Yargıtay · 4. Ceza Dairesi

Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2022/13023 E. 2025/10080 K. – Cumhurbaşkanına

Konu: Cumhurbaşkanına Hakaret

Mahkeme
Yargıtay
Daire
4. Ceza Dairesi
Esas No
2022/13023
Karar No
2025/10080
Karar Tarihi
Konu
Cumhurbaşkanına Hakaret

MAHKEMESİ:Ceza Dairesi SAYISI : 2020/135 E., 2021/1003 K. SUÇ : Cumhurbaşkanına hakaret HÜKÜMLER: İstinaf başvurusunun esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma Yapılan ön inceleme neticesinde; sanıklar hakkında verilen hükümlerin temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde yapıldığı, temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ İlk Derece Mahkemesince sanıklar hakkında Cumhurbaşkanına hakaret suçundan verilen mahkumiyet hükümlerine yönelik istinaf başvurularının Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesince esastan reddine karar verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ...,..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve müdafiileri, sanık ... müdafii, sanık ... müdafii, sanık ... müdafileri, sanık ... müdafileri, sanık ... müdafileri, sanık ... müdafii, sanık ... müdafileri, sanık ... müdafii, sanık ... müdafiinin temyiz sebepleri kararın gerekçesiz olduğuna, suçun yasal unsurlarının oluşmadığına, suça işleme kastının bulunmadığına, suça konu eylemin eleştiri ve ifade özgürlüğü kapsamında kaldığına, lehe hükümlerin uygulanmama gerekçesinin yerinde olmadığına, kovuşturma izni beklenmeksizin karar verildiğine ilişkindir. III. GEREKÇE Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede, 1.Duruşmalardan vareste talebi bulunmayan ve başka suçtan kapalı ceza infaz kurumlarında hükümlü bulunan sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'ın yargı çevresi dikkate alınarak hazır edilmesi gerektiği gözetilmeden yokluklarında karar verilmek suretiyle 5271 sayılı Kanun'un 193. ve 195.maddelerine aykırı şekilde savunma haklarının kısıtlanması, 2.Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 14.10.2008 tarihli ve 170-220 sayılı kararında da belirtildiği üzere; hakaret fiilinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin şeref, haysiyet ve namusu, toplum içindeki itibarı, diğer fertler nezdindeki saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Somut bir fiil ya da olgu isnat etme veya sövme şeklindeki seçimlik hareketlerden biri ile gerçekleştirilen eylem, bireyin onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte ise hakaret suçu oluşacaktır. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kişilere yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövme fiilini oluşturması gerekmektedir. İnsanın serbestçe haber, bilgi ve başkalarının fikirlerine ulaşabilmesi, edindiği düşünce ve kanaatlerden dolayı kınanamaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, savunabilmesi ve yayabilmesi olarak kabul edilen, ifade özgürlüğü demokratik toplumun temelini oluşturan ana unsurlardan ve toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temel şartlardan birini oluşturmaktadır. Anayasa'nın 26. maddesinde, "Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir.” hükmüne yer verilmiştir. Bunun yanında, bu hak, birçok uluslararası belgeye ve mahkeme kararına da konu olmuştur. Türkiye'nin de yargılama yetkisini kabul ettiği AİHM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 10. maddesinin 2. paragrafı saklı tutulmak üzere, ifade özgürlüğünün sadece toplum tarafından kabul gören veya zararsız veya ilgisiz kabul edilen "bilgi" ve "fikirler" için değil, incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerli olduğunu pek çok kararında yinelemiştir. AİHM'e göre ifade özgürlüğü, yokluğu halinde "demokratik bir toplum"dan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir. Bununla birlikte, ifade özgürlüğü de mutlak ve sınırsız değildir. Bu hak kullanılırken bireylerin hak ve özgürlüklerini ihlal edecek tutum ve davranışlardan kaçınılması hem ulusal hem de uluslar arası mevzuatlarda yer almaktadır. Nitekim Anayasa'nın 26. maddesinde koruma altına alınan ifade özgürüğü, aynı maddenin 2. fıkrasında belirtilen sebeplerle sınırlandırılabilir. Dolayısıyla anılan madde ile Anayasanın 13. maddesine göre, ifade özgürlüğüne yönelik sınırlamalar ancak kanunla yapılabilir ve demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı gibi hak ve özgürlüklerin özlerine de dokunamaz. Siyasetçilere yönelik eleştirilerin izin verilen sınırlarının özel kişilere nazaran daha geniş olduğu gerek iç hukukumuzda gerekse uluslararası mahkeme kararlarında yerleşmiş bir ilkedir. Bu ilkenin gerekçesi, siyasetçilerin, özel kişilerden farklı olarak, gazetecilerin ve halkın yakın denetimine açık olan, kamuoyuna mal olmuş kişi haline gelmeyi bilerek tercih etmeleridir. Açıklamalar ışığında, somut olay değerlendirildiğinde; suça konu mektup içeriğinin katılan ve mağdurun onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmadığı, suça konu sözlerin rahatsız edici, siyasi ve ağır eleştiri niteliğinde olduğu, dolayısıyla hakaret suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığı düşünülmeden, sanıkların beraatleri yerine mahkumiyetlerine karar verilmesi, 3.Sanık ...'nun, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi’nden temin olunan güncel nüfus kayıt örneğine göre hüküm tarihinden sonra 22.06.2022 tarihinde vefat ettiğinin anlaşılması karşısında, bu durumun Mahkemece araştırılarak 5237 sayılı Kanun’un 64/1. maddesi uyarınca sanık hakkında açılan kamu davasının düşmesine karar verilip verilmeyeceğinin değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması, hukuka aykırı görülmüştür. IV. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ...,..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve müdafiileri, sanık ... müdafii, sanık ... müdafii, sanık ... müdafileri, sanık ... müdafileri, sanık ... müdafileri, sanık ... müdafii, sanık ... müdafileri, sanık ... müdafii ve sanık ... müdafiinin temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi kararının 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun'un 304. maddesi uyarınca ... 1. Asliye Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise ... Bölge Adliye Mahkemesi 21. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 28.05.2025 tarihinde karar verildi.

Atıf: Yargıtay 4. Ceza Dairesi, E. 2022/13023, K. 2025/10080, T. 28.05.2025, www.arakarar.com/karar/yargitay-4-ceza-dairesi-2022-13023-e-2025-10080-k-877fef7df89c