Yargıtay · 4. Hukuk Dairesi

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2011/8106 E. 2012/11031 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
4. Hukuk Dairesi
Esas No
2011/8106
Karar No
2012/11031
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı ... ve diğeri vekili Avukat .....tarafından, davalı ... ve diğerleri aleyhine 13/03/2008 gününde verilen dilekçe ile haksız eylem nedeniyle maddi ve manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 01/07/2010 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalılar ... ile ... vekili ve diğer davalılardan ... ile ..... tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü. Dava, haksız eyleme dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalılar tarafından temyiz edilmiştir. Davacılar vekili dava dilekçesinde, davacıların 3 yaşındaki desteklerinin, belediye tarafından yapılmakta olan çocuk parkının malzemelerinin önlem alınmaksızın açığa bırakılması nedeniyle, mahallenin çocuklarının kendi imkanlarıyla monte ettikleri salıncağın altında kalarak öldüğünü; belediye çalışanları olan davalılar ... ve.....'un çocuk parkının yapılacağı alana herhangi bir tedbir almaksızın malzeme bıraktıkları, davalı ...'un belediye başkanı olup imar mevzuatına aykırı şekilde özel mülkiyete konu araziye park yaptırdığı, gerekli tedbirleri de aldırmadığı, diğer davalı ...'ın ise belediye fen işleri müdürü olup hem imar konusunda hem de parkın yapıldığı alana bırakılan melzemelerle ilgili gerekli özeni göstermediği ve tedbir almadığı, bu nedenlerle davalıların olayın meydana gelmesinde kusur ve ihmallerinin bulunduğu iddiasıyla, oluşan maddi ve manevi zararlarının tazminini istemiştir. Mahkemece, davalılar ... ve ...'un gerekli tedbirleri almadan,malzemeleri açığa bırakmaları nedeniyle olayda kusurlarının bulunduğu, belediye başkanı ve fen işleri müdürü olan davalıların ise verdikleri emir ve talimatlarla olayda istihdam eden olarak kusursuz sorululuklarının bulunduğu gerekçesiyle, davacıların maddi ve manevi zararlarının davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiştir. Kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken veya görevlerini yaparken kişilere zarar vermesi, ilgili kamu kurumunun hizmet kusurunu oluşturur. Bu durumda sorumlu, kamu görevlisinin emrinde çalışmakta olduğu kamu kurumu olup dava o kurum aleyhine açılmalıdır. (TC Anayasası 40/III, 129/V, 657 Sy. K.13, HGK 2011/4-592 E., 2012/25 K.) Bu konuda yasal düzenlemeler, emredici hükümler içermektedir. Diğer yandan Sorumluluk Hukukunun temel ilkeleri açısından bakıldığında da bu şekilde düzenlemenin mevzuatta yer almış olması zarar görenin zararının karşılanması yönünde önemli bir teminattır. Somut olayda, davalıların, yerine getirdikleri kamu görevleri ile ilgili olarak, bu görevleri sırasında gerçekleştirdikleri öne sürülen bir takım eylem ve işlemlerinden dolayı uğranılan zararın tazmini dava konusu edildiğine göre, davanın husumetten reddi gerekirken, işin esasına girilerek karar verilmiş olması doğru bulunmamış, temyiz edilen kararın açıklanan nedenlerle bozulmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Temyiz edilen kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA; bozma nedenine göre tarafların diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına ve temyiz eden davalılardan peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 21/06/2012 gününde oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY YAZISI Anayasa’nın 129/5. maddesi ile 657 sayılı Devlet Memurları Yasası’nın 13/1. maddesi gereğince memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken kusurlu eylemleri nedeniyle oluşan zararlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve yasada gösterilen biçim ve koşullara uygun olarak idare aleyhine açılabilir. İdare aleyhine böyle bir davanın açılabilmesi, hizmet kusurundan kaynaklanmış, idari işlem ve eylem niteliğini yitirmemiş davranışlar ile sınırlıdır. Kamu görevlisinin, özellikle haksız eylemlerde, Anayasa ve özel yasalardaki bu güvenceden yararlanma olanağı bulunmamaktadır. Dava dilekçesinde belirtilen maddi olgulardan davalının salt kişisel kusuruna dayanıldığının anlaşılması karşısında öncelikle bu iddia doğrultusunda delillerin toplanıp değerlendirilerek sonuca varılması gerekir. Dairemizin istikrar kazanmış uygulamaları ve Hukuk Genel Kurulu’nun 15/11/2000 gün ve E:2001/4-1650; 2000/1690, 26/09/2001 gün ve E.2001/4-595 K:2001/643, 29/03/2006 gün ve E.2006/4-86 K:2006/111; 17/10/2007 gün ve E:2007/4-640 K.2007/725; 31/10/2007 gün ve E:2007/4-800 K:2007/797; 20/02/2008 gün ve 2008/4-156 K:2008/140 sayılı ilamlarında aynı ilkenin benimsenmiş olmasına göre davanın husumet nedeniyle reddi gerektiği şeklinde çoğunluğun bozma nedenine katılmıyorum. 26/06/2012

Atıf: Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2011/8106, K. 2012/11031, T. 21.06.2012, www.arakarar.com/karar/yargitay-4-hukuk-dairesi-2011-8106-e-2012-11031-k-2df8558a01fd