Yargıtay · 4. Ceza Dairesi

Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2021/41957 E. 2024/12473 K. – Hakaret

Konu: Hakaret

Mahkeme
Yargıtay
Daire
4. Ceza Dairesi
Esas No
2021/41957
Karar No
2024/12473
Karar Tarihi
Konu
Hakaret

MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SUÇ : Hakaret HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama Yapılan ön inceleme neticesinde sanık hakkında; kurulan hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz isteminin reddini gerektirir sebeplerin bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ İlk Derece Mahkemesince sanık hakkında hakaret suçundan verilen mahkumiyet kararına yönelik olarak, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Sanık müdafinin temyiz isteği; lehe hükümlerin uygulanmadığına, usul ve yasaya aykırı olan kararın bozulmasına yöneliktir. III. GEREKÇE Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 18.10.2018 tarihli ve 2015/1-158 Esas, 2018/444 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere; 5237 sayılı Kanun'un hazırlanmasında "kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır" ilkesi esas alınmış, dolayısıyla da gerçek içtima kuralı benimsenmiştir. Nitekim Adalet Komisyonu raporunda bu husus; "Ceza hukukunun temel kurallarından birisi, ‘kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır" şeklinde ifade edilmektedir. Bunun istisnaları, suçların içtimaı bölümünde belirlenmiştir. Bu istisnalar dışında, işlenen her bir suçla ilgili olarak ayrı ayrı cezaya hükmedilecektir. Böylece verilen her bir ceza, bağımsızlığını koruyacaktır" şeklinde ifade edilmiştir (TBMM Adalet Komisyonunun 03.08.2004 tarih ve 1/593-60 sayılı raporu). Bu kuralın istisnalarına ise, 5237 sayılı Kanun'un “suçların içtimaı” bölümünde, 42 (bileşik suç), 43 (zincirleme suç) ve 44 (fikri içtima) maddelerinde yer verilmiştir. 765 sayılı Türk Ceza Kanununda aynı neviden fikri içtima ile farklı neviden fikri içtima tek madde halinde 79 uncu maddede düzenlenmiş iken, 5237 sayılı Kanunda bu iki hâl birbirinden ayrılarak, aynı neviden fikri içtima, zincirleme suçun düzenlendiği 43üncü maddenin ikinci fıkrasında, farklı neviden fikri içtima ise Kanun'un 44 üncü maddesinde düzenlenmiştir. Farklı neviden fikri içtima 5237 sayılı Kanun'un 44 üncü maddesinde; “(1) İşlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır” şeklinde düzenlenmiş olup, bu hükmün uygulanabilmesi için işlenen bir fiille birden fazla farklı suçun oluşması gerekmektedir. Kanun koyucu, işlediği bir fiille birden fazla farklı suçu işleyen failin, fiilinin tek olması nedeniyle en ağır ceza ile cezalandırılmasını yeterli görmüş, bu şekilde “non bis in idem” kuralı gereğince bir fiilden dolayı kişinin birden fazla cezalandırılmasının da önüne geçilmesini amaçlamış, “erime sistemi”ni benimsemek suretiyle, bu suçlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı ceza verilmesi ile yetinilmesini tercih etmiştir. 5237 sayılı Kanun'un 44 üncü maddesinde yer alan “bir fiil” ibaresi ve aynı Kanun'un 43 üncü maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen “tek bir fiil” ifadesi ile kast edilen hususun ne olduğunun açıklanması gerekmektedir. Doğal anlamda gerçekleştirilen her bedensel eylem ayrı bir hareketi oluşturmakta ise de, hukuki anlamda hareketin tek olması ile ifade edilmek istenen husus, doğal anlamda birden fazla hareket bulunsa dahi, bu hareketlerin, hukuki nedenlerden dolayı değerlendirmede birlik oluşturması suretiyle tek hareket olarak kabulüdür. Diğer bir anlatımla, doğal anlamda fiilin tek olduğu her hâlde hukuki anlamda da fiilin tek olduğu söylenebilirse de, doğal anlamda fiilin çok olduğu her hâlde hukuki anlamda da fiilin çok olduğu her zaman söylenemeyecektir. Bazen bir hareketler kümesi, hukuki açıdan tek bir fiil olarak kabul edilecektir. Bu hâlde suç tipinin birden fazla hareketle ihlal edilebilir olması hareketin hukuken tekliğini etkilemeyecek, doğal hareketler hukuken tek kabul edilecektir. Fikri içtimada da, fiil ya da hareketin tekliği, doğal anlamda değil hukuki anlamda tek olmayı ifade etmektedir. Bir kısım suçların işlenmesi sırasında doğal olarak birden fazla hareket yapılmakta ise de, ortaya konulan bu davranışlar suçun kanuni tanımında yer alan hukuksal anlamdaki “tek bir fiili” oluşturmaktadır. 5237 sayılı Kanun'un genel hükümleri arasında yer alan fikri içtima kuralları, şartlarının bulunması hâlinde kural olarak her suç için uygulanabilir ise de, kanun koyucunun açıkça istisna öngördüğü hâllerde bu kuralın uygulanması imkânı bulunmamaktadır. Nitekim, 5237 sayılı Kanun'un 212 inci maddesinde, sahte resmî veya özel belgenin bir başka suçun işlenmesi sırasında kullanılması hâlinde, hem sahtecilik hem de ilgili suçtan dolayı ayrı ayrı cezaya hükmolunacağı belirtilerek, açıkça fikri içtima hükümlerinin uygulanması engellenmiştir. Bu anlatımlara göre, farklı neviden fikri içtimanın şartları, hareket ya da fiilin hukuki anlamda tek olması, tek fiille birden fazla farklı suçun işlenmiş olması, işlenen suçlarla ilgili kanunda açıkça fikri içtima hükümlerinin uygulanmasının engellenmemiş olması şeklinde belirlenebilecektir. Bu bağlamda "aynı suç" ile "farklı suç" kavramlarının da açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. 5237 sayılı Kanun'un 44 üncü maddesinin gerekçesinde; "Bir suçun temel ve nitelikli şekilleri dışındaki suçlar, fikri içtima uygulamasında farklı suç olarak kabul edilmelidir" şeklinde açıklamalara yer verilmiştir. Buna göre, anılan maddede yer alan "farklı suç"tan kastedilen, bir suçun temel ve nitelikli şekilleri dışında kalan ve Türk Ceza Kanunu'nda ya da özel ceza kanunlarında yer alan, yani ceza hukuku mevzuatındaki diğer suç hükümleridir. Bunun yanında, bir suçun basit hâli ile nitelikli hâli ya da unsurları aynı olan suçlar aynı suç sayılacağı gibi, bir suçun teşebbüs hâlinde kalması ile tamamlanması veya olası kastla işlenmesi ile doğrudan kastla işlenmesi hâllerinde de aynı suç söz konusu olacaktır. Bu kapsamda inceleme konusu dava dosyası değerlendirildiğinde; Cumhurbaşkanına hakaret ile hakaret suçunun birlikte işlenmesi halinde 5237 sayılı Kanun'un 299 uncu ve 125 inci maddeleri ihlal edilmesine karşın, eylemin tek olması nedeniyle, 5237 sayılı Kanun'un 44 üncü maddesi gereğince daha ağır hüküm içeren 5237 sayılı Kanun'un 299 uncu maddesi uyarınca hüküm kurulmasının gerekmesi ve dosya kapsamından Bucak Cumhuriyet Başsavcılığınca sanık hakkında Cumhurbaşkanına hakaret suçundan ayırma kararı verilerek, soruşturma ve kovuşturmanın ayrı yürütüldüğü ve Cumhurbaşkanına hakaret suçundan Bucak 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 12.11.2019 tarihli ve 2019/433 Esas, 2019/540 sayılı kararı ile mahkumiyetine karar verildiği ve bu kararın Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin 02.06.2020 tarihli ve 2020/240 Esas, 2020/462 sayılı kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilerek 03.07.2020 tarihinde kesinleştiğinin anlaşılması karşısında, sanık hakkında hakaret suçu yönünden açılan davada 5237 sayılı Kanun'un 44 üncü maddesinde düzenlenen fikri içtima hükümleri uyarınca "karar verilmesine yer olmadığına" karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması hukuka aykırı görülmüştür. IV. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle sanık müdafiinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden, Bölge Adliye Mahkemesi kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun'un 304. maddesi uyarınca Bucak 1. Asliye Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 14.10.2024 tarihinde karar verildi.

Atıf: Yargıtay 4. Ceza Dairesi, E. 2021/41957, K. 2024/12473, T. 14.10.2024, www.arakarar.com/karar/yargitay-4-ceza-dairesi-2021-41957-e-2024-12473-k-a8e045db480f