Yargıtay · 4. Hukuk Dairesi
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2023/6069 E. 2023/13623 K. – Tazminat
Konu: Tazminat
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 4. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2023/6069
- Karar No
- 2023/13623
- Karar Tarihi
- Konu
- Tazminat
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2015/374 E., 2015/448 K. HÜKÜM/KARAR : Direnme/Davanın kabulü Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen kararın temyiz edilmesi üzerine Dairece bozma kararı verilmiştir. Mahkemece, bozma ilamına direnilmiştir. Mahkeme direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca direnme kararı yerinde bulunarak davalı vekilinin davanın esasına yönelik diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Dairemize gönderilmesine karar verilmiştir. Hukuk Genel Kurulu tarafından dosya Dairemize gönderilmiş olmakla Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; radyasyon kaynakları ile ilgili bütün çalışmaların müvekkili kurumdan alınacak lisansa bağlı olduğunu, müvekkili tarafından lisans verilen davalı şirketin 1994 yılında ihraç izni aldığı radyasyon kazasına neden olan kaynakları yurtdışına çıkartmayıp İstanbul İkitelli’de bir depoya koyduğunu ve 1998 yılında hurdacılar tarafından alınarak parçalanmaya çalışılması sonucunda radyasyon kazasının meydana geldiğini, kazada zarar görenlerin müvekkili aleyhine İstanbul 2. İdare Mahkemesi'nde açtıkları tam yargı davalarının ağır hizmet kusuru işlendiği gerekçesiyle aleyhe sonuçlandığını, kesinleşen kararlarda hükmolunan tazminatların zarar görenlere ödendiğini, davalı lisans sahibi şirketin meydana gelen zarardan sorumlu olması sebebiyle fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak Ankara 19. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2008/133 Esas sayılı dosyası ile açtıkları rücuen tazminat davasında mahkemece verilen davanın kabulüne ve fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmasına ilişkin kararın temyiz edilmiş olması nedeniyle kesinleşmediğini, ancak yargılama sırasında alınan rapor gereği bakiye alacaklarının kaldığını ve bu ek davanın açılması zorunluluğu doğduğunu ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 10.000,00 TL tazminatın ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı cevap dilekçesinde; davanın zamanaşımına uğradığını, söz konusu radyasyon kazasının üçüncü kişilerden kaynaklı ortaya çıktığını, müvekkilinin eylemleri ile gerçekleşen kaza arasında illiyet bağı bulunmadığını, olayın sorumlusunun dava dışı depo sahibi Mustafa Söyleyici olduğunu, bu şahıs aleyhine Küçükçekmece 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 1999/1133 Esas sayılı davası sonucunda dava dışı şahsın sorumlu olduğunun anlaşılacağını, davacının taleplerine dayanak yaptığı mahkeme kararının da temyiz edildiğinden sonucunun beklenmesi gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir. III. MAHKEME KARARI Mahkemenin 10.07.2013 tarihli ve 2011/93 Esas, 2013/388 Karar sayılı ilamıyla, Ankara 19 Asliye Hukuk Mahkemesi'nin Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin incelemesinden geçerek kesinleşen 2008/133 E. sayılı kararına göre davalının davacıyı 1.905.986 ,37 TL zarara uğrattığı, tarafların zararın meydana gelmesinde 1/2 şer kusurlarının bulunduğu, buna göre davalının davacıya 952.993,18 TL ödemekle yükümlü bulunduğu , taleple bağlı kalınarak 10.000,00 TL nin 29.03.2009 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınıp davacıya verilmesine karar verilmesinin gerektiği sonucuna varıldığı gerekçesiyle, taleple bağlı kalınarak davanın kabulü ile 10.000,00 TL'nin 29.03.2009 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınıp davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin hakkın saklı tutulmasına karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Dairenin 24.11.2014 tarihli ve 2013/19156 Esas, 2014/15756 Karar sayılı ilamıyla; "...Davalı tarafından cevap süresinden sonra sunulan dilekçede zamanaşımı def'i ileri sürülmüş; buna karşılık, davacı taraf savunmanın genişletildiği savında bulunmamıştır. Şu durumda, zamanaşımı def'inin değerlendirilmesi, olumlu veya olumsuz bir karar verilmesi gerekir. Karar, açıklanan nedenle yerinde görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir..." gerekçesiyle mahkeme kararı bozulmuştur. Davacı vekilinin karar düzeltme istemi de Dairenin 15.04.2015 tarihli ve 2015/1713 Esas, 2015/4816 Karar sayılı kararı ile reddedilmiştir. B. Direnme Kararı Mahkeme, yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dilekçelerin teatisi safhasında davalı tarafından süresinde verdiği cevap dilekçesi ile zamanaşımı def'inde bulunduğu, 11.06.2013 tarihli duruşmada verilen ara kararda gösterilen gerekçeyle zamanaşımı def'inin reddine karar verildiği, dava konusu alacağın zamanaşımına uğramadığı, bozmanın yerinde olmadığı, önceki kararda direnilmesine karar verildiği, Ankara 19. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin incelemesinden geçerek kesinleşen 2008/133 E. sayılı kararına göre davalının davacıyı 1.905.986,37 TL zarara uğrattığı, tarafların zararın meydana gelmesinde 1/2 şer kusurlarının bulunduğu, buna göre davalının davacıya 952.993,18 TL ödemekle yükümlü bulunduğu, taleple bağlı kalınarak 10.000,00 TL'nin 29.03.2009 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınıp davacıya verilmesine, bu nedenle önceki kararda direnilmesine karar verilmesinin gerektiği sonucuna varıldığı gerekçesiyle ilk kararda direnilmesine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin, yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde; mahkemenin direnme kararının gerekçesinde zamanaşımı konusunun değerlendirilmediğini, zarar ile davalının eylemi arasında uygun illiyet bağı bulunmadığını, direnme kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek bozulmasını talep etmiştir. C. Hukuk Genel Kurulu Kararı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 373 üncü maddesinin beşinci fıkrası gereğince Dairemizce yapılan incelemede, Daire kararının yerinde olduğu belirtilerek temyiz incelemesi yapılmak üzere dosyanın Hukuk Genel Kurulu'na gönderilmesine karar verilmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 27.05.2021 tarihli ve 2017/4-1480 Esas, 2021/632 Karar sayılı ilamıyla; "...davacı vekili HUMK’nın yürürlükte olduğu 25.02.2011 tarihinde eldeki davayı açmış, davalı şirket adına 03.03.2011 tarihinde tebliğ edilen dava dilekçesine karşı da davalı vekili 14.03.2011 havale tarihli cevap dilekçesi sunmuştur. Davalı vekili cevap dilekçesinde dava konusu alacağın zamanaşımına uğradığını savunarak zamanaşımı itirazında bulunmuştur. Mahkemece, zamanaşımı itirazı 11.06.2013 tarihli duruşmada “Mülga BK 51 inci maddesine ve davacı vekilinin 03.06.2013 tarihli dilekçesinde belirtilen YGK kararına göre davanın zamanaşımına uğramadığı anlaşıldığında davalının zamanaşımı defiinin yönünden reddine karar verilip…" şeklinde ara karar kurularak reddedilmiş ve yargılamaya devam edilerek davanın esası hakkında karar verilmiştir. Bu durumda, HUMK’nın yürürlükte olduğu somut olayda davalının 03.03.2011 tarihinde tebliğ aldığı dava dilekçesine karşı HUMK’un 195 inci maddesinin 1 inci fıkrasında öngörülen yasal 10 günlük sürenin son gününün hafta tatili olan 13.03.2011 pazar gününe rastlaması sebebiyle takip eden ilk iş günü olan 14.03.2011 pazartesi günü yasal süresinde cevap dilekçesi sunduğu ve cevap dilekçesinde zamanaşımı def’ini de ileri sürdüğü görülmektedir. Hâl böyle olunca; HUMK’nın 195. ve 160. maddelerine göre süresinde verilen cevap dilekçesi ile ileri sürülen zamanaşımı def’inin mahkemece değerlendirilerek 11.06.2013 tarihli duruşmada verilen ara karar ile reddedilerek karara bağlandığı, bu nedenle özel Daire bozma kararının yerinde olmadığı, direnme kararının doğru olduğu sonucuna varılmıştır...." gerekçesiyle davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme uygun olduğundan, davalı vekilinin davanın esasına yönelik diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Dairemize gönderilmesine karar verilmiş, davalı tarafın karar düzeltme istemi de reddedilmiştir. D.Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık; davacı idare tarafından idare mahkemesi kararı gereği ödenmek zorunda kalınan tazminatın, zarara sebebiyet verdiği iddiasıyla davalıdan rücuen tazmini talebine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Kanun'un geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428 inci maddesi, 438 inci maddesinin yedi, sekiz ve dokuzuncu fıkraları ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası, mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 41 ve 60 ıncı maddesi. 3. Değerlendirme 1. Mahkemece direnme kararı verilmesi üzerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca zamanaşımı def’i ileri sürülen dilekçenin davalı tarafından davaya cevap süresi içerisinde sunulup sunulmadığı ve sunulan dilekçe karşısında mahkemece dosya kapsamında zamanaşımı def’i değerlendirmesi yapılıp yapılmadığı konusu değerlendirilmekle yetinilmiş ve dosya esası hakkında inceleme yapılmak üzere dava dosyası Daireye gönderilmiştir. Rücu hakkı; başkasına ait bir borcu yerine getiren kişinin mal varlığında meydana gelen kaybı gidermeye yönelen, tazminat niteliğinde bir talep hakkıdır. Alacaklıyı tatmin eden kişi, alacaklının hakkından bağımsız kendi şahsında doğan bir hak elde etmektedir. Bu alacak hakkı, alacaklı ile asıl borçlu arasındaki asıl borç ilişkisindeki alacak hakkından bağımsız, rücu eden ile edilen arasındaki ilişkiden doğan yeni bir haktır. Başkasına ait borcu ifa ederek, mal varlığında kayba uğrayan kişiye mal varlığındaki söz konusu eksilmeyi talep edebilmek için hukuk düzeni rücu hakkını tanımıştır. Bunun sonucu olarak da rücu hakkı bu hakka sahip olan kişinin şahsında doğduğu anda muaccel olur. Bu nedenle, rücu hakkı için hakkın doğduğu andan itibaren zamanaşımı süresi işlemeye başlamaktadır. Halefiyette ise; halef olan kişi alacaklıyı tatmin ettiği anda yeni bir hak elde etmemekte, alacaklıya ait olan hakkı kanundan dolayı olduğu gibi devralmaktadır. Bu nedenle, böyle bir alacak için de daha önce zamanaşımı işlemeye başlamış ise, alacak halef olan kişiye intikal etmesine rağmen işlemeye devam eder. Zira, daha önceden muaccel olmuş alacağın yeniden muaccel olması ve yeni bir zamanaşımının işlemeye başlaması mümkün değildir. Salt halefiyet hâlleri ile yasanın rücu hakkı verdiği hâller arasındaki en önemli fark, birincisinde alacaklıya ait bir hakkın intikal etmesi, ikinci hâlde ise, rücu hakkı sahibinin şahsında yeni bir hakkın doğmasıdır. Halefiyetin temelde bir rücu hakkına dayanmadığı durumlarda, alacak hakkı daha önce işlemeye başlayan zamanaşımı ile birlikte intikal eder. İkinci hâlde ise, rücu hakkı sahibi lehine, alacaklının hakkından bağımsız yeni bir hak meydana geldiğinden, bu andan itibaren yeni bir zamanaşımı işlemeye başlayacaktır. Somut olayda; dosyadaki bilgi ve belgelerden, davalı şirketin 1994 yılında ihraç izni aldığı radyasyon kazasına neden olan kaynakları yurtdışına çıkartmayıp İstanbul İkitelli’de bir depoya koyduğu ve söz konusu radyasyon kapsüllerinin 1998 yılında hurdacılar tarafından alınarak parçalanmaya çalışılması sonucunda radyasyon kazasının meydana gelmesi nedeniyle, kazada zarar görenlerin davacı idare aleyhine İstanbul 2. İdare Mahkemesinde açtıkları tam yargı davalarının ağır hizmet kusuru işlendiği gerekçesiyle idare aleyhine sonuçlandığı ve kesinleşen kararlarda hükmolunan tazminatların idarece 29.03.2007 tarihinde hak sahiplerine ödendiği anlaşılmaktadır. Haksız ödemenin söz konusu olduğu, rücuen tazminat istemlerinde mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 60/1 inci maddesi uyarınca işlem yapılması gerektiğinden, dava konusu talep, anılan Kanun'un 60/1 inci maddesi uyarınca bir yıllık zamanaşımı süresine tabi bulunmaktadır. Eldeki dava ise 25.02.2011 tarihinde açılmıştır. Bu durumda mahkemece ödeme tarihinden dava tarihine kadar olan sürede, bir yıllık zamanaşımı süresinin geçtiği gözetilerek davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile işin esasına girilerek davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya uygun düşmemiş, bu durum kararın bozulmasını gerektirmiştir. 2. Bozma ilamının kapsam ve şekline göre, davalı vekilinin diğer temyiz itirazları şimdilik incelenmemiştir. VI. KARAR 1. Değerlendirme bölümünün (1) numaralı bendinde açıklanan sebeplerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan mahkeme kararının BOZULMASINA, 2. Değerlendirme bölümünün (2) numaralı bendinde açıklanan sebeplerle bozma ilamının kapsam ve şekline göre davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde davalıya iadesine, Dosyanın Mahkemeye gönderilmesine, 18.12.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi