Yargıtay · 6. Ceza Dairesi
Yargıtay 6. Ceza Dairesi 2023/1494 E. 2024/12068 K. – Nitelikli Yağma
Konu: Nitelikli Yağma
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 6. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2023/1494
- Karar No
- 2024/12068
- Karar Tarihi
- Konu
- Nitelikli Yağma
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2022/1451 E., 2022/2343 K. SUÇ : Nitelikli yağma HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz başvurusunun esastan reddi ile hükmün onanması İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: 5271 sayılı Kanun'un 288 inci maddesinin, ''Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.'', aynı Kanun'un 294 üncü maddesinin, ''Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmün hukukî yönüne ilişkin olabilir.'' ve aynı Kanun'un 301 inci maddesinin, "Yargıtay, yalnız temyiz başvurusunda belirtilen hususlar ile temyiz istemi usûle ilişkin noksanlardan kaynaklanmışsa, temyiz başvurusunda bunu belirten olaylar hakkında incelemeler yapar.'' şeklinde düzenlendiği de gözetilerek, sanık müdafiinin temyiz dilekçesinde belirttiği sebeplere yönelik olarak yapılan incelemede; Diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Ancak; Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2017/6-1147 Esas, 2018/519 Karar sayılı ilâmlarında istikrarla vurgulandığı üzere; "Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de, öğreti ve uygulamada "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkumiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikle ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkumiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkumiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı ve hiçbir şüphe veya başka türlü oluşa imkân vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir." Ceza yargılaması sonucunda mahkûmiyet kararının verilebilmesi için suç oluşturan fiilin sanık tarafından işlendiğinin hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak, herkesi inandıracak şekilde kanıtlanması ve şüphenin masumiyet karinesinin gereği olarak sanık lehine değerlendirilmesi gerektiği (Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 38/4. maddesi, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi 6/2. maddesi, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi 11. maddesi) anlaşılmıştır. Bu bilgiler ışığında somut olayımıza gelince; Yapılan yargılama ve tüm dosya kapsamına göre, sanık ile mağdurun yaklaşık 3 yıldır imam nikahlı evli olup birlikte yaşadıkları ayrıca sanığın, başkasıyla da resmi nikahlı evli bulunduğu, 03.01.2020 günü sanığın mağdurun ikametine giderek ele geçirilemeyen bir jop ile mağduru darp ettiği ve mağdurun kolunun kırıldığı, bu olayla ilgili alınan adli rapor üzerine Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığının 2020/4935 sayılı ve 24.06.2020 tarihli iddianamesi ile sanık hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 86/1-3-e, 87/3. maddeleri uyarınca kasten yaralama suçundan cezalandırılması talebiyle kamu davası açıldığı, bu olaydan 6 gün sonra suç tarihinde, sanığın mağdurun evine geldiği, mağdurun sanığa ayrılmak istediğini söylemesi üzerine sanığın sinirlenerek evden ayrıldığı, kısa bir süre sonra elinde jop ile gelerek mağduru darp edip parmağında bulunan 2 adet altın yüzüğü zorla aldığı ve çantasında bulunan 800,00 TL para ile Huawei marka cep telefonunu, dereceli gözlüğünü, Ziraat Bankasına ait banka kartı, kimlik ve sürücü belgesini alarak evden ayrıldığının iddia edildiği olayda; Mağdurun karakola giderek şikâyetçi olması üzerine sanığın yakalanarak yapılan üst aramasında mağdura ait suça konu Huawei marka cep telefonu, Ziraat Bankasına ait banka kartı, kimlik ve sürücü belgesinin ele geçirilip mağdura teslim edildiğine dair tutanak düzenlendiği, 09.01.2020 tarihinde İstanbul K.S.... Eğitim ve Araştırma Hastanesi tarafından düzenlenen genel adli muayene raporuna göre, mağdurun basit tıbbi müdahale ile giderilemez ve kemik kırığı olacak şekilde yaralandığı tespit edilmiş ise de, mağdurun yaralanmasının 03.01.2020 tarihinde meydana gelen olaya ait yaralanma olduğunun anlaşıldığı, Mağdurun 20.01.2020 havale tarihli şikâyetten vazgeçme dilekçesinde, "bahse konu olan darp 05.01.2020 tarihinde kendim kaza yaptım, bununla ilgili hastane kaydı ekte sunuyorum, bu dosyayla ilgili davacı ve şikâyetçi değilim" dediği, mahkemece dilekçe içeriği okunup sorulduğunda, bu kez de dilekçe içeriğinin doğru olmadığını beyan ettiği, yine mağdurun mahkemece alınan beyanında, sanık ile çok olay yaşadıklarını, olayın nasıl olduğunu hatırlamadığını beyan ettiği, Sanığın aşamalarda alınan savunmasında, atılı suçlamayı kabul etmediğini, mağdurun, kendisinden eşinden boşanmasını istediğini, araçta tartıştıklarını, suça konu eşyaları arabada unuttuğunu beyan ettiği, Mahkemece dinlenen tutanak tanığı ... 'ın, "benim hatırladığım huzurda bulunan sanık ... kendi rızası ile Kanarya karakoluna geldi ve ifade verdi. Üst aramasında kendisine ait malzemeler vardı. Daha sonra müşteki şahsın alındığını söylediği malzemeleri başka bir şahıs karakola getirmişti diye hatırlıyorum. Getiren kişi sanırım malzemelerin arabanın içinde kaldığını beyan edip teslim etti diye aklımda kalmış," şeklinde beyanda bulunduğu anlaşılmakla, Mağdurun meydana gelen yaralanmasının temyize konu olaydan 6 gün önce gerçekleşen olaya ait eski yaralanma olup olmadığının tespit edilemediği, mağdurun aşamalarda gelişerek değişen ve birbiriyle çelişen anlatımları dışında, dosya içerisinde hiçbir bilgi ve verinin bulunmadığı, sanık ...'nin cezalandırılması için yeterli, hukuka uygun, kuşkudan uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği anlaşılmakla, ''Şüpheden sanık yararlanır.'' ilkesi gereğince, sanık ... hakkında beraat kararı verilmesi gerektiği gözetilmeden delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek yetersiz gerekçe ile yazılı şekilde nitelikli yağma suçundan mahkûmiyet hükmü kurulması, Bozmayı gerektirmiş, sanık ... müdafiinin temyiz isteği bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle Tebliğname'ye aykırı olarak BOZULMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Bakırköy 13. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 18.11.2024 tarihinde, oy birliğiyle karar verildi.