Yargıtay · 6. Hukuk Dairesi

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi 2025/448 E. 2025/4472 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
6. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/448
Karar No
2025/4472
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : Konya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/1385 E., 2023/1711 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Ereğli(Konya) 3. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2022/112 E., 2023/92 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü.

I. DAVA Davacı vekili; müvekkilinin 30.07.2018 tarihinde davalı şirketten yazılı sözleşme ile 475.000,00 TL bedelle daire satın aldığını, bedelin bir kısmının elden bir kısmının da hesaba havale edildiğini, geriye kalan kısmının ise tapu tesliminden sonra ödeneceğini, sözleşmeye göre dairenin 30.12.2019 tarihinde teslim edileceğini, ancak davalı şirketin tapu devrini yapmadığını, müvekkilinin edimini yerine getirdiğini, ancak davalının devir işini yapmadığını ileri sürerek dava konusu taşınmazın tapusunun iptali ile müvekkili adına kayıt ve tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

II. CEVAP Davalı vekili, davacıdan alacakları saklı kalmak kaydıyla davayı kabul ettiklerini belirtmiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalının kabul beyanı olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalının, dava dilekçesinde gösterilen değer üzerinden davayı kabul ettiği, bu nedenle dava dilekçesinde gösterilen değer üzerinden davacı yararına vekalet ücretinin yarısına hükmedilmesi gerektiği gerekçesiyle istinaf başvurusunun kabulüyle yeniden karar verilmek suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde; davacının yazılı bildirimde bulunarak münasip bir süre içinde tapunun devrini istemesi gerekirken doğrudan dava açmasının hukuka aykırı olduğunu, 6098 sayılı TBK'nın 97. maddesi uyarınca davacının kalan borcunu Mahkeme veznesine depo etmesi ve ancak koşulları oluştu ise bundan sonra tapu iptali ve tesciline karar verilmesi gerekirken, Mahkemenin 193.500,00 TL alacaklarını görmezden gelerek doğrudan doğruya tapunun iptal ve tesciline karar vermesinin Kanuna ve dosya kapsamına açıkça aykırı olduğunu, harç ve yargılama giderlerinin takdirinde de hataya düşüldüğünü beyan etmektedir.

B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, yükleniciden konut alımına dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "Davayı kabul" başlıklı 308/1. maddesi; "Kabul, davacının talep sonucuna, davalının kısmen veya tamamen muvafakat etmesidir.”, aynı Kanun'un 309/1. maddesi; "Feragat ve kabul, dilekçeyle veya yargılama sırasında sözlü olarak yapılır.", 311/1. maddesi ise, "Feragat ve kabul, kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur. İrade bozukluğu hâllerinde, feragat ve kabulün iptali istenebilir." şeklinde düzenlenmiştir.

Açıklanan bu hükümlerden de anlaşılacağı üzere davayı kabul, davalının mahkemeye ulaşması gerekli tek taraflı irade beyanı ile davacının dava dilekçesindeki talep sonucu kısmına kısmen veya tamamen muvafakat etmesi şeklinde tanımlanabilir (Baki, Kuru; Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. Baskı, C. IV., İstanbul 2001, s. 3674; Süha, Tanrıver; Mahkeme Huzurunda Yapılan Kabuller, AÜHFD, 1995/I, s. 221).

Kabul, davayı sona erdiren usul işlemi olmasının yanı sıra aynı zamanda davalı, davacının istemiş olduğu hakkın varlığını da kabul ettiğinden bir maddi hukuk işlemidir (Kuru, s. 3677). Davayı kabul, her şeyden önce bir usul işlemi olduğundan, kabulün şartları ve etkileri usul hukuku bakımından düzenlenir. Kabulün şekli (yapılış biçimi), davayı sona erdirmesi ve kabul nedeniyle davanın kabulüne ilişkin mahkeme kararının istinaf/temyiz edilmesi usul hukukuna tabidir.

Davayı kabulden söz edilebilmesi için dört koşulun bir arada bulunması gerekir. Bunlardan ilkini; davalı tarafından mahkemeye yöneltilmiş bulunan tek taraflı ve varması gereken bir irade beyanının mevcudiyeti oluşturur (Tanrıver, s. 221). Bu irade beyanının kendisinden beklenen hüküm ve sonuçları doğurabilmesi mahkeme veya davacı tarafından kabul edilmesine bağlı değildir (Kuru, s. 3691). Bu yönü ile davayı kabul beyanı davadan feragatle benzerlik gösterirken, mahkeme huzurunda yapılan sulhlerden ayrılır. Zira mahkeme huzurunda yapılan sulh için tarafların karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanlarına ihtiyaç vardır. Diğer bir koşul, davayı kabule ilişkin irade beyanının kayıtsız, şartsız ve açık olması gereklidir (HMK md. 309/4). Usul işlemleri kural olarak şarta bağlı olarak yapılamayacağından, şarta bağlı olarak bir kabul beyanında bulunulmuş ise, davalının bu beyanının davayı kabul olarak nitelendirilmesi mümkün değildir. Davalının, davanın kabulüne ilişkin davayı kabul eden irade beyanı, kayıtsız ve şartsız olmasının yanı sıra, açık ve tereddüte yer vermeyecek bir biçimde kesin de olmalıdır. Zımni olarak davayı kabul de mümkün değildir (Kuru, 3692-3694).

Diğer taraftan, davalının kabule ilişkin irade beyanının davacının talep sonucunu konu alması gerekir. Davalı sözü edilen irade beyanı ile davacının dava dilekçesinin talep sonucu kısmına rıza gösterir. Davayı kabul davacının dava dilekçesinin talep sonucunun tamamına ilişkin olabileceği gibi talep sonucunun bir kısmına ilişkin de olabilir (md. 309/3).

Son koşul olarak kabul, ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarrufta bulunabilecekleri uyuşmazlıkları konu alan davalarda hüküm doğurur (HMK md. 308/2). Medeni Usul Hukukunda kural olarak tasarruf ilkesi (md. 24) uygulandığından, bu ilkeden hareketle davalı da dava konusu üzerindeki tasarruf yetkisine dayanarak açılmış bir davayı kabul edebilir. Bu suretle davalının kabulü davayı sona erdirir. Buna karşın, iki tarafın arzusuna tâbi olmayan ve kamu düzenini yakından ilgilendiren davalarda (örneğin velayete, nesebe ilişkin davalarda) yapılan kabuller geçerlilik taşımaz ve davayı sona erdirmezler (Kuru, s. 3675; Tanrıver, s. 218, İlhan, E. Postacıoğlu; Medeni Usul Hukuku, İstanbul 1975, s. 480).

Kural olarak davayı kabul ancak davalı tarafından yapılabilir. Nitekim HMK'nın 308/1. maddesinde kabul, davacının talep sonucuna, davalının kısmen veya tamamen muvafakat etmesi şeklinde ifade edilmiştir. İhtiyari dava arkadaşlığının varlığı hâlinde her bir dava arkadaşı sadece kendisi bakımından etki doğuracak olan usul işlemlerini yapabildiği ve sadece dava konusunun kendisine ilişkin bulunan kısmı üzerinde tasarrufta bulunabildiğinden her davalı kendisi bakımından etki doğuracak şekilde davayı kabul edebilir.

Kabul, dilekçeyle veya yargılama sırasında sözlü olarak yapılabilir (HMK md. 309/1). Kabulün zamanı ise Kanun'un 310. maddesinde düzenlenmiş ve feragatta olduğu gibi hüküm kesinleşinceye kadar her zaman yapılabileceği öngörülmüştür. Böyle olunca mahkemece verilen bir kararın temyizi aşamasında, usul hukuku çerçevesinde kesinleşmiş bir karar olmadığından davanın kabul edilmesi mümkündür.

Kabul, davayı sona erdiren kesin bir usul işlemidir. Davayı kabul ile mevcut olduğu tespit edilen veya yeni ... hak, aynı taraflar arasında ve aynı dava sebebine dayanarak yeni bir dava konusu yapılamaz (md. 311). Davanın kabulü, kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur (md. 311/1, 1.c).

Kabulden dönülmesi ve kabulden sonra ıslah yapılması olanaksız ise de, irade bozukluğu hâllerinde kabulün iptali istenebilir (md. 311, Kuru, s. 3677 vd.). Çünkü, bir hukuki işlemin geçerli ve amacına uygun hukuki sonuç doğurabilmesi için o hukuki işlemi yapan kişi veya kişilerin sağlıklı bir şekilde oluşmuş iradelerinin bulunması ve yine bu iradelerinin istenilen hukuki sonuca uygun şekilde açıklanması gerekmektedir. İrade bozukluğu hâlleri 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 30 ilâ 39. maddeler arasında "Yanılma", "Aldatma" ve "Korkutma" başlıkları altında düzenlenmiştir. Türk Hukukunda irade bozukluğuna bağlanan yaptırım ise kesin hükümsüzlük (butlan) hâli değildir. HMK'nın 311. maddesinde de açıkça belirtildiği gibi irade bozukluğu hâllerinde kişiye iptal hakkı tanınmıştır.

Davayı kabul, davalının mahkemeye karşı (hitaben) yaptığı tek taraflı bir irade beyanı ile tamamlandığından, mahkemece, sadece davalının beyanının gerçekten davayı kabul olup olmadığı ve kanunun öngördüğü şekilde (md. 309, md. 154/3-ç) yapılıp yapılmadığı araştırılır, davalının beyanının gerçekten davayı kabul olduğu ve kanunun öngördüğü şekilde yapıldığı tespit edilirse kabul nedeniyle davanın kabul edilmesine karar verilmekle yetinilir.

Davalı tarafından davanın kısmen veya tamamen kabulü mümkün ise de; kabulün şarta bağlı olarak yapılması mümkün değildir. Kabul ile dava konusu uyuşmazlık esastan sona erdiğinden, davalının gerçek amacının davayı kabul etmek olduğu açıkça anlaşılmalıdır. Beyanından, taşıdığı amacın davanın tamamı ya da bir kısmını koşulsuz şekilde kabul etmek olduğu anlaşılmıyor ise mahkemenin davalıya amacının ne olduğunu açıklatması (md. 31) ve beyanını ona göre değerlendirmesi gerekmektedir. Kayıt ve şarta bağlanmış beyanlarda, ihtilafın gerçek anlamda sona erdiğinden söz edilemeyeceğinden, koşula bağlanmış bir kabul beyanı geçerli olmayacaktır. Diğer bir anlatımla koşula bağlanmış kabul ile davanın sona erdiği kabul edilemez.

Somut olayda; davalı cevap dilekçesinde ‘ davacıdan alacaklarımız saklı kalmak kaydıyla davayı kabul ediyoruz’ şeklinde ifade kullandığından, şarta bağlanmış iş bu beyanda, ihtilafın gerçek anlamda sona erdiğinden söz edilemez. Koşula bağlanmış bir kabul beyanı geçerli olmayacaktır.

Bu durumda Bölge Adliye Mahkemesince, davalının beyanının taşıdığı anlam değerlendirilerek, birlikte ifa kuralı gereği davalının alacağı depo ettirilmek koşuluyla davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.

VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgilisine iadesine,

Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 24.12.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2025/448, K. 2025/4472, T. 24.12.2025, www.arakarar.com/karar/yargitay-6-hukuk-dairesi-2025-448-e-2025-4472-k-7e931b881754