Yargıtay · 4. Hukuk Dairesi
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2023/8391 E. 2025/11241 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 4. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2023/8391
- Karar No
- 2025/11241
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/869 E., 2023/1227 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 14. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2018/477 E., 2019/655 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; ... Partisi (...) Genel Başkanı olan davalının 17.07.2018 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi ... Grup Toplantısında yaptığı konuşmada ve 17.07.2018 tarihinde @... kullanıcı adı ile ... üzerinden yapmış olduğu paylaşımda sarf ettiği söz ve ifadelerle TC Cumhurbaşkanı olan müvekkilinin kişiliğini hedef aldığını, davalının sözlerinin eleştiri ve ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesinin mümkün olmadığını belirterek 1.000.000,00 TL manevi tazminatın haksız fiil tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin dava konusu edilen konuşmasının somut olgulara dayandığını, haklı ve yerinde eleştirinin ötesinde hakaret kapsamında görülebilecek hiçbir sözünün bulunmadığını, dava konusu karikatür nedeniyle davacının Ankara 1. Asliye Hukuk Mahkemesi dosyasında davanın reddine karar verildiğini, siyasetçilere yönelik eleştiri sınırlarının özel kişilere nazaran daha geniş olduğunu; açıklamaların ve paylaşımın kamuyu bilgilendirmeye matuf, güncel konulara ilişkin olduğunu, kişilik hakkının ihlali boyutuna ulaşacak beyanlara yer verilmediğini belirterek davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 12.11.2019 tarihli 2018/4 77... /655 sayılı kararı ile; davalının 17.07.2018 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi ... Grup Toplantısında yaptığı konuşmada ve 17.07.2018 tarihinde ... üzerinden yapmış olduğu paylaşımda sarf ettiği söz ve beyanların ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesinin mümkün olmadığı, davacının kişilik haklarının saldırıya uğradığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne 50.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine; Bölge Adliye Mahkemesinin 22.06.2021 tarihli 2020/7 92... /1106 sayılı kararı ile; davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm tesisi ile davanın kısmen kabulü ile 25.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararının süresi içinde davacı vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairenin 11.10.2022 tarihli ve 2021/20817 Esas, 2022/11980 Karar sayılı ilamıyla; somut olayda kullanılan ifadelerin niteliği ile davacının konumu göz önüne alındığında hükmedilen manevi tazminat miktarının az olduğu gerekçesiyle kararın bozulmasına; davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir. B. Bölge Adliye Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu konuşmanın ulusal, yazılı ve görsel medya organlarında yayınlanmış olması nedeniyle ulaştığı kitlenin genişliği, aynı şekilde karikatür paylaşımının ulaştığı kitle ve ortam, davacının Cumhurbaşkanlığı sıfatıyla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil etmesi; davalının, davacıya yönelik değer yargısı olarak kabul edilemeyecek somut olgu isnatlarında bulunması, bunun yanında davalının da siyasi bir kişi olması, tarafların ekonomik ve sosyal durumu, paranın satın alma gücü, manevi tazminatın bir ceza olmadığı gibi mal varlığına ilişkin bir zararı karşılama amacı bulunmaması ile bireyin şöhret ve itibarına üstünlük tanırken ileride ifade özgürlüğü hakkının kullanılmasından caydırıcı etki doğurmaması kriterleri değerlendirildiğinde davanın kısmen kabulü ile 50.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; dava konusu konuşma ve paylaşımda müvekkilinin kişilik haklarının ve itibarının hedef alındığını, hükmedilen tazminatın olayın oluş şekline uygun olmadığını, caydırıcı ve hakkaniyete uygun olduğunun değerlendirilemeyeceğini, istemin tam kabulüne karar verilmesi gerektiğini belirtmiştir. Davalı vekili temyiz dilekçesinde; hakimin reddine dair taleplerin hukuka aykırı olarak reddedildiğini, delilleri toplanmadan karar verildiğini, yemin deliline dayanılmasına rağmen bu prosedürün uygulanmadığını, siyasi kişilik olan bireylerin eleştiri ve hoşgörü sınırlarının üst seviyede olması gerektiğini, dava konusu paylaşım ve paylaşımın siyasi düzlemde eleştiri niteliğinde olduğunu, olgusal temeli bulunduğunu, dava konusu karikatür nedeniyle daha önce açılan davanın reddedildiğini, tamamen ifade özgürlüğü ve siyasi eleştiri sınırları içerisinde kalan paylaşımlar ve konuşma nedeniyle aleyhine tazminata hükmedilmesinin hatalı olduğunu, hükmedilen tazminatın fahiş olduğunu belirtmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık; ... Partisi Genel Başkanı olan davalının 17.07.2018 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi ... Grup Toplantısında yaptığı konuşma ve 17.07.2018 tarihinde @... kullanıcı adı ile ... üzerinden yapmış olduğu paylaşımda sarf ettiği söz ve ifadelerle TC Cumhurbaşkanı olan davacının kişilik haklarının saldırıya uğradığı iddiası ile manevi tazminat istemine ilişkindir. Temyizen incelenen Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; davacı vekili ve davalı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VII. KARAR Açıklanan sebeple; Davacı vekilinin ve davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz harcının davacıya ve davalıya yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 03.07.2025 tarihinde Üye ... ve Üye ...'ın karşı oyları ve oy çokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Dava konusu uyuşmazlık; davalının, davacı hakkında 17.07.2018 tarihli meclis grup toplantısında sarfettiği sözlerin ifade özgürlüğü ya da kişilerin şöhret ve itibarına saygı gösterilmesini isteme haklarından hangisinin kapsamında kaldığına ilişkindir. İfade özgürlüğü; haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilme, düşünce, tavır ve kanaatlerinden dolayı kınanmama ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilme, anlatabilme, savunabilme, başkalarına aktarabilme ve yayabilme imkânlarına sahip olma anlamlarına gelir. Muhalif olanlar da dâhil olmak üzere düşüncelerin her türlü araçla açıklanması, açıklanan düşünceye paydaş sağlanması, düşünceyi gerçekleştirme ve bu konuda başkalarını ikna çabaları ve bu çabaların hoşgörüyle karşılanması çoğulcu demokratik düzenin gereklerindendir. Dolayısıyla toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak, her türlü düşüncenin barışçıl bir şekilde ve serbestçe ifadesine bağlıdır. Bu itibarla düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü demokrasinin işleyişi için hayati önemdedir (Anayasa Mahkemesi (AYM); ... , B. No: 2014/12151, 4/6/2015; ... , B. No: 2013/9343, 4/6/2015). İfade özgürlüğü; aynı zamanda demokratik toplumun temelini oluşturan, toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temel unsurlardan olup bu özgürlük, sadece toplum tarafından kabul gören, zararsız veya ilgisiz kabul edilen bilgi ve fikirler için değil; incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerlidir. İfade özgürlüğü; yokluğu hâlinde demokratik bir toplumdan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM); Von Hannover/Almanya, B. No: 40660/08). İfade özgürlüğü, temsil ettikleri seçmenlerinin kaygılarına dikkat çektikleri ve onların menfaatlerini savunmak zorunda oldukları için halkın seçilmiş temsilcileri bakımından özel bir öneme sahiptir (AİHM; Lombarda ve diğerleri Malta, B. No: 7333/06, 24/4/2007). Öte yandan; maddi olgular ile değer yargısı arasında da ayrıma gidilmeli, değer yargılarının doğruluğunu ispatlamanın mümkün olmadığı gözetilmelidir (AİHM; Lingens/Avusturya, B. No: 9815/82, 8/7/1986). Zira, taraflara değer yargılarının doğruluğunu ispat külfeti getirilmesi, hakkın kullanımını imkânsız kılacaktır. Bununla birlikte, değer yargısının da makul bir olgusal temele sahip olması gerektiği, orantılı ve ölçülü bir biçimde ifade edilip edilmediği denetlenmelidir (AİHM; Jerusalem/Avusturya, B. No: 26958/95, 27/2/2001). Ancak belirtmek gerekir ki ifade özgürlüğü sınırsız değildir. Başta siyasi kişiler olmak üzere, en geniş hâlde dahi ifade özgürlüğünün, kişilerin itibarına zarar verecek boyuta ulaşmaması gerekir. Bu gereklilik, temel hak ve hürriyetlerin; kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva ettiğini belirten Anayasa'nın 12. maddesinin ikinci fıkrasından doğan bir zorunluluktur (AYM; ... , B. No: 2013/1461, 12/11/2014). Bu itibarla, Anayasa'nın 26. maddesinin ikinci fıkrasına göre ifade özgürlüğünün sınırlandırılma nedenlerinden biri de başkalarının şöhret ve itibarının korunmasıdır. Davalının söylediği sözlerin, ifade özgürlüğünün sınırlarını aştığını tespit ederken mahkemece ortaya konulan gerekçenin, bu özgürlüğü sınırlamak için yeterli ve ilgili olmasının yanında, ifade özgürlüğüne getirilecek sınırlamanın, demokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına yönelik, ölçülü, orantılı ve istisnai nitelikte olması gerekir. Buna göre, ifade özgürlüğüne yapılan bir müdahale, zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamıyorsa ya da zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamakla birlikte orantılı değilse, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir müdahale olarak değerlendirilemez. Bunu ancak davanın bütününe bakarak anlayabiliriz. Bu tür davalarda mahkemece yapılması gereken; kamuya mal olmuş kişilerin şöhret ve itibarı ile ifade özgürlüğünün çatışması hâlinde bu iki hak arasında makul bir dengenin kurulmasıdır. Dengeleme yapılırken her bir somut olay bakımından; dava konusu açıklamanın kamu yararına ilişkin bir tartışmaya sağladığı katkı, ilgili kişinin tanınırlığı, toplumdaki rolü ve işlevi ile yazıya konu olan faaliyetin niteliği, açıklama veya yayının konusu, kapsamı, şekli ve etkileri, ilgili kişinin daha önceki davranışları, bilgilerin elde edilme koşulları ve gerçekliği ile uygulanan yaptırımın niteliği nazara alınmalıdır(AYM; ... (3), B.No: 2015/1220, 18/7/2018). Somut davada göz önünde bulundurulması gereken ilk husus, davanın taraflarının toplumsal konumlarıdır. Bir yanda konuşmanın yapıldığı dönemde ana muhalefet görevinde bulunan partinin lideri olan davalı ..., diğer yanda ise hükümetin başı ve iktidar partisi lideri ... bulunmaktadır. Eleştirilerin hedefinde olan davacının hem toplumsal konumu hem de siyasetçi olması nedeniyle makul eleştiri sınırları daha geniş kabul edilmelidir. Temsil ettiği seçmenlerinin talep, endişe ve düşüncelerini politik alana aktaran ve onların çıkarlarını savunan seçilmiş kimseler için ifade özgürlüğünün özellikle değerli olduğu açıktır. Bu sebeple ifade özgürlüğüne getirilen kısıtlama, eğer bir siyasetçinin ve özellikle dönemin ana muhalefet partisi genel başkanının ifade özgürlüğüne yönelik ise dava konusu istemlerin çok daha sıkı bir denetimden geçirilmesi gerekmektedir. İkinci husus ise, davalının konuşmalarında dile getirdiği iddiaların kamusal çıkarlarla ilgili olması ve olgusal temelinin bulunmasıdır. Dava konusu edilen konuşma bir bütün olarak değerlendirildiğinde içeriğinin yürütmenin ve iktidar partisinin başı olarak davacının FETÖ terör örgütü ile mücadelesine, darbe girişimi sonrası aldığı tedbirlere ve uyguladığı politikalara, yargısal faaliyetlerin yürütülmesine, cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin işleyişine yönelik olduğu, davacının siyaset yapma ve yönetim biçiminin eleştirildiği, konuşmanın çerçevesinin baskın şekilde politik alanda kaldığı, güncel konularla dolayısıyla kamusal çıkarlarla ilgili olduğu ve olgusal dayanağının bulunduğu anlaşılmaktadır. Kaldı ki, davalı, hususi olarak davacının özel hayatını hedef almamış, konuşmasını esasen siyasi rakibinin söz ve davranışlarına yöneltmiştir. Öte yandan, davalının konuşmasında geçen bir kısım sözler kaba, tahrik edici, suçlayıcı ve rahatsız edici olarak kabul edilse bile değer yargılarından oluşan bu ifadelerin polemik çıkartmaya, şiddetli tepkiler yaratmaya ve taraftarlarını konsolide etmeye yönelik siyaset üslubunun bir parçası olduğu kabul edilmelidir. Tüm bu açıklamalar ışığında; dönemin ana muhalefet partisi lideri olan davalı tarafından yaşanan güncel olaylara ilişkin olarak açıklamalarda ve hükümet başkanı olan davacı’nın söz ve davranışları ile hükümet politikalarına yönelik eleştirilerde bulunulduğu, davaya konu ifadelerin, Yargıtay, AYM ve AİHM’nin istikrar bulmuş içtihatlarına göre; ifade özgürlüğü sınırları içerisinde kaldığı, somut olay bağlamında davalının ifade özgürlüğüne üstünlük tanınması gerektiği düşüncesinde olduğumdan istemin tümden reddi yerine hükmedilen manevi tazminatın yetersiz olduğu gerekçesine dayalı bozma kararına iştirak edemiyoruz.