Yargıtay · 7. Ceza Dairesi
Yargıtay 7. Ceza Dairesi 2012/31667 E. 2013/6225 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 7. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2012/31667
- Karar No
- 2013/6225
- Karar Tarihi
Marka hakkına tecavüz suçundan sanık ...'ın, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 57/5, 64/1-5, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 62/1 ve 52/2 maddeleri uyarınca 500 Türk lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231/5. maddesi uyarınca sanık hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, sanığın 5 yıl denetim süresine tâbi tutulmasına dair Gebze 3. Sulh Ceza Mahkemesinin 26/01/2012 tarihli ve 2010/139 esas, 2012/40 sayılı kararına yönelik itirazın kabulüne ilişkin Gebze Asliye Ceza Mahkemesinin 06/03/2012 tarihli ve 2012/46 değişik iş sayılı kararına müteakip, bu kez sanığın 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 57/5, 64/1-5, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 62/1 ve 52/2 maddeleri uyarınca 500 Türk lirası adlî para cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231/5. maddesi uyarınca sanık hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına dair Gebze 3. Sulh Ceza Mahkemesinin 08/05/2012 tarihli ve 2010/139 esas, 2012/40 sayılı ek kararı aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığından verilen 30.11.2012 gün ve 67526 sayılı kanun yararına bozma istemini içeren dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 14.12.2012 gün ve KYB. 2012-303892 sayılı ihbarnamesi ile daireye verilmekle okundu. Mezkür ihbarnamede; Dosya kapsamına göre, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 25/02/2009 tarihli ve 2008/19715 esas, 2009/2345 sayılı ilâmının içeriği ve Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 23/02/2009 tarihli ve 2007/14317 esas, 2009/2264 sayılı ilâmında da belirtildiği üzere, sanık hakkında 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 61/1-A-c maddesi uyarınca cezalandırılması için kamu davası açıldığı, bu maddenin atıf yaptığı 61' inci maddede ise kararname hükmüyle suç tanımlarının düzenlendiği ve 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un geçici 1 inci maddesinde "Diğer kanunların, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun Birinci Kitabında yer alan düzenlemelere aykırı hükümleri, ilgili kanunlarda gerekli değişiklikler yapılıncaya ve en geç 31 Aralık 2008 tarihine kadar uygulanır.", 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 01/01/2009 tarihinde yürürlüğe giren 5/1 inci maddesinde "Bu Kanunun genel hükümleri, özel ceza kanunları ve ceza içeren kanunlardaki suçlar hakkında da uygulanır" ve aynı Kanun'un genel hükümleri arasında bulunan 2 inci maddesinin birinci fıkrasında ise "Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanmaz..." hükümlerinin yer aldığı, olayımızda sanığa atılı eylemin, ceza içeren özel bir hukuk düzenlemesi olup, 5 inci maddede sözü edilen özel ceza kanunları ya da ceza içeren kanunlar kapsamında bulunduğu, o halde atılı eylemin, Türk Ceza Kanunu'nun 2 inci maddesi hükmü kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, bu duruma göre, kanun hükmünde kararname hükmüyle getirilen bu düzenlemenin Türk Ceza Kanunu'nun 2 inci maddesinde öngörülen kanunilik ilkesine uygun bulunmadığı, nitekim Anayasa Mahkemesinin 03/01/2008 tarihli ve2005/15 esas, 2008/2 sayılı iptal kararı gerekçesinde kanunsuz suç ve ceza konulamayacağını, kanun hükmünde kararname hükmüyle suç ve ceza getirilemeyeceğini açıkça vurguladığı, bu durum karşısında, 5252 sayılı Kanun'un geçici birinci maddesi ile Türk Ceza Kanunu'nun 2 inci maddesi ve 01/01/2009 tarihinde yürürlüğe giren 5 inci maddesi birlikte değerlendirildiğinde; 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin suç tanımlayan hükümlerinin tümüyle zımnî olarak ilga edildiğinin (örtülü olarak yürürlükten kaldırıldığının) kabulü gerektiği, bu hukukî değerlendirmeye göre, atılı eylemin 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri kapsamında suç oluşturmayacağı, öte yandan 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'ye göre suç oluşturmayan eylemin Türk Ticaret Kanunu'nda düzenlenen haksız rekabet suçunu oluşturup oluşturmayacağı hususunun da bu noktada ayrıca değerlendirilmesi gerektiği, buna göre, 01/01/1957 tarihinde yürürlüğe giren 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 57 inci maddesinin 5 inci fıkrasında; başkasının haklı olarak kullandığı ad, unvan, işaret gibi tanıtma vasıtaları haklarına tecavüzün yanında, tescilli ve tescilsiz ayırımı yapmadan marka hakkına tecavüzün de haksız rekabet suçu olarak tanımlandığı ve cezasının 64 üncü maddede belirtildiği, bu Kanun'un yürürlük tarihinden sonra 3 Mart 1965 tarihinde yürürlüğe giren 551 sayılı Markalar Kanunu'nun 47 inci maddesinde de tescil edilmiş marka hakkına tecavüz hallerinin ayrı ayrı tanımlandığı ve yaptırımının da 51 ve 52 inci maddelerde belirtildiği, her iki düzenlemede de tescilli marka kullanma haklarına tecavüz hallerinin belirlendiği ve yaptırıma bağlandığı, bu sebeple gerek Türk Ticaret Kanunu ve gerekse 551 sayılı Markalar Kanunu'ndaki düzenlemeyle korunan ortak değerin, marka kullanma hakkından doğan haklar olduğu, marka hakkına tecavüz fiillerinin unsurlarının her iki düzenlemede de aynı olduğu ve iki kanun birlikte uygulanamayacağından tam olarak oluşan kanun çatışması kuralları uyarınca sonradan yürürlüğe giren, tescilli markalara hukuki ve cezaî koruma getiren 551 sayılı Kanun'daki düzenlemenin Türk Ticaret Kanunu'nun 57/5. fıkra hükmünü tescilli markalarla sınırlı olmak üzere örtülü olarak yürürlükten kaldırdığı, bu Kanun'un da (551 sayılı Kanun), 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin değişik 82 inci maddesiyle yürürlükten kaldırılmış bulunduğundan ve yürürlükten kalkan eski düzenlemelerin canlanamayacağından, sanığa atılı eylemin haksız rekabet suçunu da oluşturmadığı, dolayısıyla atılı eylemin 01/01/2009 tarihinden itibaren suç olmaktan çıktığı gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiş ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozmaya atfen ihbar olunmuş bulunmakla Türk Milleti adına gereği görüşülüp düşünüldü; Gebze Cumhuriyet Başsavcılığının 05.11.2009 tarih ve 2009/6938 Esas sayılı iddianamesiyle haksız rekabet suçundan dava açıldığı ve mahkemece de yargılama sonucunda bu yönde karar verildiğinden kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği yerinde görülmediğinden REDDİNE, 20.03.2013 günü oybirliğiyle karar verildi.