Yargıtay · 23. Hukuk Dairesi

Yargıtay 23. Hukuk Dairesi 2015/3608 E. 2015/7299 K. – Tazminat

Konu: Tazminat

Mahkeme
Yargıtay
Daire
23. Hukuk Dairesi
Esas No
2015/3608
Karar No
2015/7299
Karar Tarihi
Konu
Tazminat

MAHKEMESİ Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki tazminat davasının bozma ilamına uyularak yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. Davacı vekili, taraflar arasında, müvekkili şirkete ait pompa istasyonunda aşçılık, garsonluk ve temizlik işlerini konu alan hizmet sözleşmesi imzalandığını, davalı yüklenicinin çalıştırdığı işçiler tarafından çeşitli işçilik alacaklarının tahsili amacıyla açılan davalar sonucunda, kesinleşen mahkeme ilamlarına dayalı olarak, müvekkili tarafından dava dışı işçi ... 21.085,29 TL... 14.379,64 TL,...27.445,56 TL olmak üzere toplam 62.910,49 TL ödeme yapıldığını, sözleşme uyarınca bu ödemelerden davalının sorumlu olduğunu ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, anılan meblağların ödeme tarihlerinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davaya konu işçi alacakları için açılan davaların müvekkili şirket yönünden husumet yokluğu nedeniyle reddedildiğini, bu bakımdan kesin hüküm nedeniyle davanın reddi gerektiğini, dava şartı bulunmadığını, davacı ile davalı arasında yapılan sözleşmeye ilişkin muvazaa iddialarının kesinleşmiş mahkeme kararları ile ispatlandığını, davacı şirkette çalışan işçilerin, davacının kendi işçileri olduğunu, sözleşmenin matbu bir sözleşme olduğunu, davanın müvekkili şirketten önceki diğer taşeron firmalara da yöneltilmesi gerektiğini savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, dava dışı işçiler tarafından... açılan işe iade davalarında, davacı ... ile davalı arasındaki ilişkinin muvazaalı olduğu ve dava açan işçilerin çalışmaya başladıkları tarihten itibaren davacı ... işçisi olarak kabul edildiği, kesinleşmiş mahkeme kararı ile muvazaalı olduğu tespit edilen işleme dayanılarak rücu talebinde bulunulamayacağı belirtilerek davanın reddine dair verilen karar, davacı vekilinin temyiz istemi üzerine, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 12.11.2012 tarih ve 2011/13895 E., 2012/17891 K. sayılı ilamıyla, davacı ve davalı arasında imzalanan Hizmet Alımları Tip Sözleşmesinin 37. maddesinin 1. bendinde, işçiyi işe alma ve çıkarma dahil İş Kanunu ve diğer yasal mevzuata uygun her türlü işlemlerde yüklenici firmanın yetkili ve sorumlu olduğunun düzenlendiği, aynı maddenin 2. bendinde de, iş süresi ve sonunda işçinin talep edeceği her türlü hak, tazminat ve alacaklara ilişkin tüm sorumluluğun yüklenici davalıya ait olduğunun kararlaştırıldığı, bu durumda, davacı Botaş’ı işveren konumundan çıkarmak için yapılan muvazaanın, taraflar arasında sözleşme hükümlerinin uygulanmasında, davacının rücu talebini engelleyici bir etkiye sahip olmadığı, bu itibarla, mahkemece taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine göre bir değerlendirme yapılıp, sonucuna göre karar verilmesi gerektiği belirtilerek bozulmuş, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, dava dışı işçilere yapılan ödemeler konusunda taraflar arasında bir ihtilaf bulunmadığı, her ne kadar aralarındaki ilişkinin muvazaalı olduğu kesinleşmiş mahkeme kararları ile tespit edilmiş ise de, tacir konumundaki taraflar açısından hizmet sözleşmesinin bağlayıcılığının devam ettiği ve muvazaanın taraflar arasında sözleşme hükümlerinin uygulanmasında davacının rücu talebini engelleyici bir etkiye sahip olmadığı, sözleşmede işçilerin, kıdem, ihbar tazminatları, izin ücretleri ve benzer isimler altındaki diğer kanuni haklarından yüklenicinin sorumlu olduğunun kararlaştırıldığı, bu işçilik alacaklarının davacı tarafından ödenmesiyle davalının sebepsiz zenginleştiği gerekçesiyle, davanın kabulü ile toplam 62.910,49 TL'nin ödeme tarihlerinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir. 1-4857 sayılı İş Kanunu'nun 2/6. maddesinde, “Bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir. Bu ilişkide asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur.” hükmü bulunmaktadır. Dava konusu olayda da, davacı ile davalı arasında asıl işveren-alt işveren ilişkisi mevcut olup, davacı asıl (üst) işveren, davalı (alt) işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak İş Kanunu'ndan kaynaklanan yükümlülükler nedeniyle, davalı (alt) işverenle birlikte müteselsilen sorumludur. Burada Kanundan kaynaklanan bir teselsül hali söz konusu olup, asıl ve alt işverenler, dış ilişki itibariyle (dava dışı işçiye karşı) müseselsilen sorumludurlar. İç ilişkide (alacaklıya karşı müteselsilen sorumlu olan borçlular arasındaki ilişkide) ise, bu husustaki nihai sorumluluğun hangi tarafa ait olduğu konusunda taraflar kendi aralarında sözleşme yapabilirler. Nitekim, dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 818 sayılı BK'nın 146. maddesinde düzenlenen, “Borcun mahiyetinden hilafı istidlal olunmadıkça, müteselsil borçlulardan her biri alacaklıya yapılan tediyeden birbirine müsavi birer hisseyi üzerlerine almaya mecburdur. Hissesinden fazla tediyede bulunan, fazla ödeme ile diğerlerine rücu hakkını kazanır.” şeklindeki hükümde de, müteselsil sorumlulardan her birinin alacaklıya yapılan ifadan birbirlerine karşı genel olarak eşit paylarla sorumlu oldukları, ancak bunun aksinin kararlaştırılabileceği de açıkça belirtilmiştir. Nitekim, TBK'nın 167. maddesinde “Aksi karşılaştırılmadıkça veya borçlular arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinden anlaşılmadıkça, borçlulardan her biri, alacaklıya yapılan ifadan, birbirlerine karşı eşit paylarla sorumludurlar. Kendisine düşen paydan fazla ifada bulunan borçlunun, ödediği fazla miktarı diğer borçlulardan isteme hakkı vardır. Bu durumda borçlu, her bir borçluya ancak payı oranında rücu edebilir.” hükmüne yer verilmiştir. İşte müteselsilen sorumlu olan borçlular arasındaki iç ilişkide, bu konudaki sorumluluğun tamamen borçlulardan birine ait olacağı yönünde bir sözleşme yapılmış ise, tarafların serbest iradeleri ile düzenlemiş oldukları sözleşme hükümleri kendilerini bağlayacağından, dış ilişkide kanundan doğan teselsül gereğince borcu ödemiş olan müteselsil borçlunun, ödediği miktarın iç ilişkide borcun nihai yükümlüsü olan borçludan rücuen tahsilini talep edebileceği kabul edilmelidir. Yargıtay 13. HD'nin 28.01.2014 tarih ve 2013/22286 E., 2014/2147 K; 25.02.2014 tarih ve 2013/23685 E., 2014/5067 K. sayılı ilamları ile Dairemizin 23.06.2014 tarih ve 3992 E., 4794 K.; 13.11.2014 tarih ve 9000 E., 7235 K; 30.10.2014 tarih ve 1137 E., 677 K; 26.10.2015 tarih ve 5859 E., 6854 K. sayılı ilamları da bu yöndedir. Somut olayda, taraflar arasında imzalanmış bulunan sözleşmenin 37. maddesi, "İşçiyi işe alma ve çıkarma dahil İş Kanunu ve diğer yasal mevzuata uygun her türlü işlemlerden yüklenici firma yetkili ve sorumludur. İş süresinde ve sonunda işçinin talep edeceği her türlü hak, tazminat ve alacaklardan ...sorumlu olmayıp, tüm sorumluluklar yüklenici firmaya aittir." hükmünü içermektedir. Görüldüğü üzere sözleşmede işçi hak ve alacakları nedeniyle açıkça yüklenicinin (alt işveren davalının) sorumlu olacağı belirtilmiş olup, tarafların serbest iradeleri ile düzenlemiş oldukları sözleşme ve şartname hükümleri tarafları bağlayacağından, davacının asıl (üst) işveren olarak İş Mahkemesi ilamına göre ödemiş olduğu miktarın tamamını, davalı alt işverenden sözleşme uyarınca rücuen tahsilini talep hakkını haizdir. Bu açıklamalara ve dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı doğrultusunda inceleme yapılıp hüküm verilmiş olmasına, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, bozmanın kapsamı dışında kesinleşmiş olan yönlere ilişkin temyiz itirazları incelenemeyeceğine göre, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2-Dava, taraflar arasındaki hizmet alım sözleşmesi uyarınca, dava dışı işçilere ödenen işçilik alacaklarının rucuen tahsili istemine ilişkindir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 06.04.2011 tarih ve 2010/3-727 E. ve 2011/75 K; Dairemizin 12.03.2014 gün ve 2013/8037 E., 2014/1827 K.; 07.09.2015 tarih ve 2014/9969 E., 2015/5634 K; 19.10.2015 tarih ve 2014/9196 E., 2015/6667 K. sayılı ilamlarında açıklandığı üzere; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ve 818 sayılı Borçlar Kanunu'ndaki sebepsiz zenginleşmeye ilişkin maddelerdeki düzenlemelere göre, sebepsiz zenginleşme; geçerli olmayan veya tahakkuk etmemiş yahut varlığı sona ermiş bir nedene ya da borçlu olunmayan şeyin hataen verilmesine dayalı olarak gerçekleşebilir. Sebepsiz zenginleşme bunlardan hangisi yoluyla gerçekleşmiş olursa olsun, sebepsiz zenginleşen, aleyhine zenginleştiği tarafa karşı, geri verme borcu altındadır. Hukuki işlemin borç doğurmasının nedeni irade açıklamasıdır. Sebepsiz zenginleşmenin borç doğurmasının nedeni kişinin iradesi dışında malvarlığında bir eksilmenin meydana gelmesidir. Bunun sonucu olarak, taraflar arasında malvarlıkları arasındaki değişim bir sözleşmeye, tarafların açıkladıkları iradeye dayanırsa, sebepsizlikten ve sebepsiz zenginleşmeden sözedilemez. Hukuki işlemlerden ve bunun en yaygın türü olan sözleşmeden doğan borçlarda, borçlunun borcunu anlaşmaya uygun olarak yerine getirmesi gerekir. Borçlu anlaşmaya uygun hareket etmezse, alacaklı borca aykırılık hükümlerini işletir ve mümkün ise borcun aynen ifasını, değilse doğan zararının giderilmesini talep eder. Bütün bu açıklamalara göre, sebepsiz zenginleşme alacaklıya, ikinci derecede (tali nitelikte) bir dava hakkı temin eder. Malvarlığındaki azalmanın başka asli nitelikteki davalarla önlenmesi mümkün ise, sebepsiz zenginleşme davası gündeme gelemez. Nitekim, sözleşmeden doğan bir hukuki ilişkinin bulunduğu hallerde taraflar sebepsiz zenginleşmeye dayanan bir talepte bulunamazlar. Nedensiz zenginleşmede dava tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı BK döneminde sebepsiz zenginleşenin iyiniyetli olup olmaması ayrımı yapılmadan, ( 6098 sayılı TBK'nın 117/2. maddesinde ise sebepsiz zenginleşenin iyiniyetli olmaması halinde) haksız iktisap tarihinden itibaren temerrüt faizi istenebilir ise de, somut olayda, sözleşmenin uygulanmasından kaynaklanan alacağın tahsili kapsamında talep edilen bedele borçlunun bir ihtar ile temerrüde düşürüldüğü tarihten itibaren faiz istenebilir. Bu durumda, mahkemece, davacı vekilince, davadan önce davalının dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 818 sayılı BK'nın 101. maddesi hükmüne, 6101 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun Yürürlüğü Ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 1. maddesi uyarınca derhal uygulanması gereken TBK'nın 117. maddesi hükmüne uygun olarak miktar ve ödeme talebi içeren bir ihtarname ile temerrüde düşürüldüğünün iddia edilmediği ve ihtarname sunulmadığı gözetilerek, kabulüne karar verilen alacağa dava tarihinden itibaren temerrüt faizi yürütülmesi gerekirken, ödeme tarihlerinden itibaren faiz yürütülmesi doğru olmamış ise de, yapılan yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, hükmün HUMK’nın 438/7. maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, temyiz itirazlarının kabulü ile “HÜKÜM” bölümünün 1. bendinde yer alan “971,41 TL'lik kısmına ödeme tarihi olan 31/01/2006 tarihinden itibaren, 11.089,49 TL'lik kısmına ödeme tarihi olan 27/03/2006 tarihinden itibaren, 519,55 TL'lik kısmına ödeme tarihi olan 18/04/2006 tarihinden itibaren, 16.421,04 TL'lik kısmına ödeme tarihi olan 11/03/2010 tarihinden itibaren, 33.909,00 TL'lik kısmına ödeme tarihi olan 15/12/2009 tarihinden” ibarelerinin hükümden çıkarılmasına, yerine “dava tarihinden” ibaresinin yazılmasına, hükmün bu şekliyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 13.11.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 23. Hukuk Dairesi, E. 2015/3608, K. 2015/7299, T. 13.11.2015, www.arakarar.com/karar/yargitay-23-hukuk-dairesi-2015-3608-e-2015-7299-k-3237d89a44bd