Yargıtay · 3. Hukuk Dairesi

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2025/4453 E. 2026/3409 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
3. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/4453
Karar No
2026/3409
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/484 E., 2025/1784 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 3. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2023/522 E., 2024/719 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı, taraf vekillerince temyiz edilmiş, incelemenin duruşmalı yapılması davacı vekilince talep edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 02.06.2026 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen günde gelen davacı vekili Avukat ....geldi, hazır bulunanın sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saat 14.00'te Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; müvekkilinin antika eşya koleksiyonu ve hobisi kapsamında mezatlardan antika eşya satın alamakta olup, davalı ile arasındaki hukuki ilişkinin davalının abisi dava dışı S.A. vasıtasıyla kurulduğunu, S.A.’nın antika eşya ticareti yaptığını ve aynı zamanda çevrimiçi düzenlenen mezatlarda antika eşya satışı gerçekleştirdiğini, bu kapsamda kendisinden çeşitli antika eşyalar satın aldığını ancak ürün bedellerinin S.A.’nın yönlendirmesi doğrultusunda kardeşi olan davalının banka hesabına gönderildiğini, 15.11.20 22... .03.2023 tarihleri arasındaki yaklaşık dört aylık dönemde davalı hesabına toplam 612.546,21 TL ödeme yaptığını, ayrıca davalının abisi S.A.’ya borç olarak 350.000,00 TL verdiğini, banka dekontlarıyla sabit olan söz konusu ödemelere rağmen bedeli ödenen ürünlerin kendisine teslim edilmediğini, bunun üzerine alacağın tahsili amacıyla icra takibi başlatıldığını ancak davalının haksız ve hukuka aykırı itirazları nedeniyle başlatılan takiplerin durduğunu ileri sürerek; davalı aleyhinde başlatılan icra takiplerine yönelik itirazların ayrı ayrı iptaline, takiplerin devamına ve ayrı ayrı asıl alacağın %20’sinden aşağı olmamak üzere davalı aleyhine icra inkâr tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiş, 18.03.2024 tarihli ıslah dilekçesi ile dava değerini 629.695,56 TL'ye yükseltmiştir. II. CEVAP Davalı vekili, dava konusu ticari ilişki ve alışverişin tarafı olmadığını, davacının banka dekontlarında yer alan ödemeleri gerçekte ürün bedeli olarak müvekkilinin kardeşine kendi rızasıyla gönderdiği hâlde hatalı şekilde müvekkilini alacaklı-borçlu ilişkisi içerisinde göstererek icra takibi başlattığını, müvekkilinin davacıya herhangi bir borcunun bulunmadığını savunarak; davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacı ile davalı arasında doğrudan bir hukuki ilişkinin bulunmadığı, davaya konu ödemelerde yalnızca davalının banka hesabının kullanıldığı, hesap üzerindeki işlemlerin dava dışı S.A. tarafından gerçekleştirildiğinin ceza soruşturması kapsamındaki beyanlarla da sabit olduğu ve bu nedenle varsa sebepsiz zenginleşenin davalı değil dava dışı S.A. olduğu gerekçesiyle; davanın reddine karar verilmiş; karara karşı, taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla;Mahkemece verilen kararda usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle, istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde taraf vekilleri temyiz başvurusunda bulunmuşlardır. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1.Davacı vekili; uyuşmazlığın kaynağının sebepsiz zenginleşme olarak nitelendirilmesinin hatalı olduğunu, zira talep edilen alacağın, davalının abisi S.A. aracılığıyla gerçekleştirilen antika eşya satışları kapsamında bedeli ödenmesine rağmen teslim edilmeyen 3 adet tablo ve çeşitli antika ürünlere ilişkin kurulan satım sözleşmesinden kaynaklandığını, taraflar arasında geçerli bir satış ilişkisinin bulunduğunu ve bu ilişki kapsamında müvekkili tarafından ürün bedellerinin davalının banka hesabına gönderildiği, satıcının edimini ifa etmemesi nedeniyle sözleşmeden doğan iade yükümlülüğü bulunduğunu, İlk Derece Mahkemesinin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu hükümleri uyarınca değerlendirmesi gereken sözleşmesel ilişkiyi sebepsiz zenginleşme hükümleri kapsamında ele almasının hukuka aykırı olduğunu, yine müvekkili ile davalı arasında doğrudan hukuki ilişki bulunmadığı yönündeki kabulün de yerinde olmadığını, zira dava konusu ödemelerin davalının hesabına S.A.’nın talimatı ve bilgisi dahilinde yapıldığını, davalının hesabını bu ticari faaliyet kapsamında kullandırdığını, yalnızca banka kartının S.A. tarafından kullanılmış olmasının davalının hesap üzerindeki hak ve tasarruf yetkisini ortadan kaldırmayacağını, davalının hesaba intikal eden bedellerden haberdar olduğunu ve bu ödemelere rıza gösterdiğini, bu kapsamda, davalının satım ilişkisinin tarafı veya en azından üçüncü kişi yararına kurulan sözleşme kapsamında ifanın yöneldiği kişi olduğunu, hesaplarına aktarılan bedeller üzerinde tasarruf imkânı bulunduğunu ve teslim edilmeyen ürün bedellerinin iadesinden S.A. ile birlikte sorumluluğunun mevcut olduğunu, taraflar arasındaki ilişkinin gerektiğinde ihtiyari dava arkadaşlığı kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürerek, kararın bozulmasını istemiştir. 2.Davalı vekili; davalı lehine hükmedilen vekâlet ücretinin hatalı şekilde maktu olarak belirlenmesinin hukuka aykırı olduğunu, konusu para ile değerlendirilebilen davalarda vekâlet ücretinin Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca nispi olarak hesaplanması gerektiğini, ayrıca davacı tarafından başlatılan icra takibi nedeniyle mağdur edildiğini, iş ve sosyal çevresi nezdinde itibar kaybına uğradığını ve haksız bir borçlu sıfatıyla karşı karşıya bırakıldığını, bu nedenle haksız ve kötü niyetli başlatılan icra takibi nedeniyle davacı aleyhine takip konusu ve ıslah edilen alacağın %20’sinden az olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesi gerektiği ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, bedelini ödediği hâlde teslim edilmeyen antika eşyalar nedeniyle ödediği bedellerin iadesi amacıyla başlatılan icra takiplerine vaki itirazın iptali ve icra inkar tazminatı istemine ilişkindir. Temyiz edilen kararın dayandığı bilgi ve belgelere, taraflar arasında doğrudan herhangi bir hukuki ilişki bulunmadığı, davalının banka hesap numarası ve kartının dava dışı satım ilişkisinin tarafı olan S.A tarafından kullanılmakta olduğu ve bu durumun davacının bilgisi dahilinde olduğu onun tarafından bilindiği, yalnızca ödemelerin davalının banka hesabı üzerinden gerçekleştirilmiş olmasının davalıyı kendiliğinden borçlu hâle getirmeyeceği, borcun doğumu için davalı yönünden bir sözleşmesel ilişkinin veya sebepsiz zenginleşme şartlarının gerçekleştiğinin ispatlanması gerektiği, ödemelerin dava dışı S.A.’nın antika eşya ticari faaliyeti kapsamında gerçekleştirildiği ve doğrudan S.A. tarafından tahsil edildiği, ayrıca davalı lehine hükmedilen vekalet ücretinde bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmakla, taraf vekillerinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan kararın onanmasına karar verilmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 370/1 maddesi uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı bakiye temyiz karar harçlarının temyiz edenlere yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 02.06.2026 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. Karşı Oy Uyuşmazlık, banka hesabına gönderilen paranın iadesinin gerekip gerekmediği hususuna ilişkindir. 1.Somut olayda davacı, davalının ağabeyi ile yaptığı ticari alım satıma ilişkin parayı, satıcının kardeşi olan davalının banka hesabına göndermiş, ancak ürünler gönderilmediği gibi paranın iadesi de gerçekleştirilmemiştir. 2.Her ne kadar ilk etapta alım satımda ürünü teslim etmeyen davalının ağabeyi S.A. doğrudan sorumlu ise de, paranın gönderildiği hesabın sahibi davalı da her hangi bir belge sunmaksızın hesaptaki parayı ağabeyinin aldığını ve hesabını onun kullandığını ileri sürmüş ancak buna dair bir delil sunamamıştır. Kaldı ki hesabını ağabeyine kullandırmakla, onunla birlikte hareket ettiklerinin ve davalının da dava dışı ağabeyi S.A. ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğunun kabulü gerekir. Nitekim Dairenin yerleşik uygulamaları da bu yöndedir (Bkz. Y. 3 HD 2023/208 E. – 1546 K; 3 HD 2026/683 E. - 7149 K.). Kararın davacı lehine bozulması gerekirken sayın Daire çoğunluğunca Onanmasına karar verilmesini isabetli bulmuyorum. 3.Kabule göre de, davaya konu para bizzat davalının banka hesabına gönderilmiş olmakla, davalı aleyhine karar esas yönünden reddolunduğundan nispi vekalet ücretine hükmolunması gerekirken maktu vekalet ücretine karar verilmesi gerekmekte olup, kararın davacının istemi doğrultusunda bozulmaması halinde bu defa davalının temyizi doğrultusunda bozulması gerekirken, sayın Daire çoğunluğunca davalının temyiz isteminin reddine karar verilmesini de isabetli bulmuyorum.

Atıf: Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2025/4453, K. 2026/3409, T. 02.06.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-3-hukuk-dairesi-2025-4453-e-2026-3409-k-2e3bd1559370