Yargıtay · 22. Hukuk Dairesi

Yargıtay 22. Hukuk Dairesi 2012/30414 E. 2013/29136 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
22. Hukuk Dairesi
Esas No
2012/30414
Karar No
2013/29136
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı İsteminin Özeti: Davacı vekili, davacının davalı işyerinde 31.08.1982 tarihinde inşaat ustası olarak çalışmaya başladığını, 09.07.2008 tarihine kadar aralıksız olarak çalıştığını ve bu çalışması sonucunda emekli olduğunu, son ücretinin aylık net 800,00 TL olduğunu ileri sürerek, kıdem tazminatı ile yıllık izin ücreti ve fazla çalışma ücreti alacakları istemiştir. Davalı Cevabının Özeti: Davalı vekili, davacının davalı şirkette 1984 yılında çalışmaya başladığını, fasılalarla süren çalışması sırasında sıvacı olarak görev yaptığını, 27.11.2006 tarihinde emekli olacağını söyleyerek belgelerini almasına rağmen herhangi bir sonuç bildirmeden 08.07.2008 tarihine kadar işine devam ettiğini, sonrasında kendisinin işi terk ettiğini, işten ayrıldığı tarihe kadar asgari ücretle çalıştığını belirterek, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur. Mahkeme Kararının Özeti: Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Temyiz: Kararı davalı temyiz etmiştir. Gerekçe: Taraflar arasında işçiye ödenen aylık ücretin miktarı ve hizmet süresi konularında uyuşmazlık bulunmaktadır. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 32. maddenin ilk fıkrasında, genel anlamda ücret, bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutar olarak tanımlanmıştır. Ücret kural olarak dönemsel (periyodik) bir ödemedir. Kanunun kabul ettiği sınırlar içinde tarafların sözleşme ile tespit ettiği belirli ve sabit aralıklı zaman dilimlerine; dönemlere uyularak ödenmelidir. 4857 sayılı Kanun'un 32. maddesinde bu süre en çok bir ay olarak belirtilmiştir. İş sözleşmesinin tarafları, asgari ücretin altında kalmamak kaydıyla sözleşme özgürlüğü çerçevesinde ücretin miktarını serbestçe kararlaştırabilirler. İş sözleşmesinde ücretin miktarının açıkça belirtilmemiş olması taraflar arasında iş sözleşmesinin bulunmadığı anlamına gelmez. Böyle bir durumda dahi ücret, Borçlar Kanunu'nun 323. maddesinin 2. fıkrasına göre tespit olunmalıdır. İş sözleşmesinde ücretin kararlaştırılmadığı hallerde ücretin miktarı, işçinin kişisel özellikleri, işyerindeki ya da meslekteki kıdemi, meslek unvanı, yapılan işin niteliği, iş sözleşmesinin türü, işyerinin özellikleri, emsal işçiler o işyerinde ya da başka işyerlerinde ödenen ücretler, örf ve adetler gözönünde tutularak belirlenir. 4857 sayılı Kanun'un 8. maddesinde, işçi ile işveren arasında yazılı iş sözleşmesi yapılmayan hallerde en geç iki ay içinde işçiye çalışma koşullarını ... ücret ve varsa eklerini, ücret ödeme zamanını belirten bir belgenin verilmesi zorunlu tutulmuştur. Aynı yasanın 37. maddesinde, işçi ücretlerinin işyerinde ödenmesi ya da banka hesabına yatırılması hallerinde ücret hesap pusulası türünde bir belgenin işçiye verilmesinin zorunlu olduğu hükme bağlanmıştır. Usulünce düzenlenmiş olan bu tür belgeler, işçinin ücreti noktasında işverenden sadır olan yazılı delil niteliğindedir. Kişi kendi muvazaasına dayanamayacağından, belgenin muvazaalı biçimde işçinin isteği üzerine verildiği iddiası işverence ileri sürülemez. Ancak böyle bir husus ileri sürülsün ya da sürülmesin, muvazaa olgusunun mahkemece re'sen araştırılması gerekmekle, mahkemenin belgeye değer vermeden önce muvazaa şüphesini ortadan kaldırması ve kendiliğinden gerekli araştırmaya gitmesi gerekir. Çalışma belgesinde yer alan bilgilerin gerçek dışı olmasının da yaptırıma bağlanmış olması, belgenin ispat gücünü arttıran bir durumdur. Asıl sorun, yasal yükümlülüğe ve cezai yaptırıma rağmen 8. ve 37. madde hükümlerine aykırı şekilde belgelerin hiç verilmemesi noktasında ortaya çıkar. Kural olarak ücretin miktarı ve ekleri gibi konularda ispat yükü işçidedir. Ancak bu noktada, 4857 sayılı Kanun'un 8 ve 37. maddelerinin işverene bu konuda bazı yükümlülükler de gözardı edilmemelidir. Bahsi geçen kurallar, iş sözleşmesinin taraflarının ispat yükümüne yardımcı nitelikte olduğu gibi, çalışma yaşamındaki kayıt dışılığı önlenmesi amacına da hizmet etmektedir. Bu yönde belgenin verilmiş olması ispat açısından işveren lehine olmakla birlikte, belgenin düzenlenerek işçiye verilmemiş oluşu, işçinin ücret, sigorta pirimi, çalışma koşulları ve benzeri konularda yasal güvencelerini zedeleyebilecek durumdadır. Çalışma belgesi ile ücret hesap pusulasının düzenlenerek işçiye verilmiş olması, iş yargısını ağırlıklı olarak meşgul eden, işe giriş tarihi, ücret, ücretin ekleri ve çalışma koşullarının belirlenmesi bakımından da önemli kolaylıklar sağlayacaktır. Bu bakımdan ücretin ispatı noktasında taraflar delillerinin değerlendirilmesi sırasında, işverence düzenlenmesi gereken bu tür belgelerin düzenlenmiş olup olmamasının da gözetilmesi gerekir. Çalışma yaşamında daha az vergi ya da sigorta pirimi ödenmesi amacıyla zaman zaman, iş sözleşmesi veya ücret bordrolarında gösterilen ücretlerin gerçeği yansıtmadığı görülmektedir. Bu durumda gerçek ücretin tespiti önem kazanır. İşçinin kıdemi, meslek unvanı, fiilen yaptığı iş, işyerinin özellikleri ve emsal işçilere ödenen ücretler gibi hususlar dikkate alındığında imzalı bordrolarda yer alan ücretin gerçeği yansıtmadığı şüphesi ortaya çıktığında, bu konuda tanık beyanları gözetilmeli ve işçinin meslekte geçirdiği süre, işyerinde çalıştığı tarihler, meslek unvanı ve fiilen yaptığı iş bildirilerek sendikalarla, ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından emsal ücretin ne olabileceği araştırılmalı ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir sonuca gidilmelidir. Somut olayda, davacı vekili dava dilekçesinde, davacının son ücretinin 800,00 TL aylık net olduğunu iddia etmiş, davalı taraf davacının asgari ücret ile çalıştığını savunmuştur. Dinlenen davacı tanıklarından ..., 2007 yılında sorduğunda davacının ücretinin 900,00 TL olduğunu ama yetmediğini söylediğini beyan etmiş, diğer iki davacı tanığı, davacının ücretine ilişkin bir açıklamada bulunmamışlardır. Dinlenen iki davalı tanığı ise davacının asgari ücret ile çalıştığını beyan etmişlerdir. Dosya içerisinde yer alan Sosyal Sigortalar Kurumu Sigortalı Hesap Fişi ile Sigortalı Hizmet Dökümünde, 2006 yılı ... ayında davacının prime esas ... 531,00 TL olarak gösterilmiştir. Ücret bordrosu ve başkaca yazılı belge dosyaya ibraz edilmemiştir. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda, davacının ücretinin aylık net 800,00 TL olduğu kabul edilerek dava konusu alacaklar hesaplanmıştır. Mahkemece, yukarıda açıklanan şekilde emsal ücret araştırması yapılarak sonucuna göre tüm deliller birlikte değerlendirilerek karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir. Öte yandan, hükme esas alınan ek bilirkişi raporunda, davacının sigortalı hizmet dökümündeki ilk giriş ve son çıkış tarihleri esas alınarak 03.08.1983-27.11.2006 tarihleri arasında 23 yıl, 3 ay, 24 gün davalıya ait işyerinde sürekli çalıştığı kabul edilerek dava konusu alacaklar hesaplanmıştır. Ancak, Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarına göre, davacının 03.08.1983-27.11.2006 tarihleri arasında çeşitli sicil numaralı işyerlerinde fasılalı olarak çalıştığı görülmektedir. Bu işyerlerinin bir kısmının davalı şirkete ait olduğu anlaşılmakla beraber, bunların dışında unvanı farklı başka işyerlerinden de çalışmalar bildirilmiştir. Örneğin, 01.07.1991-31.10.1993 tarihleri arasında çalışmasının bildirildiği 572347 sicil numaralı işyerinin unvanı ...-... İnş. Tic. ve San. A.Ş. olarak gözükmekte olup, davalı şirket ile hukuki bağı dosya içeriğinden anlaşılamamaktadır. Ayrıca, bazı sicil numaralarının ise hangi işverene ait olduğu tespit edilememektedir. Dinlenen üç davacı tanığının çalışma süreleri, 1985-1987, 1984-1988 ve 1995-1996 yılları arasında bulunmakta olup, davacının davalıya ait işyerinde sürekli çalıştığına dair görgüye dayalı bilgileri bulunmamaktadır. Davalı tanıkları ise davacının davalıya ait işyerinde fasılalı çalıştığını beyan etmişlerdir. Bu durumda, davacının sigortalı hizmet dökümünde yer alan işyerlerinin kime ait olduğunun belirlenmesi, farklı işverenlerin tesbiti halinde, davalı şirket ile olan hukuki bağının araştırılması ve sonucuna göre, tüm deliller birlikte değerlendirilerek karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi de isabetsizdir. Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebeplerden BOZULMASINA, bozma sebeplerine göre davalının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 13.12.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, E. 2012/30414, K. 2013/29136, T. 13.12.2013, www.arakarar.com/karar/yargitay-22-hukuk-dairesi-2012-30414-e-2013-29136-k-88a1f7b0ad73