Yargıtay · 3. Hukuk Dairesi
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2025/1696 E. 2025/5097 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 3. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/1696
- Karar No
- 2025/5097
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/3003 E., 2025/720 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 7. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2023/354 E., 2024/221 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; müvekkili şirketin, .. Büyükşehir Belediye Başkanlığının maliki olduğu .. İli, .. İlçesi, .. Mahallesinde kain ve tapunun 19 47... ve 61 parsellerinde kayıtlı arsa nitelikli taşınmazları resmi ihale yoluyla satın aldığını, davalı İdare tarafından, .. .. Vakfından mukataalı oldukları ve vakıf şerhinin terkini için 60 nolu parsele ilişkin 22.823.269,91 TL, 61 nolu parsele ilişkin 3.976.876,48 TL taviz bedellerinin tediyesinin gerektiği hususunun bildirildiğini, ihtiraz-i kayıtla her iki parsele ilişkin taviz bedellerinin davalıya gönderildiğini, vakfın icareteyn ve mukataalı yani sahih vakıf olmadığı sabit ve çekişmesiz olduğundan, müvekkili şirketin ödenen toplam 26.800.146,39 TL taviz bedelinin iadesini talep ettiğini, davalı tarafça ihtara cevap verilmediğini, gayrisahih vakıfların taviz bedeline tabi olmadığını, söz konusu şerhin tek taraflı ve dayanaksız olarak işlendiğini ileri sürerek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere, taviz bedeli olarak ödenen toplam 26.800.146,39 TL'nin tediye tarihlerinden itibaren işleyecek bankalarca mevduata uygulanan en yüksek faizleri ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili; davacının satın aldığı taşınmazların imar uygulaması gördüğünü, .. .. Vakfından .. eski 19 47... parsel sayılı taşınmazın şuyulanmasından meydana geldiğini, bu taşınmazın dayanağının 07.02.340 tarihli ve 126 nolu kayıt olduğunun anlaşıldığını, taşınmazın Osmanlıca kayıtlarının yeni harflere çevirisinin yapıldığını, ".. Vakfından ma zemin senevi 45 kuruş mukataalı" olduğunun bildirildiğini, dava konusu taşınmazların ..'un en eski yerleşim yerlerinden olan .. İlçesi, .. Mahallesinde olup, buraların kadim yerleşim yerinde olması nedeniyle miri arazi olamayacağını, sırf mülk yerlerinden olduğunu, mülk yerler sahih yolla vakfedildiklerinden dava konusu vakfın da sahih vakıf olduğunu, dava konusu taşınmazın gayrisahih yolla vakfedildiği bir an için kabul edilse bile taşınmazın taviz bedeline tabi olmaması için sadece aşar ve rüsumatının vakfedildiğinin ispatlanmasının gerektiğini savunarak, davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dava konusu taşınmaz başında keşif icra edilerek, taşınmazın taviz bedeline tabi taşınmazlardan olup olmadığı hususunda alanında uzman bilirkişilerden alınan raporda; .. .. Vakfının bahis konusu taşınmazlar özelinde gayri sahih nitelikler gösterdiği görüşünün belirtildiği, sunulan raporun usul ve esasa uygun denetlenebilir olduğu kanaatine varıldığı, davacının ihtarının da dikkate alındığı gerekçesiyle; davanın kabulü ile toplam 26.800.146,39 TL'nin ihtar tarihi olan 31.05.2023 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dava konusu taşınmazın menşeinin miri arazi niteliğinde olduğu, vakfedilen taşınmazın eski yerleşim mevkiinde yer almadığı, sahih vakıflardan mukataalı vakfın söz konusu olabilmesi için aranan sıkı şekil koşullarının gerçekleştiğini gösteren bir belgenin dava dosyası kapsamında bulunmadığı, belirtilen mukataa ifadesinin bedel-i öşür mukataası anlamında kullanıldığı ve bu nedenle dava konusu taşınmazın vakfa tahsisinin de gayr-i sahih nitelikte olduğunun belirlendiği, bilirkişi raporunun denetime elverişli bulunduğu, bundan dolayı dava konusu taşınmazın menşeinin miri arazi nev'inden olduğu, taşınmaz üzerindeki vakıf kaydının gayr-i sahih olduğu açıklığa kavuştuğundan, taşınmaz üzerindeki vakıf kaydının 5737 sayılı Vakıflar Kanunu'nun (5737 sayılı Kanun) 18. maddesi uyarınca taviz bedeline tabi olmaksızın terkin edilmesi gerektiği gerekçesiyle, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. IV. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı vekili; mukataa teriminin bir vergi birimi değil, taşınmazın kiralanma şeklini ifade ettiğini, mukataa kelimesinin bedel-i öşür mukataası anlamında kullanıldığına dair ibarenin olmadığını, taşınmazların ".. Vakfından ma zemin senevi 45 kuruş mukataalı" olduğu tespit edilmişken miri arazi olduğunu öne sürmenin mümkün olmadığını, bilirkişilerin eksik ve hatalı yorum yaptığını, dosyada vakıf uzmanı olarak seçilen bilirkişilerden ..nin hukuk fakültesi mezunu olmadığını, akademik kariyerinin işletme üzerine olduğunu, her ne kadar listede vakıf uzmanı olarak kayıtlıysa da uzmanlığının yeni vakıflar ve bunların muhasebe ve hesapları üzerine olduğunu, eski vakıf hukuku konusunda uzmanlığının olmadığını, hayri hizmetlerin görülmesi için tahsis edilen mukataalı miri arazilerden taviz bedelinin alınacağının 5737 sayılı Kanun'un 18/1 maddesinde belirtildiğini, davaya konu taşınmazın eski yerleşim yeri içinde bulunduğun gibi mülk arazi niteliğinde olduğunu, taşınmaz kadim köy veya kasaba içindeki mülk toprak nevinden olduğundan sahih vakfedildiğini, davaya konu taşınmaz kadastro tespit tutanağında açıkça belirtildiği gibi mukataalı olarak vakfedildiğinden taviz bedeli alınmasına tabi yerlerden olduğunu, müvekkili davacı tarafça temerrüte düşürülmediğinden faiz başlangıç tarihinin yanlış olduğunu ifade ederek; kararın bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, ödenen taviz bedelinin iadesi istemine ilişkindir. 1.5737 sayılı Kanun 27.02.2008 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanmış ve aynı tarihte yürürlüğe girmiştir. Sözü edilen Kanunun 18. maddesi hükmüne göre; icareteyn ve mukataalı vakıf şerhi bulunan gerçek ve tüzel kişilerin mülkiyetinde veya tasarrufundaki taşınmazlar taviz bedeline tabiidir. Kanunun 3. maddesinde yapılan tanıma göre; mukataalı vakıf, zemini vakfa üzerindeki yapı ve ağaçlar tasarruf edene ait olan ve kirası yıllık olarak alınan vakıf taşınmazlarını, icareteynli vakıf ise; değerine yakın peşin ücret ve ayrıca yıllık kira alınmak suretiyle süresiz olarak kiralanan vakıf taşınmazlarını ifade eder. Bu halde somut uyuşmazlığın çözümü için ".. .. Vakfının" mukataalı veya icareteynli vakıf olup olmadığının veya miri arazilerden mukataalı hayrata tahsis edilmeyenler ile aşar ve rüsumu vakfedilen taşınmazlardan bulunup bulunmadığının yöntemince araştırılması gerekir. Vakfiye kapsamındaki her taşınmazın coğrafi konumu ve hukuki durumu farklı olacağından, bu taşınmazların kadim köy, kasaba ya da şehir içindeki mülk topraklar içinde olup olmadığı keşif yapılmak sureti ile uzman bilirkişiler marifetiyle saptanmalıdır. Bütün bunlardan anlaşılacağı üzere, vakıf türünün belirlenmesi ve belirlenen vakıf türüne göre çekişmeli taşınmazda vakfın bir hakkının kalıp kalmadığının, taviz bedeli ödenip ödenmeyeceğinin hiçbir kuşkuya yer bırakmadan saptanması bu tür davalarda önem kazanmaktadır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 266. ve devamı maddeleri uyarınca, çözümü özel ve teknik bilgiyi gerektiren hallerde hakim, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Bilirkişi raporunu hazırlarken, raporun dayanağı olan somut ve özel nedenleri bilimsel verilere uygun olarak göstermek zorundadır. Bilirkişi raporu Yargıtay denetimine elverişli olacak şekilde bilgi ve belgelere dayanan gerekçe ihtiva etmelidir. Ancak, bu şekilde hazırlanmış raporun denetimi mümkün olup, hükme dayanak yapılabilir. Somut olayda; bilirkişi raporu alındığı ancak heyette vakıf uzmanı olarak imzası bulunan ... ve ...nun Hukuk Fakültelerinin Medeni Hukuk Kürsülerinde görevli öğretim üyeleri olmadığının anlaşıldığı, bu sebeple söz konusu raporun hükme esas alınmaya uygun olmadığı anlaşılmıştır. Hal böyle olunca İlk Derece Mahkemesince; taşınmaza ait tapu kaydının (kadastro tutanağı ile birlikte) ilk tesisinden itibaren tüm dayanakları ile birlikte getirtilmesi, vakıf durumunu gösterir kayıtlar ve dayanılan diğer belgeler, vakfiye kapsamında, Vakıflar Genel Müdürlüğünden kayda işaret edilmiş vakfın türü hakkında bilgi alınması ve ilgili tapu kaydı üzerinde bu konuda uzman, içinde üniversitelerin (Hukuk Fakültelerinin Medeni Hukuk Kürsülerinde görevli) öğretim üyeleri ve harita mühendisinden oluşturulacak üçlü bir bilirkişi heyeti ile mahallinde vakfiye örneği ve tapu kayıtlarının uygulanması ve akabinde dosyadaki diğer bilgi ve belgeleri değerlendiren bilirkişi raporu alınarak vakıf türünün belirlenmesi, çekişmeli taşınmazda vakfın bir hakkının kalıp kalmadığının, taviz bedelinin ödenip ödenmeyeceğinin hiçbir kuşkuya yer bırakmadan saptanması ve ulaşılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, konusunda uzman olmayan bilirkişilerin yer aldığı kurul tarafından hazırlanan rapor esas alınarak yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanunun 373/1 maddesi uyarınca ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının aynı Kanunun 371. maddesi uyarınca davalı yararına BOZULMASINA, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
23.10.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.