Yargıtay · 6. Ceza Dairesi

Yargıtay 6. Ceza Dairesi 2023/14761 E. 2025/9206 K. – Hukuki Alacağın

Konu: Hukuki Alacağın Tahsili Amacıyla Tehdit

Mahkeme
Yargıtay
Daire
6. Ceza Dairesi
Esas No
2023/14761
Karar No
2025/9206
Karar Tarihi
Konu
Hukuki Alacağın Tahsili Amacıyla Tehdit

MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2021/1554 E., 2022/1322 K. SUÇ : Hukuki alacağın tahsili amacıyla tehdit HÜKÜMLER : İlk derece mahkemesinin beraat kararları kaldırılarak kurulan mahkûmiyetler TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz başvurularının esastan reddi ile hükümlerin onanması

İlk Derece Mahkemesince verilen hükümlere yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararların; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir oldukları, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:

5271 sayılı Kanun'un 288 nci maddesinin, ''Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.'', aynı Kanun'un 294 üncü maddesinin, ''Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmün hukukî yönüne ilişkin olabilir.'' ve aynı Kanun'un 301 inci maddesinin, "Yargıtay, yalnız temyiz başvurusunda belirtilen hususlar ile temyiz istemi usûle ilişkin noksanlardan kaynaklanmışsa, temyiz başvurusunda bunu belirten olaylar hakkında incelemeler yapar.'' şeklinde düzenlendiği de gözetilerek, sanıklar müdafiilerinin temyiz dilekçelerinde belirttikleri sebeplere yönelik olarak yapılan incelemede;

Diğer temyiz itirazları yerine görülmemiştir.

Ancak; Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarında istikrarla vurgulandığı üzere; "Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de, öğreti ve uygulamada "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkumiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikle ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı ve hiçbir şüphe veya başka türlü oluşa imkân vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir." Ceza yargılaması sonucunda mahkûmiyet kararının verilebilmesi için suç oluşturan fiilin sanık tarafından işlendiğinin hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak, herkesi inandıracak şekilde kanıtlanması ve şüphenin masumiyet karinesinin gereği olarak sanık lehine değerlendirilmesi gerektiği (Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 38/4. maddesi, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi 6/2. maddesi, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi 11. maddesi) anlaşılmıştır.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, tanık ...'ın katılan ...'ın kızı olduğu ve sanıklardan daha öncesinde borç aldıklarını ancak olayın yaşandığı ana ilişkin her hangi bir bilgi ve görgüsünün olmadığını beyan etmesi, tanık ...'nın olay günü kendisinin de olay yerinde olduğunu, sanık ...'in katılan ...'dan parasını istediğini ancak tehdit etmediğini, katılan ...'e yönelik de bir eyleminin olmadığını beyan etmesi, tanık ...'in olay günü kendisinin de olay yerine gittiğini, amcası olan sanık ...'ın arabanın devrini istediğini, eğer devir işlemi yapılmayacaksa da parasını geri istediğini, ancak kimseyi tehdit etmediği gibi darp da etmediğini, hatta daha sonrasında katılan ... ile birlikte kahveye gidip çay içtiklerini bildirmiş olması ve sanıkların soruşturma ve kovuşturma aşamalarında istikrarlı bir şekilde suça konu eylemi gerçekleştirmediklerini savunmuş olmaları birlikte değerlendirildiğinde, katılanların tehdit iddiasına ilişkin olarak, sanıkların mahkûmiyetini gerektirecek her türlü şüpheden uzak, somut, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığından, sanıklar hakkında beraat hükmü yerine yazılı şekilde mahkûmiyet hükmü kurulması, hukuka aykırı bulunmuştur. Açıklanan nedenlerle, sanıklar müdafiilerinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 21.Ceza Dairesinin 21.04.2022 tarihli kararının 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği Tebliğname’ye aykırı olarak oy birliğiyle BOZULMASINA,

Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/2. maddesi uyarınca İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 21. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 23.10.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 6. Ceza Dairesi, E. 2023/14761, K. 2025/9206, T. 23.10.2025, www.arakarar.com/karar/yargitay-6-ceza-dairesi-2023-14761-e-2025-9206-k-f4eab5838122