Yargıtay · 23. Hukuk Dairesi

Yargıtay 23. Hukuk Dairesi 2014/11060 E. 2015/6797 K.

Konu: İtirazın İptali

Mahkeme
Yargıtay
Daire
23. Hukuk Dairesi
Esas No
2014/11060
Karar No
2015/6797
Karar Tarihi
Konu
İtirazın İptali

MAHKEMESİ Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. Davacı vekili, davalının müvekkili kooperatifin ortağı olduğunu, 30.03.2010 tarih ve 85 sayılı kararı ile ortaklıktan çıkarıldığını, bu kararın iptali için mahkemeye başvurduğunu ve davayı kazanarak ortaklığa geri döndüğünü, davalının kooperatif tüzel kişiliği vasıtası ile uygulanan ... kapsamında ... kullandığını, bu kredinin finansal sağlayıcısının.... ve. ... olduğunu, kredinin kefili/garantörünün ise müvekkilinin olduğunu, davalının ortaklıktan çıkarılması sebebiyle ....kullandırılan kredinin müvekkilinin hesabından kesildiğini, kooperatifçe davalının müvekkilden kesilen krediyi ilk aldığı koşullardaki şekli ile kooperatif başkanlığına ödemeye devam etmesi yönünde 12.07.2012 tarih ve 125 nolu karar alındığını, bu kararın 12.07.2012 tarihinde davalıya bildirildiğini, ancak davalının krediyi ilk başta aldığı koşullarda ödemeye yanaşmadığını, asıl alacak ve işlemiş faiz toplamı 10.313,15 TL'nin davalıdan tahsili amacıyla icra takibi başlatıldığını, davalının, takibe karşı haksız ve kötüniyetli olarak itiraz ettiğini ileri sürerek, itirazın iptaline ve % 20 icra inkâr tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı, davaya konu krediyi...çektiğini, kredi sağlayıcısının ..., kefilin ise davacı kooperatif olduğunu, kooperatiften çıkartılmış olması nedeniyle vadesi gelmemesine rağmen sözleşme doğrultusunda borcun muaccel hale geldiğini ve vaktinden önce borcu ödemek zorunda kaldığını, kooperatifin bu borcu ödediğini, vaktinden önce kendisinden tahsil talebinde bulunulduğunu, ancak bu borcun 2 yıl ödemesiz 6 yıl ödemeli şeklinde yapıldığını, kooperatiften çıkartılma nedeniyle bu borcun tahsilinin hemen talep edildiğini, bu krediden 2.000,00 TL'nin kooperatif tarafından süt mandırası yapılacağından bahisle elinden alındığını, 50,00 TL'de yemek parası adı altında ücret alındığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre; 24.06.2009 tarihinde imzalanan kredi sözleşmesine göre ödemesiz dönemin 2009, 2010 ve 2011 yıllarını kapsadığı, ödeme döneminin 24.06.2012 tarihinde başladığı, kredi sözleşmesinin 11. maddesinde, geri ödeme tablosunda belirtilen kredi taksidinin vadesinde ödenmemesi ve 3 aylık bekleme süresinde de ödenmemesi durumunda ödenmesi gereken borç taksitlerinin tamamının vade tarihi itibariyle muaccel hale geleceği ve faiz işletileceğinin kararlaştırıldığı, kredi sözleşmesini imzalayan davalının da bu durumu kabul ederek sözleşmeyi imzaladığı, takip tarihi olan 08.01.2013 tarihi itibariyle kredi borcunun muacceliyet şartının gerçekleşmiş olduğu, davacının kefil sıfatıyla takibe konu borcu, ...Şube Müdürlüğüne ödediği, davacının alacaklıya halef olması nedeniyle alacaklı sıfatının bulunduğu, borçlunun kendisine ödenen krediden haksız kesinti yapıldığına yönelik iddiasının davaya cevap süresinde sunulmaması nedeniyle savunmanın genişletilmesi yasağı kapsamında bulunduğu, davacının bu hususta savunmanın genişletilmesine açık muvafakatinin bulunmadığı ve davalının borcu kabul ettiği gerekçesiyle, davanın kabulü ile, itirazın iptaline ve % 20 icra inkâr tazminatına karar verilmiştir. Kararı, davalı temyiz etmiştir. Dava, davacı kefil tarafından ödenen kredi borcunun asıl borçlu üyeden rücuen tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 5. maddesinin yürürlükte bulunduğu dönemde Asliye Hukuk Mahkemeleri ile Ticaret Mahkemeleri arasındaki ilişki iş bölümü ilişkisi iken, 6335 sayılı Kanun'un 2. maddesi ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanun’un 5. maddesinde yapılan değişiklikle Asliye Ticaret Mahkemesi ile Asliye Hukuk Mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasında ilişki görev ilişkisi olarak değiştirilmiş ve bu durumda göreve ilişkin usul hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmıştır. Ancak, 6335 sayılı Yasa’nın 38. maddesi uyarınca 6102 sayılı TTK’na eklenen geçici 9. madde ile bu kanunun göreve ilişkin hükümlerinin, bu kanunun yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden önce açılan davalarda uygulanmayacağı, bu davaların açıldıkları tarihte yürürlükte bulunan kanun hükümlerine tabi olduğu belirtilmiştir. Dava, 01.07.2012 tarihinden sonra açılmış olup, 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 99. maddesi uyarınca ticari dava niteliğini haiz ise de, yargı çevresinde Asliye Ticaret Mahkemesi bulunmamakta ise, 6102 sayılı TTK'nın 5/4. maddesinde Asliye Hukuk Mahkemesi'nce davaya devam edilmesi ve görevsizlik kararı verilmemesi gerektiği açıkça öngörüldüğünden, bu davaya Asliye Hukuk mahkemesi olarak bakılmasında bir usulsüzlük bulunmamaktadır. Dava dilekçesini 24.09.2013 tarihinde tebliğ alan davalı tarihsiz cevap dilekçesinde ve 09.01.2014 tarihli ilk duruşma ile 06.03.2014 tarihli ön inceleme duruşmasında davacı kooperatifin ... yapıldığı gerekçesiyle, kendisinden 2.000,00 TL ve ayrıca yemek parası adı altında 50,00 TL para tahsil ettiğini, kooperatiften bu miktarlar kadar alacaklı olduğunu savunarak, takas talebinde bulunmuştur. 09.01.2014 tarihli ilk duruşmada, davacı vekili savunmanın genişletilmesine muvafakat etmediğini beyan etmiş, ön inceleme duruşmasında da açık muvafakat beyanında bulunmamıştır. Dava tarihinde yürürlükte olan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 139. maddesinin ilk iki fıkrası, ''1-İki kişi karşılıklı olarak bir miktar para veya özdeş diğer edimleri birbirine borçlu oldukları takdirde, her iki borç muaccel ise her biri alacağını borcuyla takas edebilir. 2- Alacaklardan biri çelişmeli olsa bile takas ileri sürülebilir.'' hükmünü içermektedir Yenilik doğuran bir hak olan takasın, davadan önce ve dava sırasında ileri sürülmesi mümkün olduğu gibi, terditli olarak beyan edilmesi de takasın şarta bağlandığı anlamına gelmemektedir. Dairemizin 04.11.2014 tarih ve 3943 E., 6950 K; 08.12.2014 tarih ve 5307 E., 790 K. sayılı ilamlarında da açıklandığı üzere, takas talebinin mutlaka karşı dava şeklinde ileri sürülmesi zorunlu olmayıp, savunma olarak ta ileri sürülmesi olanaklıdır. Takas ve mahsup birbirinden farklı kavramlardır. Mahsupta, birbirinden ayrı ve bağımsız iki alacak mevcut olmayıp, alacak miktarından belli olgular dolayısıyla indirme talebi bulunmaktadır. Alacaktan indirilecek olan meblağ bir karşı alacak değildir. Mahsup, alacağın gerçek miktarını belirlemek üzere yapılan bir işlemdir. Mahsup itirazının karşı dava olarak ileri sürülmesine gerek olmadığı gibi, ayrı bir davada istenmesi zorunluluğu da bulunmamaktadır. Takasta, birbirinden bütünüyle ayrı ve bağımsız, karşılıklı iki alacak (borç) vardır. Ayrıca takas edilecek alacakların muaccel, dava edilebilir olması ve takas hakkının kanunla veya tarafların yapmış oldukları bir sözleşmeyle ortadan kaldırılmaması gerekir. Bu alacak sahiplerinden her biri takas ileri sürebileceği gibi, bu yola gitmeksizin alacaklarını ayrıca dava konusu edebilirler. Takas savunmasında bulunan taraf, hem kendi, hem de karşı tarafın alacağını ortadan kaldırmayı istediğinden, her iki alacak üzerinden de etkin olur. Bu niteliği ile takas, inşai bir haktır. Mahsup ise bir inşai hak ya da def'i olmayıp, bir itirazdır. (YHGK'nın 24.05.1950 gün ve 74 E., 31 K. sayılı ilamı bu yöndedir.) Örnek vermek gerekir ise, bir alacak davasında, davalı kendisinin de bir başka ilişkiden dolayı alacaklı olduğunu savunuyorsa bu bir takas savunmasıdır. Buna karşın, haksız mal edinme iddiasına dayalı bir geri alma davasında, davalı indirimi gerekli bir kısım giderleri olduğunu ya da TBK'nın 227/2. ve 475/2. maddelerinde olduğu gibi, bir indirim yapılması gereğini savunursa, yapılması gereken iş mahsuptur. Mahkemece,12.09.2013 tarihli tensip tutanağının 2. bendinde yargılamanın yazılı yargılama usulü ile yapılmasına karar verilmiş ise de, kooperatif ile ortağı arasındaki işbu dava, 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 99/2. maddesi uyarınca, basit yargılama usulüne tâbi olup, tarihsiz cevap dilekçesinde havale bulunmadığından davalı tarafça dava dilekçesinin kendisine 24.09.2013 tarihinde tebliğinden itibaren HMK'nın 317/2. maddesindeki 2 haftalık kesin süre içerisinde cevap verilmediğinin kabulü gerektiği gibi, savunmanın genişletilmesi yasağı, HMK'nın 319. madde hükmü uyarınca cevap dilekçesinin verilmesiyle başladığından tarihsiz ve havalesiz dilekçesindeki takas def'inin de süresinde ileri sürülmediğinin kabulü gerektiği, anılan yasağın başladığı tarihten sonraki 09.01.2014 ve 06.03.2014 tarihli oturumlarda tekrarlanan savunmanın genişletilmesine davacı tarafça HMK'nın 322/1. maddesi hükmü yollaması ile uygulanması gereken HMK'nın 141/2. maddesi uyarınca açıkça muvafakat edilmediği anlaşılmış olup, mahkemece davalının takas def'inin incelenmemesi, sonucu itibariyle doğru olmuştur. Davalının alacaklı olduğunu iddia ettiği miktarla ilgili ayrıca bir dava açma hakkı mevuttur. Bu açıklamalara ve dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalının temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalının tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edenden alınmasına, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 22.10.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 23. Hukuk Dairesi, E. 2014/11060, K. 2015/6797, T. 22.10.2015, www.arakarar.com/karar/yargitay-23-hukuk-dairesi-2014-11060-e-2015-6797-k-0948d2ac4b3a