Yargıtay · 4. Hukuk Dairesi
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2022/492 E. 2025/4422 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 4. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2022/492
- Karar No
- 2025/4422
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/2765 E., 2021/2700 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Fatsa 2. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2012/182 E., 2021/311 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı dahili davalılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili asıl dava dilekçesinde; davalı ...'ın 1994-2004 yılları arasında ... yaptığını, davalının belediye başkanlığı yaptığı dönemde Fatsa Belediye Başkanı sıfatıyla .... Konut Yapı Kooperatifi başkanı ile yaptığı 25.03.1996 tarihli protokol doğrultusunda anılan kooperatife 28.03.1996 tarihli yapı ruhsatını düzenleyerek verdiğini, imar işleri personeli imzadan imtina ettiği için davalının bu ruhsatı bizzat imzaladığını, verilen bu ruhsatla alakalı bir vatandaşın şikayeti üzerine gerekli incelemeleri yapan Bayındırlık ve İskan Başkanlığının 29.05.1997 tarihli yazısı ile turistik tesis alanında kooperatife 32 adet villa, market, düğün salonu, lokanta, kapalı yüzme havuzu yapılmak üzere ruhsat düzenlenmesinin plan ve mevzuata aykırı bir uygulama olduğu belirtilerek ruhsatın ivedilikle iptali, mevzuata aykırı yapılan yapılar hakkında 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 32 ve 42. maddeleri gereğince gerekli işlemlerin yapılmasının istenildiğini, ancak Fatsa Belediye Meclisinin 20.06.1997 tarihli kararıyla ise Bayındırlık ve İskan Bakanlığının ruhsatın iptaline yönelik talebine karşın inşaat alanında plan değişikliği yapıldığını, alınan plan değişikliği kararı doğrultusunda ilk verilen 28.03.1996 tarihli yapı ruhsatının 31.12.1998 tarihli tadilat ruhsatı ile yenilendiğini, ruhsat verilen inşaatların daha sonra Ordu İdare Mahkemesinin 2001/766 esas, (bozma sonrası 2004/216 esas) sayılı dosyasında verilen tedbir kararı doğrultusunda Fatsa Belediyesi İmar İşleri Müdürlüğünün 15.05.2002 tarihli işlemi ile durdurulduğunu, anılan dosyada verilen karar ile Fatsa Belediye Meclisinin 20.06.1997 tarihli plan değişikliği kararının iptal edildiğini, belediye meclisinin bu iptal kararını 11.06.2002 tarihli kararıyla uygulayarak ilk hali olan fabrika alanına dönüş yaptığını, belediye İmar İşleri Müdürlüğünün 26.01.2005 tarihli yazısı ile de kooperatife verilen inşaat ruhsatının iptal edildiğini, bu aşamadan sonra kooperatif tarafından belediye aleyhine Ordu İdare Mahkemesinin 2006/1235 esas sayılı dosyasında açılan davada yapı ruhsatının iptalinden doğan zararların karşılanmasının talep edildiğini, yapılan yargılama sonucunda 32 adet villadan 23 adedinin ruhsata aykırı yapıldığının tespit edildiğini, ruhsata uygun yapılan 9 adet villa için ise belediyenin 514.668,60 TL tazminatı ödemesine karar verildiğini, Ordu İdare Mahkemesinin 2006/1235 esas sayılı ilamının Yozgat 1. İcra Müdürlüğünün 2008/3584 sayılı dosyasında icraya konulduğunu ve belediyeden bu güne kadar 681.145.00 TL tahsilatta bulunulduğunu, ayrıca kooperatifin borçlu bulunduğu 2008/... sayılı icra dosyasına da 4.077,00 TL ödemede bulunulduğunu, yapılan ödeme tutarı 685.222,00 TL olup halen bir miktar borç kaldığını, ödemelerin devam ettiğini, yapılan ödemelerden davalının sorumlu olduğunu, zira davalının kooperatif ile 25.03.1996 tarihli kanuna aykırı protokol yaptığını, imar işleri müdürü veya personelinin ruhsatlara imza atmasına karşın personel imzadan imtina ettiğinden rutinin dışına çıkılarak plan ve mevzuata aykırı 28.03.1996 tarihli yapı ruhsatını davalının bizzat imzalayarak verdiğini, İmar ve İskan Bakanlığının ruhsatın iptalini istemiş olmasına rağmen ruhsatı iptal etmek yerine plan değişikliği ile hukuka aykırılığı gidermeye çalıştığını, konuyu plan değişikliği olarak meclis gündemine taşıyarak plan tadilatı yönünde oy kullandığını, plan tadilatından sonra düzenlenen 31.12.1998 tarihli tadilat ruhsatını da davalının bizzat imzalayarak kooperatife verdiğini, davalının başta belediye meclisi olmak üzere belediyenin işlemlerini, kararlarını denetmekle ve hukuka aykırı işlemler aleyhine gerekli işlemleri yapmakla yükümlü olduğunu, açıklanan nedenlerle davalının oluşan zarardan sorumlu olduğunu belirterek kooperatife yapı ruhsatı iptalinden dolayı ödenen 685.222,00 TL'nin yapılan ödeme tarihlerinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan rücuen tahsiline, fazlaya dair hakların saklı tutulmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davacı vekili birleşen Fatsa 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/638 Esas sayılı dava dilekçesinde; asıl davanın açılmasından sonra kooperatife 29.01.2010 tarihinde 25.000,00 TL, 02.02.2010 tarihinde 28.000,00 TL, 02.04.2010 tarihinde 40.500,00 TL, 26.04.2010 tarihinde 8.885,00 TL ve 09.12.2009 tarihinde 20.000,00 TL ödeme yapıldığını, asıl dava konusu yapılan bu son ödemelerin de rücuen tahsili gerektiğini belirterek yapı ruhsatının iptali nedeniyle ödenen 122.385,00 TL'nin ödeme tarihlerinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan rücuen tahsiline, fazlaya dair hakların saklı tutulmasına karar verilmesini talep etmiş; mahkemenin 16.09.2010 tarihli kararıyla birleşen dosyanın asıl dosyayla birleştirilmesine karar verilmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; ruhsat konusu arsanın Fatsa şehir imar planında ilk konumu (lejantı) sanayi alanı iken belediye meclisince sanayi alanı olmaktan çıkarıldığını, 28.03.2006 tarihli inşaat ruhsatının verildiğini, imar planının yeni konumuna yapılan itirazlar sonucunda mecliste yapılan görüşmeler sonucunda planda tadilat yapılarak bu sefer arsanın konumunun imar planında konut alanına dönüştürüldüğünü, 20.06.1997 tarihinde alınan meclis kararının kesinleşmesinden sonra 31.12.1998 tarihinde tadilat ruhsatının verildiğini, verilen ruhsat ve eklerinin belediye meclisi kararı doğrultusunda imar işleri müdürlüğünce hazırlandığını ve imzaya sunulduğunu, imar işleri müdürlüğünce yapılan inceleme sonucunda inşaat mahallinde yapılan binaların verilen ruhsat ve eklerine aykırı olduğun tespit edilerek 10.05.1999 tarihinde inşaatın mühürlendiğini, belediye encümeninin 09.06.1999 tarihli kararıyla inşaatların yıkımına ve para cezası uygulanmasına karar verildiğini, 1998 tarihinde verilen ruhsatın geçerlilik süresinin 5 yıl olduğunu, Danıştayın iptal kararı doğrultusunda belediye meclisinin karar alıp arsanın lejantını ilk hali olan sanayi alanına dönüştürdüğünü, ruhsatın böylece yasal süre olan 5 yıl dolmadan iptal olunduğunu, iddianın aksine inşaatların 2002 yılında değil 10.05.1999 tarihinde durdurulduğunu, belediyenin 10.05.1999 tarihli yıkım ve para cezası kararına itiraz etmeyerek yasal haklarını kaybeden arsa sahiplerine tazminat ödemesinin, belediyenin kendini savunmamasından kaynaklı olup sorumlusunun davalı olmadığını, davalının görevinin 30.03.2004 tarihinde sona erdiğini belirterek davanın reddini istemiş; davalı vekili 13.04.2010 tarihli dilekçesiyle, imar planının belediye meclisince onaylandığını, imar planına göre alınan ruhsat sonucu uğranılan bir zarar var ise belediye meclisinde plan değişikliği lehine oy kullanan bütün meclis üyelerine karşı dava açılması gerektiğini belirterek davanın plan değişikliği lehine oy kullanan meclis üyelerine ihbar edilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile talimatla alınan 27.10.2020 tarihli bilirkişi kurulu raporunun denetime esas ve hüküm kurmaya elverişli olduğu, Meclis kararına olumlu oy veren Meclis üyeleri , ..., ..., ..., ..., , ... ve meclis kararına olumlu oy veren ancak kararda imzası bulunmayan ...'nin kooperatife ödenen 804.507,74 TL tazminattan sorumlu oldukları, Fatsa Belediyesi İmar İşleri Müdürlüğünün 20.06.1997 gün 817 sayılı yazısını hazırlayan İmar Müdürü Harita Kadastro Mühendisi ...'ün, hazırladığı yazının Bayındırlık İskan Bakanlığı talimatlarına aykırı olduğu, meclise hatalı bilgi vermiş olduğu gözetilerek sorumlu olduğu, meclis üyelerinin sorumluluğuna ortaklaşa ve zincirleme olarak dahil edilmesi gerektiği gerekçesiyle; asıl davanın kısmen kabul kısmen reddi ile 682.122,71 TL'nin ödeme tarihlerinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte dahili davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, fazlaya ilişkin talebin reddine, birleşen Fatsa 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/34 Esas sayılı dosyası yönünden davanın kabulü ile 20.000,00 TL'nin ödeme tarihi olan 10.12.2009 tarihinden itibaren, 25.000,00 TL'nin ödeme tarihi olan 29.01.2010 tarihinden itibaren, 28.000,00 TL'nin ödeme tarihi olan 03.02.2010 tarihinden itibaren, 40.500,00 TL'nin ödeme tarihi olan 05.04.2010 tarihinden itibaren, 8.885,00 TL'nin ödeme tarihi olan 24.07.2010 tarihinden itibaren tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte dahili davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine; Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalının belediye başkanlığı yaptığı dönemde, dava dışı kooperatife usulsüz şekilde yapı ruhsatı verdiği, verilen ruhsat sonrasında dava dışı kooperatifçe taşınmaz üzerinde bir kısım imalatlar yapıldığı, bilahare idari yargı kararı ile yapı ruhsatının iptal edildiği, bunun üzerine dava dışı kooperatifin davacı idareye karşı, imalatlardan kaynaklanan zararın tazmini için idari yargıda açtığı tam yargı davası sonucunda tazminata hak kazandığı, yargılama kapsamında temin edilen bilirkişi raporlarında da usulsüz yapı ruhsatının verilmesinde, davalı eski belediye başkanının sorumlu olduğunun vurgulandığı, eldeki uyuşmazlıkta davalı eski belediye başkanının, usulsüz yapı ruhsatı düzenlemek sureti ile davacı idareyi zarara uğrattığı, belediye başkanı olan davalı (ölümü ile dahili davalı yasal mirasçıları) idarenin dava dışı kooperatife ödemek zorunda kaldığı bedeli tazmin etmekle yükümlü olup her ne kadar yerleşik Yargıtay kararları ile rücuda teselsül olmayacağı ilkesi hukuk sistemimizde yerleşmiş ise de, davanın münhasıran davalı ... başkanına tevcih edilmiş olması ve davalının ödemek durumunda kalacağı tazminattan sorumlu oldukları miktarda diğer sorumlulara müracaat imkanının bulunması hususu gözetilerek anılan ilkenin işbu yargılamada uygulama yeri bulmayacağı, kararın usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle dahili davalılar vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Dahili davalılar vekili temyiz dilekçesinde; kararın gerekçeden yoksun olduğunu, 27.10.2020 tarihli raporun hükme esas alındığının belirtildiğini, raporun sonuç kısmının gerekçe olarak kararda gösterildiğini, ancak bunun dışında herhangi bir değerlendirme yapılmadığını, ödeme tarihlerinden itibaren faize karar verilmesinin de hatalı olduğunu, şehir plancısı bilirkişiden rapor alınması gerektiğini, hükme esas raporun yetkisiz bilirkişi kurulu tarafından düzenlendiğini, raporun dosya kapsamında ileri sürülen itirazları karşılamadığını, idari yargılama süreci sonunda verilen karar kesinleşmeden karar verilmesinin doğru olmadığını, dava rücu davası olup rücuda teselsül olmaz ilkesi uyarınca her bir davalının somut olayın meydana gelmesindeki kusur ve sorumluluğuna göre tazminata karar verilmesinin esas olduğunu, bu nedenle hazırlanan raporda sorumlu olduklarına kanaat getirilen dahili davalıların murisi ile belediye meclis üyelerinin kusur oranlarının ayrı ayrı belirlenmesi gerektiğini, 9 adet yapının konumlarının vaziyet planına uygun olup olmadığının hiç araştırılmadığını, 9 yapının çekme mesafesine uygun yapılmış olmasının ruhsata uygun yapıldığını kanıtlamayacağını, belediye tarafından 10.05.1999 tarihinde durdurma ve mühürleme kararı alındığını, ancak yapı sahibinin hukuka aykırılığı gidermediğini, kooperatif tarafından verilen karara ve cezaya karşı kanun yoluna başvurulmadığını, belediye tarafından idari yargılamada esaslı itirazların ileri sürülmediğini ve davanın kaybedilmesine sebep olunduğunu, taşınmaz üzerinde villa yapımına değil konaklama tesisi yapılmasına izin verildiğini, 3621 sayılı Kıyı Kanunu uyarınca 11.07.1992 tarihinden önce herhangi bir yerleşmede kıyı kenar çizgisinden itibaren ilk 100 metre içinde bulunan yapı adalarında kısmi yapılaşmaların gerçekleşmiş olması durumunda yapılı olsun ya da olmasın plan sınırları içinde sahil şeridinde kalan tüm yapı adaları için kazanılmış hakkın söz konusu olduğunu, belediye tarafından 12.10.1994 tarihli karar ile 11.07.1992 tarihinden önceki plan bütünlüğünün korunmasının öngörüldüğünü, bilirkişi raporlarında bu hususun çok yanlış değerlendirildiğini, 1998 tarihli ruhsatın 5 yıl süresi olduğunu, alınan raporlarda yapıların daha sonradan ruhsata uygun hale getirilip getirilemeyeceği konusunun hiç tartışılmadığını, bu konuda hiçbir girişimde bulunulmamışsa sorumluluğun kooperatife ya da belediyenin sonraki yöneticilerine ait olması gerektiğini, davanın süresinde açılmadığını, ödeme gerçekleşmeden önce açılan davanın reddi gerektiğini, davalılar murisinin kamu yararını gözettiğini, idare mahkemesi nezdinde görülmüş olan davadan müvekkillerinin haberdar edilmediğini, aynı konuda dava dışı kooperatif tarafından Karayolları Genel Müdürlüğü aleyhine açılmış davanın zarar kapsamı bakımından önemi olduğunu, bu davanın akıbetinin sorulmadığını belirtmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık; dava dışı kooperatife ait taşınmaz üzerinde davalıların murisi olan belediye başkanı tarafından imzalanan 32 adet konaklama birimi ve sosyal tesis yapılmak üzere imzalanan 25.03.1996 tarihli protokol ve akabinde imzalanan 28.03.1996 tarihli inşaat ruhsatı sonrasında Bayındırlık ve İskan Başkanlığının 29.05.1997 tarihli yazısı ile turistik tesis alanında ruhsat düzenlenmesinin plan ve mevzuata aykırı bir uygulama olduğu belirtilerek ruhsatın iptalinin istenilmesine karşın, belediye meclisinin 20.06.1997 tarihinde taşınmazın turistik tesis alanından konut alanına dönüştürülmesine dair imar planı değişikliği kararını oy çokluğuyla alması, plan değişikliği sonrası belediye başkanının imzasıyla 31.12.1998 tarihli tadilat ruhsatının imzalanması üzerine 20.06.1997 tarihli imar planı değişikliğinin İdare Mahkemesince 28.12.2004 tarihinde iptaline karar verilmesi üzerine inşaatın durdurulması ve tadilat ruhsatının iptal edilmesi sonucu, dava dışı kooperatifin bu süreçte yaptığı inşaatlar nedeniyle oluşan zararının tazmini istemiyle İdare Mahkemesinde belediye aleyhine açtığı dava sonucu hükmedilen ve dava dışı kooperatife davacı ... tarafından ödenen tazminatın, belediye başkanı olan dahili davalılar murisi davalıdan rücuen tazmini talebine ilişkindir. 1-İlk Derece Mahkemesince benimsenen ve hükme esas alınan 27.10.2020 tarihli bilirkişi heyeti raporunda dava dışı kooperatife ödenen tazminatın 20.06.1997 tarihli belediye meclis kararından doğduğu, plan değişikliği doğrultusunda 31.12.1998 tarihli tadilat ruhsatının düzenlendiği, belediye meclis kararına olumlu oy veren belediye meclis üyelerinin ödenen tazminattan sorumlu oldukları, ayrıca 20.06.1997 tarihli yazıyı Bayındırlık İskan Bakanlığı talimatına aykırı şekilde hazırlayan ve meclise hatalı bilgi veren imar müdürü ...'ün de meclis üyelerinin sorumluluğuna dahil edilmesi gerektiği kanaati bildirilmiş; İlk Derece Mahkemesince verilen kararda işbu rapor içeriğine yer verilerek asıl davanın kısmen kabulü, birleşen davanın kabulü ile talebe konu tüm tazminatın dahili davalılardan tahsiline karar verilmiş; dahili davalıların istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince; davanın yalnızca davalı belediyeye başkanına yöneltildiği, davalının ödeyeceği tazminatı sorumlu oldukları miktarda diğer sorumlulara müracaat edebileceği gerekçesiyle rücuda teselsül olmayacağı ilkesi uygulanmayarak dahili davalıların istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Olay ve dava tarihlerinde yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 50. ve 51. (6098 sayılı TBK'nın 61 ve 62.) maddelerinde düzenlenmiş bulunan teselsül kuralları, birden çok kişinin birlikte bir zarara yol açması ve aynı zarardan dolayı sorumlu olmaları durumuna ilişkin olup zarara yol açanlar ile zarar gören arasındaki ilişkinin düzenlenmesine yöneliktir. Eldeki dava ise rücuen tazminat talebine ilişkin olduğuna göre zarar verenler arasında teselsülden söz edilemez. Zarar verenler kendi kusurları oranında sorumludurlar. Diğer bir deyişle olay nedeniyle dava dışı kooperatife tazminat ödeyen davacı ..., kusuru oranında sorumlulara rücu edebilir. Rücuda teselsül olmaz ilkesi uyarınca, davalının ve olaydaki varsa tüm sorumluların olayın meydana gelmesindeki kusur oranları tespit edilerek tazminat miktarının belirlenmesi ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken mahkemece hatalı değerlendirme ile tüm tazminattan dahili davalıların sorumlu tutulmuş olması doğru görülmemiştir. Şu halde; eldeki davanın rücuen tazminat davası olduğu gözetilerek, dahili davalılar murisinin olaydaki kusuru oran olarak Sayıştay denetçilerinin de içinde yer aldığı yeni bir bilirkişi heyetinden alınacak kusur raporuyla belirlendikten sonra sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bozulması gerekmiştir. 2- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 74. maddesi uyarınca, ceza mahkemesince verilen beraat kararı; kusur ve derecesi, zarar tutarı, temyiz gücü ve yükletilme yeterliliği, illiyet gibi esasları hukuk hâkimini bağlamayacaktır. Ancak hemen belirtilmelidir ki, gerek öğretide gerekse Yargıtayın yerleşmiş içtihatlarında, ceza hakiminin tespit ettiği maddi olaylarla ve özellikle "fiilin hukuka aykırılığı" konusu ile hukuk hâkiminin tamamen bağlı olacağı kabul edilmektedir. Diğer bir anlatımla, maddi olayları ve yasak eylemlerin varlığını saptayan ceza mahkemesi kararı, taraflar yönünden kesin delil niteliğini taşıyacaktır. Bu doğrultuda, maddi vakıanın tespitine ilişkin ceza mahkemesi kararı hukuk hâkimini bağlayıcı olup ceza mahkemesince bir maddi vakıanın varlığı ya da yokluğu konusundaki kesinleşmiş kabule rağmen, aynı konunun hukuk mahkemesinde yeniden tartışılması olanaklı değildir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 27.09.2018 tarihli ve 2017/92 Esas, 2018/1362 Karar sayılı kararı). Dosya kapsamından; Ordu Asliye Ceza Mahkemesinin 2000/295 esas sayılı dosyasında dahili davalılar murisi olan belediye başkanı ile birlikte, belediye encümen üyesi, yazı işleri, hesap işleri, fen işleri, imar müdürü, veteriner hekimi hakkında görevi kötüye kullanma suçundan kamu davası açıldığı anlaşılmakta olup ceza dosyasının akıbetinin ne olduğuna ilişkin ise dosya kapsamında bir bilgi bulunmamaktadır. Dava konusu olayın özelliği nedeniyle ceza davası sonucunun eldeki davayı etkilemesi söz konusudur. Açıklanan nedenle, işbu ceza mahkemesindeki davanın akıbeti ve eldeki davayla ilişkili açılmış olan başkaca ceza davası olup olmadığı araştırılarak bekletici mesele yapılmalı ve kesinleşmiş ceza kararı da değerlendirilerek varılacak sonuca uygun bir karar verilmelidir. Mahkemece açıklanan yönler gözetilmeyerek eksik incelemeye dayalı olarak hüküm kurulması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bu nedenle de bozulması gerekmiştir. 3-Bozma sebebine göre, dahili davalılar vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir. VI. KARAR 1.Yukarıda (1) ve (2) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle dahili davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, 3.Yukarıda (3) numaralı bentte gösterilen nedenle dahili davalılar vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde dahili davalılara iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,17.03.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.