Yargıtay · 4. Hukuk Dairesi

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2023/8961 E. 2026/4886 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
4. Hukuk Dairesi
Esas No
2023/8961
Karar No
2026/4886
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/789 E., 2023/837 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 28.04.2026 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen gün ve saatte davacı vekili Avukat ...ile davalı vekili Avukat ... geldiler. Taraflar vekilinin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen 28.04.2026 gününde Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı şirketin maliki olduğu aracın müvekkili şirket nezdinde ZMMS kapsamında sigortalı olduğunu, sigortalı aracın dava dışı ...'in sevk ve idaresinde iken 15.06.2020 tarihinde yaralanmalı ve maddi hasarlı trafik kazasına karıştığını, kazanın meydana gelişinde sigortalı araç sürücüsünün asli kusurlu olduğunu ve ayrıca sürücünün kaza anında yasal sınırın üzerinde alkollü olduğunu, müvekkilinin meydana gelen kaza sebebiyle poliçe doğrultusunda zarar görenlere toplam 410.671,84 TL ödeme yapmak zorunda kaldığını, sigortalı araç sürücüsünün yasal sınırın üzerinde alkollü olması nedeniyle kazanın münhasıran alkolün etkisiyle gerçekleştiğini ve müvekkilinin kendi sigortalısı olan davalıya rücu şartlarının oluştuğunu iddia ederek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile davalının ... İcra Dairesinin 2022/15684 Esas sayılı dosyası ile başlattıkları icra takibine vaki itirazının iptaline, tüm alacak yönünden takibin devamına ve %20'den az olmamak kaydıyla icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı sigorta şirketinin müvekkiline rücu edebilmesi için kazanın münhasıran alkolün etkisiyle gerçekleşmiş olmasının gerekmekte olduğunu, sürücünün alkollü olmasının kazanın alkolün etkisiyle gerçekleştiği hususunun ispatında tek başına yeterli olmayacağını, ayrıca davacı tarafça sürücünün asli kusurlu olmasının da bir rücu sebebi olduğunun ileri sürülmekte olduğunu fakat, emsal Yargıtay kararlarına göre asli kusurluluk durumunda rücu şartlarının oluşmayacağının belirtildiğini, bu anlamda mevcut halde rücu şartlarının oluştuğundan söz edilemeyeceğini ve eldeki davanın hukuki dayanaktan yoksun olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "...Her ne kadar Genel Şartlar'da alkol başlıca rücu nedenleri arasında sayılsa da, yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre zarara sebebiyet veren kazanın araç sürücüsünün salt alkolün etkisi altında olması sebebiyle meydana geldiğinin nöroloji alanında uzman bilirkişiden bu hususta alınacak raporla tespiti gerekmekte olup, dosya kapsamında yer alan bilirkişi kurulu raporunda kazanın münhasıran alkolün etkisiyle meydana geldiğinin kesin olarak söylenemeyeceği yönünde mütalâ bildirilmiştir. Davacı sigorta şirketinin rücu dayanağı alkol olup, yukarıda izah edildiği üzere dava konusu kaza münhasıran alkolün etkisiyle meydana gelmemiş olup, tek başına alkol sebebine dayalı olarak davacı sigorta şirketinin rücu hakkının oluştuğundan söz edilemeyecektir. Nitekim ... Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi'nin 2022/2002 Esas ve 2022/2103 Karar sayılı ilamı da aynı yöndedir. Davacı tarafça alkolün yanı sıra tali bir sebep olarak sigortalı araç sürücüsünün asli kusurlu olduğuna da dayanılmıştır. "(...)trafik kurallarına aykırı davranışla nedeniyle %100 kusurlu bulunması, başlı başına kasıtlı yada ağır kusuru olduğu anlamına gelmez...Sigorta ettirene rücu sebepleri belirli olup davacı tarafından diğer rücu sebepleri ileri sürülüp kanıtlanmadığına göre davanın reddine karar verilmesi gerekir(...)'' (Yargıtay 17. HD'nin 25/05/2016 tarih ve 2016/3422 Esas - 2016/6357 Karar) Emsal Yargıtay içtihadından da anlaşılacağı üzere sürücünün asli kusurlu olması bir rücu sebebi olmamakla birlikte, rücu hakkı ancak ve ancak kasten zarara sebep olma ve ağır kusur hallerinde gündeme gelecektir. Tüm bu açıklamalar ışığında meydana gelen trafik kazasında münhasıran alkol etkisi bulunmamakta, ayrıca sigortalı araç sürücüsünün ağır kusuru veya kastî fiili ispat edilemediğinden davacının davasını ispat edemediği vicdani kanaatine varılmıştır. Açıklanan gerekçeyle davanın reddine ..." şeklinde karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine; Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; 11.02.2022 tarihli Adli Tıp raporunda sigortalı araç sürücüsünün %85 kusurlu olduğu tespit edildiği halde İlk Derece Mahkemesince alınan raporda sigortalı araç sürücüsünün %75 kusurlu olduğunun tespit edildiğini, çelişkiyi gidermek için rapor aldırılması gerektiğini, sözleşmenin yapıldığı anda yürürlükte olan mevzuat hükümleri gereği sigortalı araç sürücüsünün alkollü olmasının rücu sebebi olduğunu, 01.06.2015'e kadar düzenlenen sigorta poliçeleri kapsamında gerçekleşen kazalarda alkollü içki alınmış olması sebebiyle aracı güvenli sürme yeteneğinin kaybolması durumunda sigorta şirketi sigortalısına rücu edebilecekken; 01.06.2015 tarihinden sonra düzenlenen sigorta poliçeleri kapsamında gerçekleşen kazalarda, yürürlükte olan yasal mevzuat hükümleri incelenip kaza anında sigortalı araç sürücüsü yasaklanan tutardan fazla promil alkollüyse sigorta şirketi, sigortalısına rücu edebileceğini, gerekçenin eski yasal düzenleme kapsamında düzenlenen sigorta poliçeleri için geçerli olup yürürlükteki yasal mevzuat hükümlerine aykırı olduğunu, yürürlüğe giren yeni genel şartlarda yasal sınırın (0,50 promilin) üstünde alkol alınarak araç kullanılması halinde rücu hakkının bulunduğunun düzenlendiğini beyan etmektedir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, zorunlu trafik sigortası kapsamında sigortacı şirketin, sigortalısının karışmış olduğu trafik kazasına istinaden zarar gören üçüncü kişilere yapmış olduğu tazminat ödemesinin rücu edilmesi amacıyla araç malikine karşı giriştiği ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere, dosya kapsamında Karayolları Trafik ... Heyeti üyesi bilirkişi ve bir nörolog bilirkişiden oluşturulan bilirkişi kurulunun 04.01.2023 tarihli raporları ile iki taraflı bir kaza olması ve diğer araç sürücüsünün de kusurlu olması nedeniyle, kazanın münhasıran alkolün etkisinde gerçekleştiğinin kesin olarak söylenemeyeceği yönünde kanaat bildirilmiş olduğunun anlaşılmış olmasına göre usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, 40.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak duruşmada vekille temsil olunan davalıya verilmesine, Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davacıya yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 28.04.2026 tarihinde Üye ...'ın karşı oyu ve oy çokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 24.05.2013 tarih ve 6487 sayılı Kanunun 19. maddesi ile değiştirilmeden önceki 48/1 maddesi “Uyuşturucu veya keyif verici maddeleri almış olanlar ile alkollü içki almış olması nedeniyle güvenli sürme yeteneklerini kaybetmiş kişilerin kara yolunda araç sürmeleri yasaktır.” şeklinde iken, anılan Kanunla değişik m.48/1 ise “Uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri almış olan sürücüler ile alkollü olan sürücülerin karayolunda araç sürmeleri yasaktır.” şeklindedir. Öte yandan maddede “Yapılan tespit sonucunda, 1.00 promilin üzerinde alkollü olduğu tespit edilen sürücüler hakkında ayrıca Türk Ceza Kanununun 179 uncu Maddesinin üçüncü fıkrası hükümleri uygulanır.” gibi “Hususi otomobil sürücüleri bakımından 0.50 promilin, diğer araç sürücüleri bakımından 0.20 promilin üzerinde alkollü olan sürücülerin trafik kazasına sebebiyet vermesi hâlinde, ayrıca Türk Ceza Kanununun ilgili hükümleri uygulanır.” gibi başkaca yenilikler de vardır. Görüleceği üzere 6487 sayılı Kanun’un 19. maddesi ile yapılan değişiklikle 48. maddenin 1. fıkrasındaki güvenli sürme yeteneklerini kaybetmiş ifadesi metinden çıkarılmış, ayrıca alkollü araç kullanımına ilişkin daha önce yönetmelikle düzenlenen promil sınırları da kanunda düzenlenmiştir. Öncelikle belirtilmelidir ki, sigorta ettirenin veya sigortalının kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı bir fiilinden doğabilecek bir zararını teminat altına almak amacıyla sigorta yapılamaz (TTK 1404). Alkollü araç kullanımı 2918 sayılı KTK’nın 48. maddesi uyarınca kesin bir şekilde yasaklandığına göre kanun ile belirlenen sınırın üstünde alkollü araç kullanımından kaynaklı zararların sigorta teminatı kapsamına alınması hukuken mümkün değildir. Ancak bir zarar (riziko) hem teminat kapsamında olan bir sebepten, hem de teminat kapsamında olmayan bir sebepten meydana gelmiş ise yani zarar teminat kapsamında olan ve olmayan sebeplerin birleşmesi sonucu meydana gelmiş ise bu durumda çözümün nasıl olacağının tartışılması gerekir. Dairemiz uygulaması öteden beri kazanın sebeplerinden biri teminat dışı olan alkollü araç kullanımı diğeri ise teminat kapsamındaki başka bir hâl ise bu durumda zararın tamamının teminata dahil olması yönündedir. Yani zararın teminat dışı kabul edilebilmesi için münhasıran alkol etkisi sonucu gerçekleşmesi aranmaktadır. Aynı şekilde teminat dışı hallerden olan istihap haddinin aşılmasında da münhasırlık aranırken yine teminat dışı hallerden olan sürücü belgesiz araç kullanmada ise sürücü belgesi bulunmamasının zarara hangi oranda etki ettiği belirlenerek sonuca gidilmesi benimsenmektedir. Ne var ki, Dairemizin alkol ile ilgili olarak münhasıran sebep olma kriterini araması doğru ve adil bir çözüm olarak görünmemektedir. Şöyle ki, her şeyden önce bu uygulama 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 48 inci maddesi ile yasaklanan durumu sigorta koruması altına almakta ve böylece TTK’nın 1404 üncü maddesine aykırı olarak kanunun emredici hükümlerine aykırı bir fiilden doğabilecek zararın teminat altına alınamayacağına ilişkin kuralı ihlal etmektedir. İkinci olarak, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’ndan sonra uygulanacak olan Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları’nın sigortacının sigortalıya rücu hakkının düzenlendiği B.4 maddesinde alkollü araç kullanımının rücu sebebi sayılması için münhasırlık şartı aranmadığı görülmektedir. Dosya kapsamında davacıya sigortalı davalıya ait aracın sürücüsünün kaza tarihinde 1,36 promil alkollü olduğu davaya konu çift taraflı kazanın meydana gelmesinde karşı araç sürücüsünün tali davalıya ait araç sürücüsünün ise asli kusurlu oldukları anlaşılmaktadır. Dava dışı araç sürücüsünün kusurundan kaynaklanan zarar teminat kapsamındadır. Ancak davalıya ait aracın sürücüsü 1,00 promilin üzerinde alkollü olduğundan onun kusuruna tekabül eden zarar teminat dışı kabul edilmelidir. Esasen Dairemiz içtihatları da kazaya etkili başka bir kişi veya sebebin bulunmadığı hallerde 1,00 promil üzerinde alkollü iken meydana gelen zararlarda münhasırlık araştırılması yapılmaması yönündedir. Hal böyle olunca dava dışı karşı tarafın kusuruna tekabül eden zarar bakımından davacının rücu hakkını kullanamayacağı, sigortaladığı aracın alkollü sürücüsünün kusuruna tekabül eden zarar yönünden ise üçüncü kişilerin zararlarını karşıladıktan sonra kendi sigortalısına karşı rücu hakkını kullanabileceği benimsenerek Derece Mahkemelerinin kararlarının bozulması gerektiği düşüncesinde olduğumdan çoğunluk görüşüne katılamıyorum.

Atıf: Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2023/8961, K. 2026/4886, T. 24.05.2013, www.arakarar.com/karar/yargitay-4-hukuk-dairesi-2023-8961-e-2026-4886-k-c5042c9f8add