Yargıtay · 6. Hukuk Dairesi
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi 2024/716 E. 2024/1093 K. – İflas
Konu: İflas
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 6. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2024/716
- Karar No
- 2024/1093
- Karar Tarihi
- Konu
- İflas
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/2270 E., 2024/42 K. HÜKÜM/KARAR : Esastan Ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2018/580 E., 2019/497 K. Taraflar arasındaki iflas davasından dolayı bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyize konu edilen kararın niteliğinin duruşma istenebilecek davalardan olmadığı anlaşılmıştır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin ikinci fıkrası uyarınca davacı vekilinin duruşma isteğinin reddine, temyiz dilekçesinin kabulü ile incelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile dava dışı ... G.menkul A.Ş arasında 12.12.2012 tarihli Gayrimenkul Satış Vaadi ve İnşaat Yapım Sözleşmesi imzalandığını, davalı şirketin de sözleşmeye müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatıyla imza attığını, ... A.Ş.’nin sahip olduğu arsa üzerine yapılacak inşaattan 70 no.lu bağımsız bölümü satın aldığını, taşınmaz bedelinin tamamen ödendiğini, taşınmazın sözleşme uyarınca teslim edilmesi gereken tarihte tamamlanıp teslim edilmemesi nedeniyle sözleşmeye dayalı cezai şartın tahsili için başlattığı iflas yoluyla takibe dayalı itirazının haksız olduğu gerekçesiyle itirazın kaldırılarak davalının iflasına karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davaya konu sözleşmedeki kefaletin kanunda aranan şartalrı taşımadığından geçerli olmadığını, kefalet geçerli kabul edilse dahi ... A.Ş. aleyhine başlattığı takibin sonuçsuz kalması halinde müvekkiline başvurulabileceğini, teslimde gecikme olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 22.05.2019 tarih ve 2018/580 Esas, 2019/497 Karar sayısı belirtilen kararı ile davaya dayanak kefalet sözleşmesinde davalı şirketin müteselsil kefil olarak gösterildiği ve sözleşmenin davalı şirket tarafından imzalandığı, ancak kefilin sorumlu olduğu azami miktar, kefalet tarihi ve müteselsil kefil ibaresinin şirket yetkilisi tarafından el yazısı ile kefalet sözleşmesinde yazılmadığı, bu nedenle kefaletin BK’nın 583. maddesine göre geçerli olmadığı, geçerli olmayan sözleşme gereğince alacak talebinde bulunulamayacağı, takibe itirazın haklı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde; mahkemenin 6502 sayılı Kanun'a göre tüketici haklarını koruması gerekirken, hiçbir inceleme yapmadığını, davalının sözleşmede sadece müşterek borçlu müteselsil kefil değil proje ortağı, inşaat yüklenicisi ve kayıtlı resmi müteahhit olduğunu, davalının sözleşme imzalanırken müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatı ile tüketiciye güven temin ettiğini, gerçekte sözleşmedeki edimi yerine getirecek ortak konumunda olduğunu, sözleşmeden yarar elde eden davalının şekle aykırılık savunmasının dürüstlük kurulının ihlali olduğunu, doktrin ve Yargıtay görüşlerine göre kefaletin geçerli sayılması gerektiğini belirterek, kararın bozulmasını istemiştir. C.Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin03.10.2019 tarih ve 2019/2030 Esas, 2019/1503 sayılı kararı ile davacı vekiline karar tebliğinden itibaren 10 günlük süre içerisinde istinaf dilekçesinin verildiği gerekçesiyle istinaf dilekçesinin reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Dairemizin 11.11.2021 tarihli ve 2021/818 Esas, 2021/1398 Karar sayılı ilamıyla; mahkemece gerekçeli kararda istinaf süresinin 2 hafta olarak belirlendiği, bu sürenin genel hükümler çerçevesinde belirlenen ve Kanunda yazılı olan bir süre olup, tarafın yanılmasına sebep olabilecek mahiyette bulunması sebebiyle mahkemenin, tarafı Kanun yolu süresi bakımından yanıltmış olması karşısında davacı vekilinin istinaf isteminin süresinde olduğu gerekçesiyle kararın bozulmasına karar verilmiştir. B.Bölge Adliye Mahkemesi Direnme Kararı ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca Direnme Üzerine Verilen Karar 1. Bölge Adliye Mahkemesinin 18.01.2022 tarih ve 2021/2150 Esas, 2022/18 Karar sayılı kararıyla bozma ilamına karşı direnme kararı vermiştir. 2 Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 25.10.2023 tarih ve 2022/6-480 Esas, 2023/997 Karar sayılı ilamıyla Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar vermiştir. C. HGK Kararı Sonrası Bölge Adliye Mahkemesi Kararı Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde, istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebepleri temyiz nedeni olarak ileri sürmüştür. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, iflas yoluyla adi takipte itirazın kaldırılması ve iflas istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk İİK’nın 156.maddesi, TTK 7. maddesi 3. Değerlendirme Kefalet sözleşmesiyle kefil, asıl borçlunun borcunu ödememesi durumda, söz konusu borçtan şahsen sorumlu olacağını taahhüt etmektedir (Aral, Fahrettin: Borçlar Hukuku-Özel Borç İlişkileri, Ankara 2007, s. 437). Daha yalın bir anlatımla bu sözleşme ile kefil, borçlunun asıl borcu ifa edememesi riskini üzerine alır (Özen, Burak:KefaletSözleşmesi, İstanbul 2008, s. 6). Kefalet sözleşmesi TBK'nın 581. maddesinde; “Kefalet sözleşmesi, kefilin alacaklıya karşı, borçlunun borcunu ifa etmemesinin sonuçlarından kişisel olarak sorumlu olmayı üstlendiği sözleşmedir” şeklinde tanımlanmıştır. Türk Borçlar Kanunu’nun 583/1. maddesinde, kefalet sözleşmesinin yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azamî miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmayacağı, kefilin, sorumlu olduğu azamî miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesinin şart olduğu düzenlenmiştir. Kefaletin türleri ise TBK’nın 585 vd. maddelerinde düzenlenmiş ve uyuşmazlık konusu müteselsil kefaletle ilgili olarak TBK’nın 586/1. maddesi; “Kefil, müteselsil kefil sıfatıyla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girmeyi kabul etmişse alacaklı, borçluyu takip etmeden veya taşınmaz rehnini paraya çevirmeden kefili takip edebilir. Ancak, bunun için borçlunun, ifada gecikmesi ve ihtarın sonuçsuz kalması veya açıkça ödeme güçsüzlüğü içinde olması gerekir” hükmünü içermektedir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) “Teselsül karinesi” başlıklı 7. maddesi; “(1) İki veya daha fazla kişi, içlerinden yalnız biri veya hepsi için ticari niteliği haiz bir iş dolayısıyla, diğer bir kimseye karşı birlikte borç altına girerse, kanunda veya sözleşmede aksi öngörülmemişse müteselsilen sorumlu olurlar. Ancak, kefil ve kefillere, taahhüt veya ödemenin yapılmadığı veya yerine getirilmediği ihbar edilmeden temerrüt faizi yürütülemez. (2) Ticari borçlara kefalet hâlinde, hem asıl borçlu ile kefil, hem de kefiller arasındaki ilişkilerde de birinci fıkra hükmü geçerli olur” hükmünü haizdir. Adi işlerde birden fazla borçludan her birinin alacaklıya karşı borcun tamamından sorumlu olması için bu yönde beyanlarının olması aranırken, ticarî hayatta hız, güven ve kredi düzeninin korunması gibi çeşitli sebeplerle TTK’nın 7/1. maddesinde kural olarak teselsül karinesine yer verilmiş, birlikte borç altına giren kişilerin kanun gereği müteselsil sorumluluğa tâbi tutulmaları esası kabul edilmiştir (Ülgen, Hüseyin/Helvacı, Mehmet/Kendigelen, Abuzer/Kaya, Arslan/Ertan, Nomer Füsun N.: Ticari İşletme Hukuku, İstanbul 2015, s. 68). Müteselsil sorumluluğun söz konusu olması için öncelikle sözleşmenin borçlu tarafında birden fazla gerçek ve/veya tüzel kişinin bulunması gerekir. Teselsül karinesi için işin, borç altına girenlerin tamamı yönünden ticarî iş niteliğini haiz olmasına gerek bulunmamaktadır. Borcun borçlulardan en az biri için ticarî iş olması yeterli olup, müteselsil sorumluluk için birden fazla borçlunun, alacaklı veya alacaklılara karşı birlikte borç altına girmeleri gerekir. İki veya daha fazla kimsenin, içlerinden yalnız biri veya hepsi için ticarî nitelikteki iş nedeniyle borç altına girmesi hâlinde, aralarında müteselsil sorumluluğun olması için dış ilişkiyi düzenleyen sözleşmede (alacaklı ile borçlu arasındaki sözleşmede) aksi yönde bir hükmün olmaması gerekir. Sözleşmede müteselsil sorumluluğun kabul edilmediği yönünde bir düzenleme varsa borçlular sözleşmedeki düzenleme uyarınca borcun tamamından değil sadece kendi paylarına düşen kısmından sorumlu olurlar. Borçluların yalnızca kendi aralarında, yani iç ilişkide kısmî sorumluluk öngörmüş olmaları ise müteselsil sorumluluğa engel teşkil etmez. Görüldüğü üzere adi işlerde borçlular arasındaki teselsül, kural olarak ancak borçluların alacaklıya karşı borcun tamamından sorumlu olduğunu beyan etmeleri hâlinde mümkün iken, ticarî işlerde iki veya daha fazla kimse içlerinden yalnız biri veya hepsi için ticarî nitelikteki bir iş dolayısıyla alacaklıya karşı müştereken borç altına girerlerse, bu yönde bir irade açıklamaları olmasa dahi, kanunen müteselsilen sorumlu olurlar. Ticarî bir borç nedeniyle birden fazla borçludan her birinin borcun bir kısmından sorumlu olması ise, ancak alacaklı ile aralarındaki sözleşmede buna ilişkin açık bir hüküm olması hâlinde mümkündür (Ülgen/Helvacı/Kendigelen/Kaya/Ertan, s. 70). Ticarî bir borca, asıl veya müşterek borçlular yanında, ayrıca kefalet de verilmiş olabilir. Az yukarıda açıklanan teselsül karinesi, TTK’nın 7/2. maddesi uyarınca ticarî borçlara kefalet hâlinde, hem asıl borçlular ile kefiller hem de kefillerin kendi arasındaki ilişkilerde de söz konusu olur. Müteselsil kefalet karinesinin uygulanması için, borcun ayrıca kefil bakımından da ticarî olmasına gerek yoktur. Buna göre ticarî bir borca kefalet hâlinde, dış ilişkideki sözleşmede aksi kararlaştırılmadığı sürece, yani müteselsil kefalet açıkça bertaraf edilmediği takdirde, kefiller borçlu ile birlikte müteselsilen sorumlu olurlar. Eş söyleyişle kefilin birden fazla olması hâlinde gerek kefiller arasında gerekse kefillerle borçlular arasında müteselsil sorumluluk söz konusu olur. Dolayısıyla alacaklı bu durumda önce asıl borçluya başvurmak veya taşınmaz rehnini paraya çevirmek yoluyla takip yapmak zorunda olmaksızın alacağın tamamı için asıl borçlu ve kefillere başvurabilir. Ancak bu durumda kefil veya kefillerden temerrüt faizi istenebilmesi için, taahhüdün yerine getirilmediğinin veya ödemenin yapılmadığının ihbar edilmesi gerekir. Müteselsil kefile ihbar gönderilmesi sadece onun takipten önce temerrüde düşürülmesi ile ilgili olup ihbarın yapılmaması, sorumlu olunan anapara için takibe engel değildir (Ülgen/Helvacı/Kendigelen/Kaya/Ertan, s. 70,71). Ticarî olmayan borçlara kefalet hâlinde kefaletin müteselsil olması için sözleşmede bu yönde açık hüküm bulunması, yani kefilin “müteselsil kefil sıfatıyla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girmeyi kabul etmiş olması” gerekirken ticarî işlere kefalet durumunda TTK’nın 7/2. maddesi ile, sözleşmede aksi kararlaştırılmadığı sürece kefillerin borçlu ile birlikte müteselsilen sorumlu olacağı karine olarak kabul edilmiştir. Öte yandan “Genel Kanun - Özel Kanun” ilişkisine de değinmekte yarar bulunmakta olup, kanun hükümlerinin içerdiği konular açısından her olaya veya herkese uygulanması mümkün olan kanunlar “Genel Kanun”, buna karşılık belirli olaylara veya belli durumlara uygulanan kanunlar ise “Özel Kanun” olarak tasnif edilmektedir. Hukuk normları hiyerarşisinde aynı hususla ilgili farklı düzenlemeler içeren eşit hiyerarşik statüyü paylaşan normların var olması hâlinde mevcut olaya uygulanacak hukuk normları “Genel Kanun - Özel Kanun” ilişkileri göz önünde bulundurularak tespit edilmelidir. Aynı olaya ilişkin iki kanun hükmünün çatıştığı bu durumlarda daha özel düzenlemeler içeren kanun hükümlerinin uygulanması esastır. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Davalı şirket, satın alan davacı ve dava dışı satıcı ... Gayrimenkul Yatırım Danışmanlık İnşaat ve Ticaret A.Ş arasındaki 12.12.2012 tarihli Düzenleme Şeklinde Gayrimenkul Satış Vaadi ve İnşaat Yapım Sözleşmesini “müşterek borçlu müteselsil kefil” sıfatıyla imzalamıştır. Söz konusu sözleşmedeki gayrimenkul satım işi dava dışı ... Gayrimenkul Yatırım Danışmanlık İnşaat ve Ticaret A.Ş. yönünden ticari iş olup anılan sözleşmede davalının açıkça müşterek borçlu müteselsil kefil olduğu belirtilmiştir. Bu durumda TTK’nın 7. maddesinde düzenlenen ticarî teselsül karinesi uyarınca, davalı şirket ile dava dışı ...... A.Ş. davacıya karşı müşterek borçlu olarak birlikte borç altına girdiklerine göre davacıya karşı müteselsilen sorumlu olacaklardır. Taraflar arasındaki sözleşmede aksine hüküm bulunmaması ve Türk Ticaret Kanununun 7/1. maddesinde, ticari işlerde müteselsil sorumluluk özel olarak düzenlendiği için Türk Borçlar Kanununda "müteselsil kefaletin" şekil şartlarına ilişkin düzenlemelerin somut olayda uygulanması söz konusu olmayacaktır. Bu durumda mahkemece, iflas yoluyla adi takibte itirazın kaldırılması ve iflas talebine dayanak 12.12.2012 tarihli sözleşmenin TTK’nın 7.maddesi uyarınca müşterek borçlu ve müteselsil sorumlu sıfatıyla imzası bulunan davalı şirketin borçtan sorumlu olduğunun kabulü ile işin esasına girilip sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı gerekçeye dayalı olarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır. VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 25.04.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.