Yargıtay · 6. Ceza Dairesi
Yargıtay 6. Ceza Dairesi 2008/25327 E. 2010/10870 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 6. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2008/25327
- Karar No
- 2010/10870
- Karar Tarihi
Muhkem olan kapı kilidini kırıp dükkanda kasa hırsızlığı suçundan sanık ...'in, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 493/son, 522. maddeleri gereğince 2 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına dair OF Asliye Ceza Mahkemesinin 30/09/2003 tarihli ve 2001/21 esas, 2003/186 sayılı kararının infazı aşamasında, 01/06/2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun lehe hükümlerinin uygulanması talebi üzerine, sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 142/2-c, 143, 145. maddelerine göre 1 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin aynı Mahkemenin 08/06/2005 tarihli ve 2001/21 esas, 2003/186 sayılı kararına karşı Adalet Bakanlığının 27/10/2008 gün ve 2008/12819-54439 sayılı kanun yararına bozma istemine dayalı Yargıtay C.Başsavcılığının 20/11/2008 gün ve KYB.2008/230670 sayılı ihbar yazısı ile infaz dosyası 01/12/2008 tarihinde Dairemize gönderilmekle incelendi: Anılan Yazıda; Tüm dosya kapsamına göre; 1)5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 7/2, 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 9/3. maddesindeki "Lehe olan hüküm, önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenir." şeklindeki düzenleme ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 27/12/2005 tarihli ve 2005/3-162-173 sayılı kararına nazaran, lehe yasanın saptanıp uygulanması, herhangi bir inceleme ve araştırma yapılmasını, kanıt toplanmasını, takdir hakkının kullanılmasını gerektiriyorsa ya da cezanın kişiselleştirilmesine ilişkin bir hükmün uygulanması olanağı sonraki yasa ile doğmuşsa, hükümde değişiklik yargılamasının duruşmalı yapılmasının zorunlu olduğu gözetilmeden evrak üzerinden karar verilmesinde, 2)5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 145. maddesindeki "malın değerinin azlığı" kavramı ile, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 522. maddesindeki hafif ve pek hafif ölçütleriyle, her iki maddenin de cezadan indirim olanağı sağlaması dışında benzerlik bulunmadığı, "değer azlığının" 5237 sayılı Kanun'a özgü ayrı ve yeni bir kavram olduğu, bunun daha çoğunu alabilme olanağı varken, yalnızca gereksinimi kadar, değer olarak da az olan şeyi alma durumunda, olayın özelliği ve sanığın kişiliği de değerlendirilerek, yasal ve yeterli gerekçeleri de açıklanarak uygulanabileceği gözetilmeden, sanığın cezalarından 5237 sayılı Kanun'un 145. maddesi gereğince indirim yapılmasında, isabet görülmemiş olduğundan bahisle 5271 sayılı CMK’nun 309.maddesi uyarınca anılan kararın bozulması Dairemizden istenilmiş ise de; TÜ R K M İ L L E T İ A D I N A 5271 sayılı CYY’nın 309 ve 310. maddelerinde düzenlenmiş bulunan ve olağan üstü bir yasa yolu olan, yasa yararına bozma kurumu hâkim veya mahkemece verilip istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerde, maddî hukuka veya yargılama hukukuna ilişkin hukuka aykırılıkların giderilmesini sağlayan istisnai bir yasa yoludur. Bu olağanüstü yasa yoluna başvurulabilmesinin ilk koşulu verilen hüküm veya kararın temyiz veya istinaf incelemesinden geçmeksizin kesinleşmiş olmasıdır. Karar veya hükümlere karşı başvurulacak olağan yasa yolunun bulunması halinde bu yola başvurulamaz. Yine Ceza Genel Kurulunun 29.05.2007 gün ve 114/113; 01.05.2007 gün ve 93/104; 20.02.2007 gün ve 46/39; 23.12.2008 gün ve 258/240 sayılı ve benzer kararlarında da ayrıntıları açıklandığı üzere, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 40/2, 5271 sayılı CMK.nun 34/2, 40/2, 231/2 ve 232/6. maddelerine göre; Hüküm ve kararlarda, başvurulacak yasa yolu, süresi, başvuru yapılacak merci ile başvuru şeklinin kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirtilmesi zorunludur. Bunlardan birisinin veya birkaçının kararda gösterilmemiş olması ya da yanlış gösterilmesi; 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 40/2, 5271 sayılı CYY’nın 34/2, 40/2, 231/2, 232/6. maddelerine açıkça aykırılık oluşturacağından ve yapılan tebliği geçersiz kılacağından hükmün kesinleşmesini önler, kesinleşmeyen hükümler hakkında da yasa yararına bozma yasa yoluna başvurulamaz. İncelenen dosya içeriğine göre; Of Asliye Ceza Mahkemesinin kanun yararına bozmaya konu edilen 08.06.2005 tarihli kararında başvurulacak yasa yolu, sürenin ne zaman başlayacağı, başvuru yapılacak merci ile başvuru şeklinin kuşkuya yer vermeyecek şekilde açıkça belirtilmediği için ilgililerin iradesinin yanıltıldığı, gerekçeli kararın da bu açıklamaları içerir biçimde hükümlüye yeniden tebliğ edilmediği görüldüğünden, kararın kesinleşmediği anlaşılmıştır. Bu nedenle hükmün, temyiz hak ve yetkisi bulunanlara, başvurulacak yasa yolu, süresi, mercii ve şeklini gösterir açıklamalı tebligat ile tebliğ edilmesi, açıklamada mutlaka temyiz yasa yoluna başvurma süresinin kendilerine tebligat yapılmasından itibaren başlayacağının bildirilmesi gerekmektedir. Tebligata rağmen temyiz yasa yoluna başvurulmaması durumunda hüküm kesinleşeceğinden, ancak bu durumda yasa yararına bozma yasa yoluna başvuru mümkün hale gelecektir. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Kanun yararına bozmaya konu edilen kararda başvurulacak yasa yolunun yanlış gösterildiği, sürenin ne zaman başlayacağının belirtilmediği, başvuru yapılacak merci ile başvuru şeklinin kuşkuya yer vermeyecek şekilde yasaya uygun şekilde açıkça belirtilmediği için, hükümlünün iradesinin yanıltıldığı gibi gerekçeli kararın bu açıklamaları içerir biçimde hükümlüye yeniden tebliğ edilmediği görüldüğünden kararın kesinleşmediği anlaşılmıştır.Kesinleşmeyen hükümlere karşı yasa yararına bozma yasa yoluna başvurulamayacağından; 1-) Of Asliye Ceza Mahkemesinin 08.06.2005 tarih ve 2001/21-2003/186 sayılı Ek Kararı kesinleşmediğinden kanun yararına bozma isteminin bu aşamada REDDİNE, 2-) Hükümlü ...’e anılan kararın, başvurulacak yasa yolu, süresi, mercii ve şeklini gösterir açıklamalı tebligat ile usulüne uygun olarak tebliğ edilip, buna ilişkin belge ve sunarsa temyiz dilekçesi de eklendikten ve esas hakkında görüş içeren tebliğname düzenlendikten sonra incelenmek üzere Dairemize gönderilmesinin sağlanması için dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına İADESİNE, 24.06.2010 günü oybirliğiyle karar verildi.