Yargıtay · 6. Ceza Dairesi

Yargıtay 6. Ceza Dairesi 2009/8006 E. 2012/16014 K. – Hırsızlık

Konu: Hırsızlık

Mahkeme
Yargıtay
Daire
6. Ceza Dairesi
Esas No
2009/8006
Karar No
2012/16014
Karar Tarihi
Konu
Hırsızlık

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SUÇ : Hırsızlık HÜKÜM : Mahkumiyet Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü: I-) Sanık ... hakkında kurulan hükmün incelenmesinde: Hükmün özünü oluşturan kısa kararda ... uygulama madde ve fıkrası “5237 sayılı TCK'nın 142/1-b.” olarak doğru belirtilmesi karşısında gerekçeli kararda 142/2-b olarak yazılması, yerinde düzeltilmesi olanaklı yazım hatası olarak kabul edilmiştir. Savunma hakkının sınırlandırılamayacağı ... ilke olmakla birlikte, savunma hakkının sınırlandığından söz edebilmek için, savunmanın hükmü etkileyecek nitelik taşıması ve yargılaması yapılan fiile ilişkin olması gerekir. 5271 sayılı CYY’nın 226. maddesi; yargılaması yapılan ve iddianamede yasal unsurları gösterilen suçun temas ettiği yasa maddelerinden başkasıyla mahkumiyet durumunda veya cezanın arttırılmasını gerektiren nedenlerin ilk defa duruşma sırasında ortaya çıkması hallerinde savunma hakkının sınırlanamayacağı ilkesi uyarınca, sanığın ek savunmasını yapabilmesi için bir takım usullere uyulması yükümlülüğünü getiren özel bir düzenlemedir. Bu konuya ilişkin olarak Ceza Genel Kurulunun 29.12.1998 gün ve 321–393 sayılı kararında; “iddianamede gösterilen eylemin hukuki niteliğinin değişmesi ya da cezanın artırılmasını gerektiren hallerin, ilk defa duruşma sırasında ileri sürülmesi halinde, sanık veya müdafisine ek savunma hakkı verilmeden, sanığın iddianamede gösterilen suçun temas ettiği kanun hükmünden başkasıyla cezalandırılamayacağı” sonucuna ulaşılmıştır. Değer azlığı 5237 sayılı TCY’nın 145. maddesinde; “(1) Hırsızlık suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek cezada indirim yapılabileceği gibi, suçun işleniş şekli ve özellikleri de göz önünde bulundurularak, ceza vermekten de vazgeçilebilir” şeklinde düzenlenmiş olup, madde ile hırsızlık suçlarına, “konu değer”in azlığı nedeniyle yargıca, cezada indirim yapma veya ceza vermeme yönünde, geniş bir takdir yetkisi tanınmıştır. Bu açıklamalar ışığında somut olaya gelince; Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığınca hırsızlık suçundan düzenlenen iddianamede özetle; “...sanığın, yakınanan ait Alemdar Market isimli iş yerinden, market çalışanlarının dalgınlığından faydalanarak rafta bulunan 2 adet 5 kg'lık teneke zeytin yağlarını çaldığı, zeytin yağlarının 76 TL tutarında bulunduğu...” hususunun belirtilerek, sanık hakkında TCY’nın 145. maddesinin de uygulanması istenmiş, atılı suç ve sevk maddeleri uyarınca (142/1-b. Maddesi uyarınca ek savunma da verilerek) savunmasını yapan sanığın TCK'nın 142/1-b, 62. maddeleri uyarınca yasal unsurları gösterilen hırsızlık suçundan cezalandırılmasına, takdiren aynı yasanın 145. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilmiştir. Yerel mahkeme; iddianamede değinilmiş olan suç konusunun miktar ve değerini, sanığın eylemi gerçekleştirme biçimini değerlendirerek uygulama şartları gerçekleşmediği için 5237 sayılı TCY’nın 145. maddesini uygulamamıştır. Bir başka deyişle sanığın cezasının artırılmasını gerektiren bir durum ilk kez duruşmada ortaya çıkmamıştır. Sanık iddianamedeki anlatım ile 145. maddenin uygulanmama ihtimalini kovuşturma aşamasının her safhasında değerlendirip bu yönde bir savunma yapması imkanı kısıtlanmamıştır. Kaldı ki; sanık hakkında düzenlenen iddianamede yanılgı ile sanık hakkında uygulanması istenen bir indirim hükmünün sanık aleyhine olacak şekilde uygulanmaması sanığa ek savunma hakkı verilmesini gerektirmeyecektir. Ceza Genel Kurulunun 30.09.1991 gün ve 225-241 ile 05.11.1990 gün ve 221-253 sayılı kararları da bu doğrultuda olup, anılan kararlarda;“suç tarihinde 18 yaşını bitirdiği saptanan sanık hakkında aleyhine düzenlenen iddianamede zuhulen TCK’nın 55/3. maddesinin istenilmiş olması kendisine CMUK.nın 258. maddesi uyarınca ek savunma verilmesini gerektirmediği” hükmüne varılmıştır. Yukarıda da belirtildiği üzere sanık, mahkemece TCK'nın.145. Maddesinin uygulanıp uygulanmayacağı yönünden duruşmanın başından beri savunma yapma olanağına sahip olmuştur. Sanık hakkında uygulanmayan norm iddianamede gösterilen eylemin hukuki niteliğinin değiştirmemekte ya da cezanın artırılmasını gerektiren hal olarak ilk defa duruşmada ortaya çıkmamaktadır. Dolaysıyla savunma hakkının kısıtlanması söz konusu olmayıp, sanık hakkında 5237 sayılı TCY'nın 145. maddenin uygulanmaması nedeniyle ayrıca ek savunma hakkı vermeyen yerel mahkeme hükmünde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından tebliğnamedeki bozma isteyen düşünce benimsenmemiştir. Dosya içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimin takdirine göre, suçların sanık tarafından işlendiğini kabulde ve nitelendirmede usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Ancak; 5237 sayılı TCK’nın 53.maddesinin 3. fıkrasındaki düzenlemeye göre, maddenin 1.fıkrasının (c) bendinde belirtilen haktan, sanığın koşullu salıverilme süresince “kendisinin alt soyu üzerindeki” velayet, vesayet veya kayyımlık yetkileri açısından yoksun bırakılmasına hükmedilmesi gerekirken, bu hak yoksunluğu süresinin diğer kişiler üzerindeki velayet, vesayet veya kayyımlık yetkileri açısından da geçerli olduğu biçiminde karar verilmiş olması, Bozmayı gerektirmiş, sanık ...'ın temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle kısmen tebliğname gibi BOZULMASINA, bozma nedeni yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK’nın 322.maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, hüküm fıkrasından “53.maddenin uygulanmasına” ilişkin bölüm çıkartılarak, yerine “Kasten işlemiş olduğu suçtan, hapis cezasıyla mahkûmiyetinin yasal sonucu olarak sanığın 5237 sayılı TCY’nın 53/1.maddesinin (a), (b), (d) ve (e) bentlerinde yazılı haklardan aynı maddenin 2. fıkrası uyarınca cezasının infazı tamamlanıncaya kadar; (c) bendinde yazılı “kendisinin alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri” açısından ise anılan maddenin 3. fıkrası uyarınca mahkum olduğu hapis cezalarından koşullu salıverilinceye kadar yoksun bırakılmasına” cümlesi yazılmak suretiyle, eleştiri dışında diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, II-) Sanık ... hakkında kurulan hükmün incelenmesine gelince: Sanık ...'ın aşamalarda suçu kabul etmediğine ilişkin savunmasının aksine, yüklenen suçu işlediğini gösterir, diğer sanık ...'ın suç atma niteliğinde kalan anlatımı dışında, yeterli, yasal ve inandırıcı kanıt bulunmadığı gözetilmeden, beraati yerine, hükümlülüğüne karar verilmesi, Bozmayı gerektirmiş, sanıklar ...'ın temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 18.09.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 6. Ceza Dairesi, E. 2009/8006, K. 2012/16014, T. 18.09.2012, www.arakarar.com/karar/yargitay-6-ceza-dairesi-2009-8006-e-2012-16014-k-cc27958a381b