Yargıtay · 22. Hukuk Dairesi
Yargıtay 22. Hukuk Dairesi 2012/20388 E. 2012/29999 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 22. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2012/20388
- Karar No
- 2012/29999
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :... Mahkemesi DAVA : Davacı, feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır. Hüküm süresi içinde taraflar ve asli müdahil avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı vekili; davacının ... ... Operatörü Çağrı merkezi işyeri emrinde 23.03.2009 tarihinden itibaren müşteri hizmetleri yetkilisi olarak çalışmakta iken, ... sözleşmesinin feshinin geçersizliğine, davacının işe iadesine, işe başlatılmadığı takdirde, davalı şirket tarafından müvekkiline ödenmek üzere sekiz aylık brüt ücreti tutarındaki bir tazminatın belirlenmesine, kararın kesinleşmesine kadar çalışılmadığı süre için dört aya kadar doğmuş bulunan ücret ve diğer haklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ...Ş. vekili; davalı ile davacı arasında herhangi bir ... ilişkisi bulunmadığını, davacının işvereninin ... Rehberlik ve Müşteri Hizmetleri A.Ş. olduğunu, davanın bu sebeple öncelikle husumetten reddedilmesi gerektiğini, ... Rehberlik ve Müşteri Hizmetleri A.Ş.'nin davalıdan ayrı bir tüzel kişiliğe sahip olduğunu ve aralarındaki ilişkide herhangi bir muvazaa bulunmadığını, ... Rehberlik ve Müşteri Hizmetleri A.Ş.'nin tüm kanuni prosedürleri yerine getirerek çağrı merkezi işletmesi, müşteri hizmetleri ve rehberlik hizmeti kapsamında faaliyet göstermek amacıyla usulüne uygun kurulmuş ve davalı müvekkili dışında başka kurum ve kuruluşlara da hizmet veren ayrı tüzel kişiliği haiz bir şirket olduğunu, şirketin sermayesinin büyük bir bölümünün müvekkili şirkete ait olmasının anılan şirketin tüzel kişiliğini ortadan kaldırmadığını, Yargıtay'ın aynı şirket grubunda olsalar da farklı tüzel kişiliği haiz şirketlerin farklı birer işveren olduğu görüşünü benimsediğini, taraf sıfatının bulunmadığı sabit olmakla açılmış olan davanın husumet yönünden reddine, davanın ... Rehberlik ve Müşteri Hizmetleri A.Ş.'ye ihbarına karar verilmesini talep etmiştir. Müdahil ... Rehberlik ve Müşteri Hizmetleri A. Ş. vekili; müdahil olarak davaya kabullerine karar verilmesini, davacının savunmasının alınmadığı iddiasının gerçeği yansıtmadığını, 30.11.2011 tarihli son olay tutanağında davacının savunmasının istendiğini ancak davacının imzadan imtina ettiğini bunun kayıt altına alındığını, feshin haklı sebebe dayandığını, davacıya ait evraklar tutanaklar incelendiğinde şirketin son olaya kadar iyi niyetini sürdürdüğünü, feshin son çare olması ilkesi çerçevesinde davacıya uyarı vermekle yetindiğini, davacının sürekli olarak vardiya uyumsuzluğu gösterdiğini, işvereni ... akdini feshe zorladığını, uyarılara rağmen davacının edimlerini gerçekleştirmediğini, diğer mesai arkadaşlarına da olumsuz örnek teşkil ettiğini, işverenin güvenini sarstığını, işverenden davacıyı çalıştırmaya devam etmesini beklemenin yasanın amacına uygun düşmediğini, açıklanan ve re’sen tespit edilecek nedenlerle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir. Mahkeme kararı davacı vekili, davalı vekili ve asli müdahil vekili tarafından temyiz edilmiştir. Somut olayda; davacının ... Rehberlik ve Müşteri Hizm. A.Ş.'de belirsiz süreli ... sözleşmesi ile 23.03.2009 tarihinde ... başı yaptığı davacının vardiya giriş çıkış saatlerine uymaması sebebi ile savunmasının 24.10.2011 tarihinde istendiği 08.11.2011 tarihinde yine vardiya uyumsuzluğu sebebi ile savunmasının istendiği ancak savunmasının istendiğine dair olay tutanağının davacının imzadan imtina etmesi nedeni ile tebliğ edilemediği, 14.11.2011 tarihinde davacının 08.11.2011-08.10.2011 ve 24.10.2011 tarihlerinde vardiyasına uymaması sebebi ile ... sözleşmesinin feshedilmesine uygun görüş verilip keyfiyetin insan kaynaklarına sunulmasına karar verildiği, 05.12.2011 tarihli ... sözleşmesi fesih bildirimi ile davacının 24.10.2011-26.10.2011 ve 08.11.2011 tarihindeki vardiya uyumsuzlukları sebebi ile ... sözleşmesinin 05/12/2011 tarihi itibari ile tazminatsız feshedildiği anlaşılmıştır. Davacı tarafından ... A. Ş.'nin sözleşmeyi yaptığı ancak asıl işveren konumunda ... ... A. Ş.'nin bulunduğu anlaşılmıştır. Alt işveren işçisi tarafından, feshin geçersizliğine karar verilmesi istemiyle yalnızca alt işveren hakkında veya geçersizlik yahut muvazaa iddiasıyla sadece asıl işveren aleyhine açılan davalarda, asıl işveren-alt işveren ilişkisinin geçersiz veya muvazaaya dayandığının belirlenmesine bağlı olarak, davalı olarak gösterilen kişinin işçinin gerçek işvereni olmadığının belirlenmesi halinde taraf sıfatı sorunu ortaya çıkmaktadır. Davanın taraf sıfatı yokluğu sebebi ile reddedilmesi halinde, gerçek işverene karşı açılacak davada işçi, çoğunlukla, işe iade davaları için öngörülen bir aylık dava açma süresini kaçırma tehlikesi ile karşılaşmaktadır. Böyle bir sonuç işçiyi mağdur edeceği gibi, bir aylık süre geçmemişse yeni bir dava açılmasını gerektirmesi sebebi ile usul ekonomisine de uygun düşmez. Gerek daha önce işe iade davalarına bakan Yargıtay 9.Hukuk Dairesince ve gerek Dairemiz tarafından davacının temsilcide yanıldığı veya taraf sıfatında maddi hataya düştüğü kabul edilmek suretiyle taraf değişikliği konusunda mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun katı kuralları aşılarak sorun çözülmeye çalışılmıştır. Ne var ki, işe iade davası asıl işveren ve alt işverene karşı birlikte açıldığında asıl işveren hakkında taraf sıfatı yokluğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmezken, sadece asıl işveren hakkında dava açılmışsa taraf sıfatının bulunmadığı ve taraf sıfatında yanılgı olduğunun kabulüne karar verilmesi sözü edilen çözümün çelişkisi olarak dikkat çekmiştir. Öte yandan, 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 124. maddesinde kabul edilebilir yanılgıya dayanan iradi taraf değişikliği taleplerinin mahkemece kabul edilmesi yönünde düzenleme yapılmıştır. Ancak sözü edilen düzenlemede taraf değişikliğinin talep şartına bağlanması karşısında, hâkim tarafından bu hususta taraflara hatırlatmada bulunulması mümkün değildir. Bu nedenle talep olmadığı halde, taraf sıfatında maddi hataya düşüldüğünden söz edilmek suretiyle mahkeme kararının bozulmasına yönelik uygulamaya devam edilmesinin, kanunun belirtilen açık düzenlemesi karşısında, mümkün olmadığı görülmektedir. Hal böyle olunca, Dairemizde yukarıda belirtilen içtihadın yeniden gözden geçirilerek değerlendirilmesi ihtiyacı doğmuştur. Mahkemece verilecek hükmün etkisi bakımından mecburi dava arkadaşlığı, maddi bakımdan mecburi dava arkadaşlığı ve şekli (usûlî) bakımdan mecburi dava arkadaşlığı olarak ikiye ayrılmaktadır. Maddi bakımdan mecburi dava arkadaşlığı, maddi hukuka göre bir hakkın birden fazla kimse tarafından birlikte kullanılması veya birden fazla kimseye karşı birlikte ileri sürülmesi ve tamamı hakkında tek hüküm verilmesi zorunlu hallerde söz konusu olur(6100 sayılı Kanun m.59). Şekli (usûlî) bakımdan mecburi dava arkadaşlığı ise, kanunun özel hükümleri ve davanın niteliğinden kaynaklanan, birden fazla kişiye karşı dava açılmasının ve yürütülmesinin zorunlu olduğu hallerde oluşan dava arkadaşlığına denir(... .../... .../... ..., Medeni Usul Hukuku, 12. Bası, ... 2011, s.223). Şekli dava arkadaşlığı, gerçeğin tam olarak ortaya çıkarılması ve taraflar arasındaki ilişkinin doğru karara bağlanmasını sağlamak için kabul edilmiştir. Bu durumda, dava konusu hukuki ilişki hakkında bütün dava arkadaşlarına yönelik tek ve aynı doğrultuda bir karar verme zorunluluğu yoktur. Ayrıca dava arkadaşlarının yaptıkları usulî işlemler birbirinden bağımsızdır. 4857 sayılı ... Kanunu'nun 2. maddesinin altıncı ve yedinci fıkralarına göre asıl işveren-alt işveren ilişkisinin geçerli olup olmadığı veya muvazaaya dayanıp dayanmadığına yönelik re’sen yapılması gereken yargısal denetim, ilişkinin taraflarının, yani asıl işveren ve alt işverenin davada yer almalarını ve kendi hukuklarını koruyacak açıklama ve ispat haklarını zorunlu kılmaktadır. Aksince bir düşünce Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkına ve 6100 sayılı Kanun’un 27. Maddesinde öngörülen hukuki dinlenilme hakkına aykırılık teşkil eder. Buna göre, işe iade davalarına özgü olarak, asıl işveren-alt işveren ilişkisinin söz konusu olduğu davalarda, davalı taraf yönünden bir çeşit şekli (usûlî) bakımdan mecburi dava arkadaşlığının mevcut olduğu kabul edilmelidir. Görüldüğü üzere, bu çözüm tarzı hem işçi hem de işveren yönünde hukuka uygun maddî ve usûlî bakımdan her iki tarafın haklarını korumasını sağlayan bir çözümdür. Böyle olunca, işe iade davasının yalnızca asıl işveren veya alt işveren aleyhine açılması durumunda, mahkemece, dava hemen reddedilmemeli, davalı olarak gösterilmeyen asıl işveren veya alt işverene davanın teşmili için davacı tarafa süre verilmeli, verilen süre içinde, diğer dava arkadaşına teşmil edilirse davaya devam edilmeli, aksi halde dava usulden reddedilmelidir. Taraf teşkili sağlandıktan sonra işin esasına yönelik olarak yapılacak inceleme sonucunda, asıl işveren-alt işveren ilişkisinin kanuna aykırı kurulmuş olması veya muvazaaya dayanması nedeni ile feshin geçersizliğine yönelik karar gerçek işveren hakkında kurulmalı, geçersiz veya muvazaaya dayalı ilişkinin diğer tarafı hakkında sıfat yokluğu davanın reddine karar verilmelidir. Ancak, 6100 sayılı Kanun'un 327. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca taraf sıfatı olmadığı halde, davacıyı, davalı sıfatı kendisine aitmiş gibi yanıltarak kendisine karşı dava açılmasına sebebiyet verdiği için, davanın sıfat yokluğu nedeni ile hakkındaki davanın reddine karar verilen taraf lehine vekâlet ücreti takdir edilmemelidir. Somut olayda; davanın sadece asıl işveren hakkında açıldığı görüldüğünden davalı olarak gösterilmeyen alt işveren ... Rehberlik ve Müşteri Hizm. A.Ş. ye davanın teşmili için davacı tarafa süre verilmesi ve yukarıda açıklanan ilke ve esaslar doğrultusunda yargılamaya devam edilerek bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamıştır. SONUÇ : Temyiz olunan hükmün yukarıda açıklanan sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 28.12.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.