Yargıtay · 6. Hukuk Dairesi
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi 2021/6380 E. 2022/5655 K.
Konu: Asıl Davada İtirazın İptali, Birleşen Davada Alacak
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 6. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2021/6380
- Karar No
- 2022/5655
- Karar Tarihi
- Konu
- Asıl Davada İtirazın İptali, Birleşen Davada Alacak
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi İLK DRC. MHK. : Ankara 12. Asliye Ticaret Mahkemesi Taraflar arasındaki asıl davada itirazın iptali, birleşen davada alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın asıl ve birleşen davada davacı vekilinin, asıl davada davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, birleşen davada davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne yönelik verilen hüküm asıl ve birleşen davada davacı vekilince duruşmasız, asıl ve birleşen davada davalı vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde asıl ve birleşen davada davacı vekili Avukat ... geldi. Tebligata rağmen karşı taraftan gelen olmadığından onun yokluğunda duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatın sözlü açıklaması dinlenildikten ve temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. - K A R A R - Asıl ve birleşen davada davacı taşeron vekili dava dilekçesinde özetle; ... Belediyesi tarafından ihale edilen ... İlahiyat Fakültesi inşaatı işinin ihalesinin davalı yüklenici ... Grup İnşaat....Ltd. Şti. tarafından üstlenildiğini, idare ile davalı şirket arasında 07.02.2014 tarihli ana sözleşmenin imzalandığını, davalı şirketin inşaat işinin yapımını 28.02.2014 tarihli sözleşme ile taşeron firma olarak müvekkili şirkete verdiğini, müvekkili firmanın işi yerine getirdiğini, aşamalar halinde yaparak yüklenici firmaya teslim ettiğini, yüklenici firmanın da yapılan bu kısımları kapsayacak şekilde hazırladığı hakedişler ile iş bedelini ihale makamından tahsil ettiğini, ancak kendisi tahsil etmesine rağmen müvekkili şirkete düşen kısmını tamamen ödemediğini, buna rağmen müvekkilinin işin yapımına devam ettiğini, Kadıköy 21. Noterliğinin 16.06.2014 tarih ve 16907 sayılı ihtarname çekilerek alacağın ödenmesinin istendiğini, davalının ise Ankara 63 Noterliğinin 18.06.2014 tarih ve 18393 sayılı ihtarnamesi ile sözleşmeyi feshettiğini bildirdiğini, müvekkili şirketin ... Sulh Hukuk Mahkemesinin 2014/18 D. iş sayılı dosyası ile tespit yaptırdığını, tespit dosyasında alınan bilirkişi raporu ile toplam 976.151,00 TL'lik imalat yapıldığının anlaşıldığını, müvekkilinin 12.05.2014 tarih, 42859 nolu ve 592.301,72 TL bedelli faturanın 275.000,00 TL’lik kısmı için Ankara 26. İcra Müdürlüğünün 2014/13521 sayılı dosyası ile takip başlattığını, davalının haksız itirazı sonucu takibin durduğunu ileri sürerek, itirazının iptali ile takibin devamına ve icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep etmiş, birleşen davada da bakiye hakediş bedeli olarak şimdilik 5.000,00 TL + KDV = 5.900,00 TL'nin tahsilini talep etmiş, 13/07/2018 tarihli ıslah dilekçesiyle talebini 397.898,37 TL’ye çıkartmıştır. Asıl ve birleşen davada davalı yüklenici vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı şirketin sözleşme ile yüklendiği işleri süresinde yerine getirmediğini, bu nedenle sözleşmeyi feshettiklerini, davacının işçi maaşları, SGK primleri ve damga vergisini ödemediğini, müvekkili firmanın itibar kaybı olmaması için işin devamını sağlamak amacıyla dava konusu işi bizzat kendisinin yerine getirmek zorunda kaldığını, müvekkili firmanın işi tamamlamak amacıyla sarfettiği miktarın davacı firmanın hakediş bedelini fazlasıyla geçtiğini, ayrıca dava dışı idarenin de müvekkili şirkete hakedişleri düzenli olarak ödemediğini, davacı firmanın yerine getirmediği bir işin bedelini talep etmesinin hukuka aykırı olduğunu, yapılan tespitin de gerçeği yansıtmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda; asıl davanın kısmen kabulü ile 275.000,00 TL asıl alacağa yapılan itirazın iptaline, takibin devamına, alacak likit olmadığından icra inkar tazminatı isteminin reddine; birleşen davanın ise tam kabulü ile 397.898,37 TL’nin 25.06.2013 temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte tahsiline karar verilmiştir. Karar, taraf vekillerince istinaf edilmiş, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesinin 2019/1225 Esas – 2021/770 Karar ve 21.09.2021 günlü kararı ile davacının tüm, davalının diğer istinaf taleplerinin reddine, sözleşme dışı iş bedeli hesaplanırken serbest piyasa fiyatları içinde KDV olduğundan ayrıca KDV’nin bulunan bedele eklenmesi suretiyle hesaplanan iş bedelinin yanlış olduğu gerekçesiyle davalının istinaf talebinin kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak asıl davanın kısmen kabulü ile 275.000,00 TL asıl alacağa yapılan itirazın iptaline, takibin devamına, alacak likit olmadığından icra inkar tazminatı isteminin reddine, birleşen davanın da kısmen kabulü ile 366.445,25 TL’nin 25.06.2013 temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Karar, taraf vekillerince temyiz edilmiştir. 1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve HMK 355. maddedeki kamu düzenine aykırılık halleri resen gözetilmek üzere istinaf incelemesinin, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılacağı kuralına uygun biçimde inceleme yapılıp karar verilmiş ve verilen kararda bir isabetsizlik görülmemiş olmasına göre davalının tüm, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir. 2-İtirazın iptâli davalarında İcra ve İflas Kanunu’nun 67/2. maddesi çerçevesinde alacaklı yararına icra inkâr tazminatına hükmedilebilmesi için usulüne uygun şekilde yapılmış bir icra takibinin bulunması, borçlunun süresi içerisinde itiraz etmesi ve alacaklının icra hakimliğine başvurmadan alacağını mahkemede dava ederek haklı çıkması gerekir. Burada, borçlu itirazının kötü niyetle yapılmış olması ve alacağın bir belgeye bağlanmış bulunması koşulları aranmaz. İcra inkâr tazminatı, hakkındaki icra takibine itiraz ederek durduran ve çabuk sonuçlandırılmasına engel olan borçluya karşı konulmuş bir yaptırımdır. Bu yasal koşullar yanında, takibe konu alacağın likit olması da zorunludur. Her uyuşmazlığın kendine özgü somut özelliklerine göre değişmekle birlikte, bir uyuşmazlıkta alacağın likit olup olmadığı belirlenirken, alacak ve onun borçlusu birlikte değerlendirilmelidir. Buna göre, likit bir alacaktan söz edilebilmesi için, ya alacağın gerçek miktarının belli ve sabit olması ya da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurların bilinmesi veya bilinmesinin gerekmekte olması; böylece borçlunun borç tutarını tahkik ve tayin etmesinin mümkün bulunması; başka bir ifade ile borçlunun yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda olması gerekir. Gerek borç ve gerekse borçlu bakımından, bu koşullar mevcut ise ortada likit bir alacak bulunduğu kabul edilmelidir (Hukuk Genel Kurulunun 07.06.2006 tarih 2006/19-295 Esas, 2006/341 Karar sayılı kararı). Bu ilke ve kurallar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı taşeron tarafından davalı adına 12.05.2014 tarih ve 42859 nolu, 592.301,72 TL bedelli, 1 nolu hakediş bedeli konulu fatura düzenlendiği, davacının asıl davaya dayanak icra takibinde bu faturayı borcun sebebi olarak gösterdiği anlaşılmıştır. Bilirkişi incelemesi sonucunda, söz konusu davacı faturasının ve 07.04.2015 tarihli 20.000,00 TL davacı ödemesinin davalının ticari defterlerinde kayıtlı olduğu, ödeme toplamı 392.090,87 TL mahsup edildiğinde davalı defterlerine göre davacının 220.210,95 TL alacaklı göründüğü anlaşılmaktadır. Bu durumda; icra takibine konu alacak miktarının büyük bir kısmının belirli ve borçlu davalı yüklenici tarafından belirlenebilir nitelikte olduğu, davalı defter kayıtlarına göre davalının borçlu göründüğü 220.210,95 TL’nin %20’si oranında hesaplanan 44.042,19 TL üzerinden davacı yararına icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerekirken alacağın yargılamayı gerektirdiği ve likit olmadığı kabul edilerek icra inkar tazminatının reddi kararı doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması uygun bulunmuş ise de, yapılan bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden kararın 6100 sayılı HMK 370/2. maddesi uyarınca düzeltilerek onanmasına karar verilmesi gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle davalının tüm, davacının sair temyiz itirazlarının reddine, 2. bent uyarınca davacının temyiz itirazlarının kabulü ile Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesinin 2019/1225 Esas – 2021/770 Karar ve 21.09.2021 günlü kararının 4 nolu bendinin 2. paragrafında yer alan “Alacak likit olmadığından İcra İnkar tazminatı talebinin REDDİNE” cümlesinin karardan çıkartılmasına, yerine “itirazın iptaline karar verilen 220.210,95 TL alacak üzerinden hesaplanan takdiren %20 oranında 44.042,19 TL icra inkar tazminatının davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine” cümlesinin yazılmasına, kararın değiştirilmiş bu şekliyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 8.400,00 TL duruşma vekâlet ücretinin asıl ve birleşen davada davalıdan alınarak Yargıtaydaki duruşmada vekille temsil olunan asıl ve birleşen davada davacıya verilmesine, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden asıl ve birleşen davada davacıya iadesine, aşağıda yazılı onama harcının temyiz eden asıl ve birleşen davada davalıdan alınmasına, 6100 sayılı HMK'nın 373/2. maddesi gereğince dosyanın Ankara Bölge Adliyesi 27. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 06.12.2022 gününde oy birliğiyle karar verildi.