesinden itibaren başlayacaktır.
e) Birinci fıkradaki hak yoksunlukları tüm kasıtlı suçlar için söz konusu iken, beşinci fıkradaki hak yoksunluğu yalnızca birinci fıkrada gösterilen hak ve yetkinin kötüye kullanılması suretiyle işlenen kasıtlı suçlar açısından söz konusu olabilir. Ayrıca beşinci fıkrada düzenlenen hak yoksunluğunun ancak kötüye kullanılan hak ve yetkiyle ilgili olarak verilmesi gerekmektedir. f) Mahkûmiyetin yasal sonucu olmaması nedeniyle beşinci fıkrada, hâkimin bu hak yoksunluklarına hükmedildiğini kararında açıkça göstermesi ve hükmedilen yoksunlukların süresini de belirlemesi gerekli olup, “yasaklanmasına karar verilir” şeklindeki emredici ifade de bu zorunluluğu ortaya koymaktadır. Öğretide de; suç karşılığı olarak suçludaki tehlikelilik haliyle orantılı şekilde ve hükmedilen cezanın yarısından bir katına kadar uygulanabilecek olan 5237 sayılı TCY’nın 53. maddesinin beşinci fıkrasında yer alan güvenlik tedbirinin süresinin takdirinin tamamen hâkime ait olması nedeniyle, bu hak yoksunluğuna karar verildiğinin hükümde açıkça gösterilmesinin zorunlu olduğu, anılan fıkranın uygulanmasına hükümde yer verilmemiş olması halinde ise aleyhe yönelen temyiz bulunmaması durumunda 5320 sayılı Yasanın 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 1412 sayılı CYUY’nın 326. maddesi uyarınca lehe temyiz davası üzerine cezanın aleyhe değiştirilmemesi kuralı kapsamında kalacağı hususu kabul edilmektedir. (Prof. Dr. Hakan Hakeri, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2011, s. 591–594; Prof. Dr. ..., Doç. Dr. ..., Uygulamalı Ceza Hukuku ve Güvenlik Tedbirleri Hukuku, Ankara 2006, s. 324; Doç. Dr. ... ..., Türk Ceza Kanununda Güvenlik Tedbiri Olarak Hak Yoksunluğu ve Yasaklılığının Hukuki Niteliği, Kapsam ve Koşulları Üzerine Bir Değerlendirme, Ceza Hukuku Dergisi, Ağustos 2007, s. 171–196; Dr. Murat Aksan, Ceza Muhakemesine Bağlı Hak Yoksunluğu, Doktora Tezi, Konya 2007, s. 302; Cengiz Otacı, Suçun Kanuni Sonucu Olarak Belli Hakları Kullanmaktan Yoksun Bırakılma, Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, 20... , Yıl 2, c. 2, S. 4, s. 421–425)" şeklinde ifade edilmiştir.
5237 sayılı Kanun'un 53/5. maddesinde düzenlenen hak yoksunluğu hapis cezasına mahkumiyetin yasal sonucu niteliğinde değildir. Bu nedenle belirtilen hak yoksunluğuna hükmedilmesi durumunda bu hususun kararda açıkça belirtilmesi ve hak yoksunluğu süresinin de ayrıca belirlenmesi gerekecektir. Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
İzmir 1. Fikrî ve Sınai Haklar Ceza Mahkemesinin 19.11.2015 tarihli ve 2015/160 Esas, 2015/283 Karar sayılı kararı ile sanığın 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’ye muhalefet suçundan 10 ay hapis ve 80 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve 5237 sayılı Kanun'un 53/1. fıkrasındaki haklardan yoksun bırakılmasına karar verilmiştir. Anılan kararın sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 19. Ceza Dairesinin 15.04.2021 tarihli kararı ile bozulması sonrası temyiz incelemesine konu İzmir 1. Fikrî ve Sınai Haklar Ceza Mahkemesinin 01.03.2022 tarihli ve 2021/246 Esas, 2022/86 Karar sayılı kararı ile sanığın 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’ye muhalefet suçundan 10 ay hapis ve 80 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, 5237 sayılı Kanun'un 53/1. fıkrasındaki haklardan yoksun bırakılmasına ve aynı Kanun'un 53/5. maddesi uyarınca cezanın infazından sonra işlemek üzere hükmolunan hapis cezası kadar süre ile 5237 sayılı Kanun'un 53/1-e maddesindeki hak ve yetkilerin kullanılmasının yasaklanmasına karar verilmiştir. Sanık temyizi ile bozulmasına karar verilen ilk hükümde açıkça 5237 sayılı Kanun'un 53/5. maddesinin uygulanmasına karar verilmemiş olması nedeniyle kazanılmış hakka konu olacağından sayın çoğunluğun onama yönündeki görüşüne iştirak etmemekteyim.
Marka hakkında tecavüz suçunda soruşturma aşamasında şikayetçi vekili tarafından dosyaya sunulan eşyanın müsaderesinin gerekip gerekmediği hususu bakımından ise; 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin amacı, bu Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine uygun olarak tescil edilen markaların korunmasını sağlamaktır. 556 sayılı Kanun Hükmün Kararnamede eşya müsaderesine ilişkin özel bir düzenleme yer almamaktadır. 5237 sayılı Kanun'un "Güvenlik Tedbirleri" başlığı altında yer alan 54/4. maddesi ise " Üretimi, bulundurulması, kullanılması, taşınması, alım ve satımı suç oluşturan eşya, müsadere edilir." şeklinde düzenlenmiştir.
Taklit markalı eşyanın müsadere edilmemesi halinde piyasaya tekrar sürülme ihtimali ortaya çıkabilecektir. Müsadere hususunun değerlendirilmesi bakımından taklit markalı eşyanın sanığın iş yerinde ele geçirilmesi veya şikayetçi tarafından satın alınarak dosyaya sunulması arasında eşyanın niteliği açısından bir fark bulunmamaktadır. Taklit markalı eşyanın ticari piyasada tekrar dolaşıma girmesinin önlenmesi amacıyla müsaderesi gerekir. Taklit markalı eşyanın şikayetçi vekili tarafından soruşturma veya kovuşturma aşamasında dosyaya delil olarak sunulması eşyanın, suç konusu eşya niteliğinde olmasını engellemeyecektir. Dolayısıyla, müsadere sadece sanıktan ele geçirilen eşyalarla sınırlı olarak değerlendirilemez. Eşyanın müsaderesi bakımından önemli olan ürünün nereden ele geçirildiği değil, suç konusu olup olmadığıdır.
Şikayetçi vekili tarafından dosyaya sunulan taklit markalı eşya müsaderesinin mülkiyet hakkını ihlal edip etmediği bakımından ise, müsadere kararı ile oluşan müdahalenin hukuka uygun sayılabilmesi için kanuni dayanağının bulunması, kamu yararı amacına yönelik olması ve ölçülü olması gerekecektir.
Anayasa’nın "Mülkiyet hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:
“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.” Anayasa ile güvence altına alınan mülkiyet hakkı sınırsız bir hak olarak düzenlenmemiştir. Taklit markalı eşyaların yeniden dolaşıma sokularak tekrar suç işlenmesinin önlenmesi amacıyla müsadere edilmesi meşru bir sebebe dayanmaktadır. Müsadere kararı ile mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kamu yararı amacı da gözetildiğinde ölçülülük ilkesine aykırı olduğu da söylenemeyecektir. Katılan tarafından dosyaya sunulan eşyanın müsaderesine karar verilmesi isabetli olduğundan sayın çoğunluğun görüşüne iştirak etmemekteyim.