Yargıtay · 6. Ceza Dairesi

Yargıtay 6. Ceza Dairesi 2012/13454 E. 2013/1662 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
6. Ceza Dairesi
Esas No
2012/13454
Karar No
2013/1662
Karar Tarihi

Silâhla yağma suçundan sanıklar ... ve Rauf Beyaz'ın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 149/1-a, c, h-son (iki kez), 168/3 (iki kez), 62 (iki kez), maddeleri uyarınca İkişer kez 6 yıl 1 ay 10 gün hapis cezası ile cezalandırılmalarına dair İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 23/09/2011 tarihli ve 2011/64 esas, 2011/283 sayılı kararını müteakip, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca anılan kararın kesinleşip kesinleşmediği yönündeki duraksama nedenine dayalı talebi üzerine, mahkeme kararının kesinleştiğine ilişkin aynı Mahkemenin 09/01/2012 tarihli ve 2011/64 müteferrik sayılı kararına yönelik itirazın reddine dair İSTANBUL 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 03/02/2012 tarihli ve 2012/43 değişik iş sayılı kararına karşı Adalet Bakanlığının 03/04/2012 gün ve 2012/5497/19785 sayılı kanun yararına bozma istemine dayalı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 19/04/2012 gün ve KYB/2012/100091 sayılı ihbar yazısı ile infaz dosyası 04/06/2012 tarihinde Dairemize gönderilmekle incelendi: Anılan Yazıda; (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 07/11/2006 tarihli ve 2006/6-123 esas, 2006/229 sayılı ilâmı ile Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 13/07/2009 tarihli ve 2009/8068 esas, 2009/10789 sayılı ilâmında da belirtildiği üzere, Anayasa'nın 40/2, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 34/2, 231/2, 232/6 ve 291/1-2. maddeleri uyarınca karar ve hükümlerde, başvurulabilecek kanun yolu, süresi, sürenin ne zaman başlayacağı, mercii, başvuru şekli ve kanun yollarına başvurulmadığı takdirde hükmün kesinleşeceğinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesinin gerekmesi karşısında, söz konusu kararda başvuru süresinin tefhim ve tebliğden İtibaren başlayacağı belirtilerek sanıkların yanıltıldığı ve kanun yollarına başvurulmadığı takdirde hükmün kesinleşeceği hususları gösterilmediği gibi kanun yolu, süresi, mercii, başvuru şekli, sürenin başlangıcı ve kanun yollarına başvurulmadığı takdirde hükmün kesinleşeceğinin açıkça gösterildiği meşruhatlı davetiye de gönderilmediği ve bu nedenle kararın kesinleşmediği cihetle, İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 23/09/2011 tarihli kararının kesinleşmemesi sebebiyle infaz için gönderilen kararın kesinleştirilmesine yönelik İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine verilen aynı Mahkemenin 09/01/2012 tarihli müteferrik kararına yönelik itirazın kabulü yerine reddine karar verilmesinde isabet görülmemiş olduğundan bahisle 5271 sayılı CMK’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması) Dairemizden istenilmiş ise de; TÜ R K M İ L L E T İ A D I N A Kanun yararına bozma istemine dayanan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının ihbar yazısı incelenen dosya içeriğine göre; 5320 sayılı Yasanın 8. maddesi gereğince halen yürürlükte bulunan 1412 sayılı Yasanın 310. maddesinde, temyiz isteminin yüze karşı verilen kararlarda hükmün tefhiminden itibaren bir hafta içinde hükmü veren mahkemeye verilecek bir dilekçe ile veya zabıt kâtibine yapılacak beyanla olacağı, bu takdirde, beyanın tutanağa geçirilerek hâkime tasdik ettirileceği, yoklukta verilen kararlarda ise temyiz süresinin tebliğle başlayacağı belirtilmiştir. 5271 sayılı CYY’nın 34/2, 231/2 ve 232/6. maddelerinde ise, hüküm ve kararlarda, başvurulacak yasa yolu, başvurunun yapılacağı mercii, yöntemi ve başvuru süresinin hiçbir duraksamaya yer vermeksizin açıkça belirtileceği hükümlerine yer verilmiş olup, bu hükümlere aykırılık anılan Yasanın 40. maddesi uyarınca eski hale getirme nedeni oluşturacaktır. Bu bildirimlerdeki temel amaç sujelerin başvuru haklarını etkin bir biçimde kullanmalarının sağlanması, bu eksiklik nedeniyle hak kayıplarına yol açılmamasıdır. Ancak burada dikkat edilecek veya eski hale getirme nedeni oluşturacak husus, eksik veya yanılgılı bildirim nedeniyle bir hakkın kullanılmasının engellenip engellenmediğinin belirlenmesidir. Bildirimdeki eksikliğin yol açtığı bir hak kaybı bulunmamakta ise, bu durum eski hale getirme nedeni oluşturmayacaktır. 5271 sayılı CYY’nın 264. maddesinde ise kabul edilebilir bir yasa yolu başvurusunda yasa yolunun veya mercide yanılgının, başvuranın haklarını ortadan kaldırmayacağı, bu hâlde başvurunun yapıldığı merciince, başvurunun derhâl görevli ve yetkili mercie gönderilmesi gerektiği hükmüne yer verilmiştir. Bu hükümler, birlikte değerlendirildiğinde, kural olarak temyiz istemi süresinde verilen bir dilekçe veya zabıt kâtibine yapılacak bir beyanla hükmü veren mahkemeye yapılacaktır. Ancak süresinde olması koşuluyla, dilekçenin hükmü veren mahkeme dışındaki bir mahkemeye verilmesi veya istemde bulunulması ya da haklı nedenlerin varlığı halinde C.Savcılığına ya da bir başka mercie istemde bulunulması temyiz istemini geçersiz kılmayacak, bu durum mercide yanılgı kapsamında değerlendirilebilecek, dilekçenin verildiği veya istemin yapıldığı merciince, istem veya dilekçe mahkemesine gönderilecektir. Yine aynı şekilde istemin temyiz yerine itiraz olarak belirtilmiş olması da bu kapsamda değerlendirilerek, başvuru sahibinin hakları korunacak, sürenin bildirilmemesi veya yanılgılı bildirilmesi halinde bunun ilgili taraf açısından bir yanılgı oluşturarak bir hakkın kullanılmasını engellemesi durumunda açıklamalı davetiye ile bu hususun tebliğinden sonra süreler işlemeye başlayacak, böylece olası hak kayıpları önlenecektir. Uyuşmazlığın sağlıklı çözümü açısından ceza yargılamasında sanığın savunmasını üstlenen müdafiin konumu üzerinde de durulmalıdır. 5271 sayılı 2/1-c maddesinde müdafii; şüpheli veya sanığın ceza muhakemesinde savunmasını yapan avukat olarak tanımlanmış, 1136 sayılı Avukatlık Yasasının 1. maddesinde avukatlığın bir kamu hizmeti ve serbest meslek olduğu vurgulandıktan sonra 2. maddesinde ise “Avukatlığın Amacı”; “Avukatlığın amacı; hukuki münasebetlerin düzenlenmesini, her türlü hukuki mesele ve anlaşmazlıkların adalet ve hakkaniyete uygun olarak çözümlenmesini ve hukuk kurallarının tam olarak uygulanmasını her derecede yargı organları, hakemler, resmi ve özel kişi, kurul ve kurumlar nezdinde sağlamaktır. Avukat bu amaçla hukuki bilgi ve tecrübelerini adalet hizmetine ve kişilerin yararlanmasına tahsis eder…” şeklinde ifade edilmiştir. Yasanın “Avukatın Hak ve Ödevleri” kısmında yer alan 34. maddesinde; “Avukatlar, yüklendikleri görevleri bu görevin kutsallığına yakışır bir şekilde özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmek ve avukatlık unvanının gerektirdiği saygı ve güvene uygun biçimde davranmak ve Türkiye Barolar Birliğince belirlenen meslek kurallarına uymakla yükümlüdürler” denilmek suretiyle avukatların görevlerini yerine getirirken uyacakları yükümlülükler açıklanmış, “Yalnız Avukatların Yapabileceği İşler” başlıklı 35. maddesinin 1. fıkrasında ise; “Kanun işlerinde ve hukuki meselelerde mütalaa vermek, mahkeme, hakem veya yargı yetkisini haiz bulunan diğer organlar huzurunda gerçek ve tüzel kişilere ait hakları dava etmek ve savunmak, adli işlemleri takip etmek, bu işlere ait bütün evrakı düzenlemek, yalnız baroda yazılı avukatlara aittir” şeklindeki düzenlemeyle de mahkeme huzurunda kişilerin savunma görevinin yalnızca avukatlar tarafından yapılabileceği belirtilmiştir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 08.05.2012 tarih 2012/2-129 Esas-2012/182 Karar sayılı ilamındaki açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Sanıklar ..., Rauf Beyaz ve savunmanlarının yüzüne karşı verilen hükümde başvurulacak yasa yoluna ilişkin bildiriminde temyiz süresinin tefhimden mi, yoksa tebliğden itibaren mi başlayacağı hususunda bir açıklığın olmadığı yönündeki Cumhuriyet Savcısının 26.12.2011 tarihli talep yazısı irdelendiğinde; 5320 sayılı Yasanın 8. maddesi gereğince halen yürürlükte bulunan 1412 sayılı CYUY'nın 310. maddesi uyarınca, 23.09.2011 günü yüze karşı verilmiş olan karara yönelik temyiz isteminin tefhimden itibaren bir hafta içerisinde yapılması gerekmekte olup, sanıklar savunmanlarınca yasal süre içerisinde temyiz dilekçesi verilmediği gibi sanıkların yüzüne karşı okunan hükümden bir örneğin sanıklara elden verildiği, hükmün yasa yoluna ilişkin bildirimde de açıkça anlaşılmaktadır. Her ne kadar kararda başvurulacak yasa yollarına ilişkin bildirimde, sürenin başlangıcının belirtilmemiş olması nedeniyle bildirimin eksik olduğu, bu durumun eski hale getirme nedeni olarak kabulü ile temyiz başvurusunun süresinde yapıldığı ileri sürülebilirse de, sadece temyiz süresinin başlangıcının gösterilmemiş olması sanık müdafii açısından bir yanılgı oluşturmayacağından “yasa yolu süresinin” işlemeye başlamasını engellemez. Zira, mesleği bir kamu hizmeti niteliğindeki avukat olan, sanığın savunmasını üstlenen ve bu bağlamda savunma ve yasa yollarına başvuru için yeterli düzeyde hukuki bilgiye sahip olan müdafiin temyiz süresinin, kararın yüze karşı verildiği hallerde tefhimden itibaren işlemeye başlayacağını bilmemesi düşünülemeyeceğinden yasa yolu bildirimindeki bu eksiklik müdafii açısından bir yanılgı ve bu bağlamda hakkın kullanılması yönünde bir engel oluşturmayacaktır. Yukarıdaki açıklamalar ışığında; İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 09.01.2012 tarih ve 2011/64 Değişik İş sayılı kararına vaki itirazın reddine dair İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 03.02.2012 tarih ve 2012/43 Değişik İş sayılı kararı usul ve yasaya uygun bulunduğundan, kanun yararına bozma isteminin REDDİNE, dosyanın mahalline gönderilmesinin sağlanması için dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına İADESİNE, 06.02.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 6. Ceza Dairesi, E. 2012/13454, K. 2013/1662, T. 06.02.2013, www.arakarar.com/karar/yargitay-6-ceza-dairesi-2012-13454-e-2013-1662-k-46d8bc0a9c59