Yargıtay · 4. Hukuk Dairesi

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2022/13382 E. 2025/15326 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
4. Hukuk Dairesi
Esas No
2022/13382
Karar No
2025/15326
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/1624 E., 2022/1358 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İzmir 3. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2015/179 E., 2018/660 K

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili ile davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının İzmir 3. İcra Müdürlüğünün 2012/1918 Talimat sayılı dosyası ile davaya konu taşınmazın 10.05.2013 tarihinde yapılan açık artırılmalı ihalesine katıldığını ve taşınmazı satın aldığını, ipotek alacaklısı olan davalının ise İzmir 1. İcra Hukuk Mahkemesinin 2013/214 Esas sayılı dosyası ile 17.05.2013 tarihinde ihalenin feshi davası açtığını ve davanın reddine karar verildiğini, anılan kararın 01.12.2014 tarihinde kesinleştiğini, davacı tarafın ihale tarihi olan 17.05.2013 tarihinden 01.12.2014 tarihine kadar taşınmazın kira gelirinden mahrum kaldığını, asıl icra dosyası olan Antalya 7. İcra Müdürlüğünün 2016/1330 İflas sayılı dosyasından taşınmazı işgal eden ... aleyhine tahliye emri çıkartılmasına rağmen tahliye emrine itiraz edilerek taşınmazın tahliyesi süresinin uzatıldığını belirterek belirsiz alacak davası olarak şimdilik 100.000,00 TL maddi tazminatın ihalenin normalde kesinleşme tarihi olacak olan 17.05.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş; 29.06.2018 tarihli bedel artırım dilekçesi ile talebini 168.600,00 TL'ye artırmıştır. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davalının ipotek alacaklısı olduğunu ve haklı olarak ihaleye itiraz ettiğini, itirazının yasal olduğunu, davacının taşınmazındaki kiracıya, kira bedellerini icra dosyasına ödemesi gerektiğini bildirmesi gerekmesine rağmen davacının icra dosyasında böyle bir talebi olmadığı için kiracıya muhtıra çıkarılmadığından kusurun davacıda olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dosyadaki belgelerden asıl borçlunun davalının kardeşi ... olduğu, davalı ...'in ise ihalenin kesinleşmesinden sonra 17.05.2013 tarihinde ihalenin feshi davası açtığı ve davanın reddedildiği, bu davada davalının haksız ve kötü niyetli dava açtığı kabul edilerek %10 oranında ceza ödemesine karar verildiği, bu durumda asıl borçlu ve davalının kardeş olmaları ve ihalenin feshine konu edilen dava sebebi birlikte değerlendirildiğinde ihalenin feshi davasının davacıyı zarara uğratmak ve haksız olarak ihalenin feshini sağlamaya yönelik olduğunun kabulü gerektiği, ihalenin kesinleştiği 10.05.2013 tarihi ile davalı tarafından açılan ihalenin feshi davasının sonuçlanması arasında geçen süre içerisinde (01.12.2014 ) davacının taşınmazdan faydalanamadığı ve kendisinin de kira ödediği dosya kapsamı ile sabit olup ihtilaf konusu olmadığı, ihtilafın bu zarardan davalının sorumlu olup olmadığı noktasında toplandığı, davalının taşınmazın üçüncü kişi tarafından işgal edildiği ve bu kişinin zarardan sorumlu olduğunu iddia ettiği, gerçekten taşınmazın üçüncü kişi ...'in işgalinde olduğu dosya kapsamı ile belirlenmiş olup taraflarında kabulünde olduğu, taşınmazın her ne kadar üçüncü kişi işgalinde olduğu belirlenmiş ise de davalı tarafça açılan ihalenen feshi davası nedeniyle üçüncü kişinin tahliyesinin sağlanamadığı ve davacı tarafa taşınmazın teslim edilemediği hususu nazara alındığında bu yöndeki savunmaya itibar edilmediği, davalının ihalenin feshi davası açmakta kötü niyetli olduğu kabul edilerek her ne kadar bilirkişi tarafından ecrimisil hesabı yapılmış ise de yapılan ecrimisil hesabı aynı zamanda maddi tazminatı da oluşturduğundan ayrıca maddi tazminat konusunda hesaplama yapılmasına gerek görülmeyerek davacının zararının bilirkişi tarafından hesaplanan bedel olduğunun kabulü ile ıslah dilekçesi de nazara alınmak suretiyle davanın kabulü ile168.600,00 TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine; Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalının ihaleye konu taşınmazda birinci derece ipotek alacaklısı olarak kendisine tebligat yapılmadığından bahisle İzmir 1. İcra Mahkemesine 2013/214 Esas ile açtığı ihalenin feshi davası aleyhine sonuçlanmış olsa dahi bu davanın Anayasanın 36 ncı maddesi kapsamında hak arama özgürlüğü kapsamında açıldığı, davacıya zarar vermek ve davacının taşınmazı kullanımına engel olmak için açıldığı yönünde davacı tarafından davalı aleyhine yasal bir delil ibraz edilemediğine göre davalının yasa gereği hak arama hürriyeti kapsamında açtığı dava nedeniyle davacıya karşı hukuka aykırı bir eylemde bulunduğu ispatlanamadığından davacının maddi zararı bulunduğundan bahisle açılan davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesinin isabetsiz olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkeme kararının kaldırılarak yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; davalının kötü niyetle açtığı ihalenin feshi davasının müvekkilini zarara uğrattığını bu nedenle davalının istinaf talebinin reddi gerekirken kabul edilmesinin yasaya aykırılık teşkil ettiğini, davalı tarafından açılan ihalenin feshi davası neticesinde İzmir 1. İcra Hukuk Mahkemesi tarafından ...'in ihalenin feshini dava etmekle kötü niyetli olduğu sonucunda varılarak ihale bedeli üzerinden %10 tazminat ödemesi gerektiğine hükmedildiğini, tek başına kesinleşmiş bu mahkeme kararının dahi davalının kötü niyetle hareket ettiğine dair önemli bir kanıt olduğunu, tahliye emri gönderilmesine karşın davaya konu yerde oturmaya devam ederek müvekkilinin zarara uğramasına sebebiyet veren ... ve dava dışı borçlu ...'in davalının akrabaları olduğunu, davalının gerek malik olan akrabasını gerekse taşınmazı kullanmakta olan akrabasını korumak için kötü niyetli olarak ihalenin feshi davasını açtığını, davacı müvekkilinin zararının açık ve net olup bilirkişi raporları ile de ortaya konduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir. Davalı vekili temyiz dilekçesinde; lehlerine nispi vekâlet ücreti yerine maktu vekâlet ücretine hükmedildiğini, konusu alacak ve tazminat olan davalarda vekâlet ücretinin reddedilen miktar üzerinden nispi olarak hesaplanması gerektiğini belirterek kararın düzeltilerek onanmasını istemiştir.

B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, davalı tarafından haksız olarak açıldığı iddia edilen ihalenin feshi davası nedeniyle ihale ile alınan taşınmazın kullanılamadığından bahisle uğranılan zarar nedeni ile maddi tazminat istemine ilişkindir. Temyizen incelenen karar, dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle HMK 355 inci maddesindeki kamu düzenine aykırılık halleri resen gözetilmek üzere istinaf incelemesinin, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılacağı kuralına uygun biçimde inceleme yapılıp karar verilmiş olmasına, dava şartları, delillerin toplanması ve hukukun uygulanması bakımından da hükmün bozulmasını gerektirir bir neden bulunmamasına göre usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacı vekili ile davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın HMK’nun 370/1 nci maddesi gereğince ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz harçların temyiz eden davalı ve davacıya yükletilmesine Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 13.11.2025 tarihinde Üye ...'ün karşı oyu ve oy çokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY Dava, haksız ve kötü niyetli olarak ihalenin feshi davası açmak suretiyle davacının taşınmazını kullanmasını geciktiren davalının tazminat sorumluluğuna ilişkindir. Dairemizin sayın çoğunluğu, davalının eyleminin, Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca hak arama özgürlüğü kapsamında kaldığı, ayrıca davacının eyleminin 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 5. maddesindeki icra memurlarının hatalı iş ve eylemlerinden doğan sorumluluk kapsamında değerlendirilmesi gerektiğinden bahisle davanın reddi gerektiği yönündeki İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi kararını onamıştır. Sayın çoğunluk ile aynı düşüncede değilim. Şöyle ki: Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Mahkemeye erişim hakkı da adil yargılanma hakkının alt görünümlerinden biridir. Kişinin uğradığı bir haksızlığa veya zarara karşı kendisini savunabilmesinin veya maruz kaldığı haksız bir uygulama veya işleme karşı haklılığını ispat edebilmesinin, zararını giderebilmesinin en etkili yolu, yargı mercileri önünde dava hakkını kullanabilmesidir (Anayasa Mahkemesinin 11/09/2014 tarihli ve 2014/76 Esas, 2014/142 Karar sayılı kararı). Ancak, hak arama özgürlüğü sınırsız değildir. Haksız ve kötü niyetli olarak mahkemede dava yolunu kullanmanın sınırı diğer kişilerin temel hak ve özgürlükleridir. Bu anlamda, kişi, hakkını kullanırken üçüncü kişilerin zararı ortaya çıkmışsa bunu da gidermekle yükümlüdür. Bu durum, dava yolunun haksız olarak kullanıldığında söz konusu olur. Örneğin haksız ihtiyati tedbir, haksız haciz, haksız ihalenin feshi davaları açılmış ve bundan üçüncü kişiler bir zarar görmüşse kişi, bunlara katlanmak durumundadır. Aksi takdirde hak arama yolunun sınırsız kullanımı başka mağduriyetlere de sebebiyet verebilir. Burada dikkat edilmesi gereken husus, dava yolunu kullanırken kişinin haksız ve kötü niyetli olup olmadığının belirlenmesidir. Bu durumu somut olayın özelliklerine göre belirleyebiliriz. Nitekim icra iflas hukukundaki icra inkâr veya kötü niyet tazminatının amacı da davanın tarafları arasındaki adil dengeyi korumaktır. Aksi takdirde sürekli dava açmak suretiyle üçüncü kişilerin dava tehdidi altında kalmalarına neden olup adil yargılanma hakkını kötüye kullanan, hem de özellikle somut olayda olduğu gibi taşınmazı kullanmasına engel olmak suretiyle mülkiyet hakkını ihlal eden kişilerin eylemlerinin karşılıksız kalması düşünülemez. Öte yandan, hukuka uygun bulunarak onanan kararda belirtildiği hâliyle, davacının, İİK’nın 5. maddesi kapmasında hakkını alabileceğini kabul etme düşüncesi de çelişkili olduğu gibi hukuki de değildir. Zira somut olayda dava açmayı adil yargılanma hakkı kapsamında görüp tazminatı gerektirmediğini kabul edip ardından da İİK uyarınca davacının hakkını alabileceğinden bahsetmek çelişkili bir akıl yürütme olduğu kadar, hukuk uygun bir yorum da değildir. Çünkü zararı doğuran olay, davacının haksız ve kötü niyetli bir biçimde ihalenin feshi davası açmasıdır. Bu durumda icra memurlarının hukuka aykırı eylemlerinin sonucu olarak gidilebilecek bir yol olan İİK’nın 5. maddesinin somut olayda uygulanma imkân ve ihtimali bulunmamaktadır. Buna rağmen gerekçeli kararda bölge adliye mahkemesinin böyle bir yolun kullanılabileceğini kararına dercetmesi hukuken doğru olmadığı gibi taraflara - velev ki yanlış olsun - yol gösterme anlamında usul hukuku bakımından da kabulü mümkün olmayan yanıltıcı bir yöntemdir. Somut olayda; İzmir 3. İcra Müdürlüğünün dosyası kapsamında, borçlu ...’in mülkiyetinde, davalı ...’in ipotek alacaklısı olduğu ve fiilen de ... tarafından kullanılmakta olan taşınmazı davacının ihale yoluyla satın aldığı, davalı ...’in borçlunun durumunu bilmesine, ihalenin feshinde hukuki yararı bulunmamasına rağmen ihalenin feshi dava açmak suretiyle 17/05/2013 ilâ 01/12/2014 tarihleri arasında davacının taşınmazı fiilen hâkimiyetine geçirmesine engel olduğu, açtığı davada haksız ve kötü niyetli olduğunun ihalenin feshi davası sonucunda kesinleşen mahkeme kararıyla sübuta erdiği (Davalı, %10 kötü niyet tazminatı ödemeye mahkûm edilmiştir.), bu durumun davacıyı zarara uğrattığı hususunun da sabit olduğu dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Hak arama hürriyetinin sınırı diğer tarafın mülkiyet hakkıdır. Davacının mülkiyetine geçmesi gereken taşınmazın fiilen kullanılmasına engel olunmuş ise bu zararın karşılanması hak arama hürriyeti gerekçesiyle mazur görülemez. Herkes haksız ve kötü niyetli eyleminin sonuçlarına katlanmak durumundadır. Davalı ..., asıl borçlu ...’in kardeşi olup konuyu bilen ve/veya bilmesi gereken kişilerdendir, dolayısıyla iyiniyetli olduğundan da bahsedilemez. Bu durumda davalının, hak arama hürriyetini gerekçe göstererek davacının uğradığı zarardan sorumlu tutulmaması kabul edilemez. Sonuç olarak, davalının, dava dışı borçlu kardeşiyle birlikte hareket ederek taşınmazın geç teslimini temin maksadıyla yaptığı anlaşılan ve davacının mülkiyet hakkını ihlal eden bu eylemin doğurduğu zararın giderilmesi isteminin, zararı doğuran olayın farklılığı nedeniyle hukuki dayanaktan yoksun bir yol olan İİK’nın 5. maddesine dayalı tazmin yolu gösterilmek suretiyle reddedilmesi hukuka uygun değildir. Nitekim Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 29/11/2011 tarihli ve 2010/11117 Esas, 2011/12685 Karar sayılı ilâmında, benzer olaylarda zararın tazmini gerektiğini içtihat etmiştir.

Dolayısıyla; yukarıdaki ve ilk derece mahkemesi sıfatıyla davayı gören İzmir 3. Asliye Hukuk Mahkemesi kararındaki gerekçelerle, kararın bozulmasına karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle Sayın Çoğunluğun onama yönündeki görüşlerine katılmıyorum.

Atıf: Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2022/13382, K. 2025/15326, T. 13.11.2025, www.arakarar.com/karar/yargitay-4-hukuk-dairesi-2022-13382-e-2025-15326-k-95552d4b5a9e