Yargıtay · 4. Hukuk Dairesi

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2022/10596 E. 2024/6971 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
4. Hukuk Dairesi
Esas No
2022/10596
Karar No
2024/6971
Karar Tarihi

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2022/172 Değişik İş, 2022/137 Karar SİGORTA TAHKİM KOMİSYONU İTİRAZ HAKEM HEYETİ SAYISI : 2022/İHK-6475 DAVA TARİHİ : 16.08.2021 HÜKÜM/KARAR : Davanın Kısmen Kabulü/ İtirazın Reddi SİGORTA TAHKİM KOMİSYONU UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ SAYISI : K-2021/167171 Taraflar arasındaki sigorta tahkim yargılaması sonunda Uyuşmazlık Hakem Heyetince başvurunun kısmen kabulüne karar verilmiştir. Karara davalı vekili tarafından itiraz edilmesi üzerine, İtiraz Hakem Heyetince itirazın reddine karar verilmiştir. İtiraz Hakem Heyeti kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalıya Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Mesuliyet Sorumluluk Sigortası (ZMMS) Poliçesi ile sigortalı aracın 26.09.2020 tarihinde karıştığı çift taraflı kazadan dolayı yolcu olan müvekkilinin yaralandığını ve maluliyetinin oluştuğunu, yapılan ödemenin zararı karşılamaktan uzak olduğunu belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 5.000,00 TL maddi tazminatın temerrüt tarihinden işleyecek yasal faizi ile beraber davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş; bedel artırım dilekçesi ile talebini 285.490,45 TL'ye yükseltmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; yapılan ödeme ile tüm sorumluluklarını yerine getirdiklerini, bakiye zarar bulunmadığını, geçici iş göremezlik ve bakıcı giderine ilişkin tazminat taleplerinin teminat dışı olduğunu, hesap edilecek tazminattan hatır taşıması indirimi yapılması gerektiğini, avans faizi istemini kabul etmediklerini, vekalet ücretine 1/5 oranında hükmedilmesi gerektiğini belirterek davanın reddini istemiştir. III. UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ KARARI Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile maluliyet raporunun olay tarihindeki yönetmeliğe uygun olduğu, tazminata ilişkin alınan bilirkişi raporunun gerekçeli ve denetime elverişli olduğu, yapılan ödemenin yeterli olmadığı bu nedenle davacının bakiye sürekli iş göremezlik tazminat isteminin kabulüne karar verilmesi gerektiği; ancak davacı 18 yaşından küçük olup, gelir getiren bir işte çalışmadığından geçici iş göremezlik tazminat talebinin reddine karar verilmiştir. IV. İTİRAZ A. İtiraz Yoluna Başvuranlar Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili itiraz başvurusunda bulunmuştur. B. İtiraz Sebepleri Davalı vekili itiraz dilekçesinde; başvuruya eklenen maluliyet raporundaki oranın gerçeği yansıtmadığını, %5 maluliyet oranına göre ödeme yapıldığını, yapılan ödeme ile tüm zararın karşılandığını, bakiye sorumluluklarının bulunmadığını, hesaplamanın TRH 2010 Yaşam Tablosu ve %1,8 teknik faize göre yapılması gerektiğini, hatır taşıması nedeniyle indirim yapılmamasının hatalı olduğunu, davacı lehine hükmedilecek vekalet ücretinin Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'ne göre belirlenen miktarın 1/5'i oranında olması gerektiğini belirtmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile maluliyet raporunun davacının muayenesi yapılarak ve tüm tıbbi evrakları ile klinik seyri değerlendirilerek olay tarihinde yürürlükte olan yönetmelik hükümlerine göre düzenlendiği, hesaplamanın TRH 2010 Yaşam Tablosu ve progresif rant yöntemi ile düzenlenmesinin yerinde olduğu, Uyuşmazlık Hakem Heyeti tarafından davacı lehine AAÜT'ye göre vekalet ücretine hükmedilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gerekçeleriyle davalı vekilinin itirazının reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde; başvuruya eklenen maluliyet raporundaki oranın gerçeği yansıtmadığını, raporun iyileşme süresi tamamlanmadan düzenlendiğini, hesaplamanın TRH 2010 Yaşam Tablosu ve %1,8 teknik faize göre yapılması gerektiğini, hatır taşıması nedeniyle indirim yapılmamasının hatalı olduğunu, davacı lehine hükmedilecek vekalet ücretinin Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'ne göre belirlenen miktarın 1/5'i oranında olması gerektiğini belirtmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık; davalı ... tarafından Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (ZMSS) Poliçesi ile teminat altına alınan aracın karıştığı trafik kazası sonucu yaralanıp malul kalan davacı yolcunun bakiye sürekli iş göremezlik ve geçici iş göremezlik tazminat talebine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 369, 370 ve 371 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 54 üncü maddesi, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 85, 89, 90 ve 91 inci maddeleri, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuk Hakkında Kanunu'nun (MÖHUK) 48 inci maddesi, 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu'nun 88 inci maddesi, Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları. 3. Değerlendirme 1. 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un 48/1. maddesinde "Türk mahkemesinde dava açan, davaya katılan veya icra takibinde bulunan yabancı gerçek ve tüzel kişiler, yargılama ve takip giderleriyle karşı tarafın zarar ve ziyanını karşılamak üzere mahkemenin belirleyeceği teminatı göstermek zorundadır." hükmü düzenlenmiştir. 5718 sayılı Kanun'da teminat gösterme yükümlülüğü konusunda “yabancılık” ölçütü esas alınmıştır. 5718 sayılı Kanun'un 48/2 nci maddesinde ise "Mahkeme, dava açanı, davaya katılanı veya icra takibi yapanı karşılıklılık esasına göre teminattan muaf tutar." hükmü yer almaktadır. Buna göre Türk hakimi, yabancı davacının, davaya katılanın veya icra takibinde bulunanın vatandaşı olduğu ülke ile Türkiye arasında karşılıklılık (mütekabiliyet) var ise, bu kişiyi teminattan muaf tutacaktır. Karşılıklılık, iki devlet arasında imzalanan (iki taraflı) anlaşma veya iki devletin de taraf olduğu uluslararası (çok taraflı) anlaşma ile sağlanabileceği gibi, kanuni veya fiili karşılıklılık şeklinde de sağlanabilir. Az önce belirtilen anlaşmalardan biri de 1954 tarihli Hukuk Usulüne Dair Lahey Sözleşmesi olup, anılan sözleşmenin 17 nci maddesinde; akit devletlerden birinde ikamet eden ve diğer bir devletin mahkemeleri huzurunda davacı veya müdahil olarak bulunan akit bir devletin vatandaşlarından yabancı olmaları sebebi ile herhangi bir teminat istenemeyeceği düzenlenmiştir. 5718 sayılı Kanun'da öngörülen teminat yükümlülüğü dava açmanın ön koşulu olup, re'sen gözetilmelidir. Türkiye Cumhuriyeti, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda kabul edilen 1951 tarihli Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Cenevre Sözleşmesini ihtirazı kayıtla onaylamış, mülteci tabirinin tanımlanması noktasında tarih ve coğrafi bakımından sınırlandırma getirerek sözleşmeye taraf olmuştur. 1967 tarihli Mültecilerin Hukuki Durumuna dair Protokole de, ihtirazi kayıt ve coğrafi sınırlama bakımından yapılan deklarasyon baki kalmak şartıyla katılmıştır. 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu'nun 61 inci maddesinde "mülteci" tanımlamasına yer verilmiştir. Madde metnindeki tanımlama karşısında, davacıların mülteci statüsünde bulunmadığı sabittir. Bu halde, Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Cenevre Sözleşmesinin 16 ncı maddesinin somut olayda uygulanma kabiliyeti yoktur. Suriye Arap Cumhuriyeti, 1954 tarihli Hukuk Usulüne Dair Lahey Sözleşmesinin tarafı olmadığından, bu sözleşmenin 17 nci maddesinin de eldeki davada uygulanması mümkün değildir. Ancak 2010 yılından sonra Suriye`deki iç karışıklıklar ve çatışmalar nedeniyle yaşanan insani krizin büyümesi sonucunda 29.04.2011 tarihinde bu ülkeden Türkiye’ye yönelik ilk toplu nüfus hareketinin gerçekleştiği, ülkeye gelen Suriyelilerin önce “misafir” şeklinde tanımlandığı, Ekim 2011 tarihinden itibaren ise İçişleri Bakanlığı’nın 1994 sayılı Yönetmeliği’nin 10 uncu maddesi gereğince “geçici koruma statüsüne” alındığı, sonrasında 30.03.2012 tarih ve 62 sayılı “Yönerge” ile Suriyelilerin “geçici koruma” altında olduğu kabul edilmiştir. 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu'nun 88. maddesinde, uluslararası koruma statüsü sahibi kişiler, karşılıklılık şartından muaf tutulmuştur. Aynı Kanun'un 61, 62 ve 63 üncü maddelerindeki hükümler dikkate alındığında, uluslararası koruma çeşitlerinin "mülteci", "şartlı mülteci" ve "ikincil koruma" statüleri olarak tanımlandığı görülmektedir. 6458 sayılı Kanun'un "geçici koruma" başlıklı 91inci maddesinde ise, "(1) Ülkesinden ayrılmaya zorlanmış, ayrıldığı ülkeye geri dönemeyen, acil ve geçici koruma bulmak amacıyla kitlesel olarak sınırlarımıza gelen veya sınırlarımızı geçen yabancılara geçici koruma sağlanabilir." düzenlemesi vardır. Gerek 6458 sayılı Kanun'da gerekse Geçici Koruma Yönetmeliği'nde, geçici koruma sağlananların teminat gösterme yükümlülüğünden ya da karşılıklılık şartından muaf olduklarına dair bir düzenleme yoktur. O halde, geçici koruma sağlananlar, teminat gösterme yükümlülüğünden ve karşılıklılık şartından muaf değildir. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında, davacının "mülteci" statüsünde olmadığı sabittir. Ancak, 6458 sayılı Kanun'un 88 inci maddesinin uygulanma kabiliyetinin bulunup bulunmadığı noktasında, davacıya "şartlı mülteci" veya "ikinci koruma" statüsünün verilip verilmediği araştırılmalıdır. Bu itibarla, Göç İdaresi Genel Müdürlüğü'ne veya İl Valiliği'ne yazı yazılarak, davacıya 6458 sayılı Kanun kapsamında "şartlı mülteci" veya "ikincil koruma" statüsü verilip verilmediği sorulmalıdır. Yapılacak araştırma neticesine göre 6458 sayılı Kanun'un 88. maddesinin uygulanmasının mümkün olup olmadığı değerlendirilmelidir. 6458 sayılı Kanun'un 88 inci maddesinin davacı hakkında uygulanamayacağının anlaşılması halinde ise; Adalet Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü'ne yazı yazılarak, Ülkemiz ve Suriye Arap Cumhuriyeti arasında, teminattan muafiyete ilişkin yürürlükte olan bir sözleşmenin ya da fiili karşılıklılığın (uygulamanın) bulunup bulunmadığı sorulmalı, yazı cevabına göre, 5718 sayılı Kanun'un 48/2 nci maddesinin uygulanmasının mümkün olup olmadığı belirlenmelidir. 5718 sayılı Kanun'un 48/2 nci maddesinin de uygulanamayacağı sonuca ulaşılması durumunda; aynı Kanun'un 48/1. maddesi uyarınca, davacıys, yargılama ve takip giderleriyle karşı tarafın zarar ve ziyanını karşılamak üzere İtiraz Hakem Heyeti'nin belirleyeceği teminatı göstermek üzere, gerekli ihtarat yapılarak kesin süre verilmeli, verilecek kesin süre içerisinde teminatın gösterilmesi halinde davanın esasına girilmeli, aksi halde ise dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmesi gerekmektedir. 2. Bozmanın kapsam ve şekline göre davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir. VI. KARAR 1. Değerlendirme bölümünün (1) numaralı bendinde açıklanan sebeplerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan İtiraz Hakem Heyeti kararının BOZULMASINA, 2. Değerlendirme bölümünün (2) numaralı bendinde açıklanan sebeplerle davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde davalıya iadesine,Dosyanın mahkemeye gönderilmesine,04.07.2024 tarihinde Üye ... 'in karşı oyu ve oy çokluğuyla karar verildi. KARŞI OY Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinde herkesin kişisel hak ve yükümlülükleriyle ilgili her türlü iddiasını mahkeme önüne getirme hakkı güvence altına alınmıştır. Adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olan mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını anlamsız ... getiren, bir başka ifadeyle mahkeme kararını önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamalar, mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir. 5718 sayılı MÖHUK madde 48/1'e göre; “Türk mahkemesinde dava açan, davaya katılan veya icra takibinde bulunan yabancı gerçek ve tüzel kişiler, yargılama ve takip giderleriyle karşı tarafın zarar ve ziyanını karşılamak üzere mahkemenin belirleyeceği teminatı göstermek zorundadır”. Ülkemizin taraf olduğu 1951 tarihli Cenevre sözleşmesi 16.maddesi “1. Her mülteci, bütün Taraf Devletler’in topraklar üzerindeki hukuk mahkemelerine serbestçe ve kolayca başvurabilecektir. 2. Her mülteci, sürekli ikametgahının bulunduğu Taraf Devlette, adli yardım ve teminat akçesinden muafiyet dahil, mahkemelere müracaat bakımından vatandaş gibi muamele görecektir. 3. Her mülteci, sürekli ikametgahının bulunduğu ülkenin dışındaki Taraf Devletlerde, o ülkelerin vatandaşlarına 2. fıkrada bahsedilen konular hakkında yapılan muamelenin aynından istifade edecektir.” hükmünü içermektedir. Ne varki ülkemize göç eden Suriyeli göçmenlerin hukuksal statüleri, mülteci ve sığınmacı konumunda olmayıp “Geçici koruma statüsü'nde olduklarından MÖHUK 48/1. maddesinden doğrudan yararlanmaları mümkün değildir. Ancak bu kişiler AHİM kararlarında da sıkça yer alan “kırılgan grup“ olarak ifade edilen kişiler kapsamında değerlendirilmelidir. (MSS/Yunanistan/ Belçika kararı) Geçici koruma statüsündeki kişiler, ev sahibi ülkenin diline hakim olmadıkları gibi, kendilerine destek olacak bir yapıda bulunmamakta, toplam hayatına katılmaları, büyük oranda devletin katkısı ile mümkün olmaktadır. Uluslararası koruma altına alınan bu kişiler, mülteciler gibi ve hatta onlardan daha fazla kırılgan, imkanları sınırlı, savunmasız ve özel korumaya muhtaç kimselerdir. Maddi durumları da dikkate alındığında, geçici koruma altındaki kişilerden teminat alınması, dava açma hakkının orantısız bir şekilde sınırlandırılması, dolayısı ile mahkemeye erişim hakkının ihlali gibi bir sonuç doğmasına neden olacaktır. Somut olayda, dosya arasındaki bilgi ve belgelerden davacının Suriye vatandaşı olduğu tespit edilmiştir. Bu nedenlerle, geçici koruma statüsündeki davacıdan teminat alınmaması gerektiğinden, bozma sebebine göre davalının incelenmeyen diğer temyiz itirazlarının incelenmesi gerektiği düşüncesinde olduğumdan sayın çoğunluğun bozma gerekçesine katılmıyorum.

Atıf: Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2022/10596, K. 2024/6971, T. 04.07.2024, www.arakarar.com/karar/yargitay-4-hukuk-dairesi-2022-10596-e-2024-6971-k-d765bf259a32