Yargıtay · 14. Hukuk Dairesi
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi 2009/9919 E. 2009/11059 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 14. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2009/9919
- Karar No
- 2009/11059
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacılar vekili tarafından, davalılar aleyhine 09.04.23004 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali tescil veya tazminat istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın tazminat istemi yönünden kabulüne dair verilen 10.06.2008 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili ile davalılar ... ve Osmanoğulları Tic. Ltd.Şti. Vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: K A R A R
Dava, 02.07.1997 günlü sözleşmeye dayalı tapu iptali ve tescil, ikinci kademedeki istek ise taşınmazın dava tarihindeki değerinin tahsili istemlerine ilişkindir. Davalı .k, davada dayanılan 02.07.1997 günlü sözleşmeyi şahsen değil davalı şirketin yetkilisi olarak imzaladığını, kendisine husumet yöneltilemeyeceğini savunmuştur. Davalılardan . Ltd.Şti., dava dışı . Konut Yapı Kooperatifinin binalarını inşa ettiklerini ancak alacaklarının ödenmediğini, dava dışı kooperatifin de iflasına karar verildiğini bildirmiştir. Davalı kayıt maliki ., tapuya güvenerek taşınmazı satın aldığını, iyi niyetli olduğunu, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, mülkiyet aktarımına ilişkin istemin reddine, dava 1.800,00 TL bedel gösterilerek açıldığından taleple bağlılık kuralı uyarınca bu miktarın davalılardan . Ltd.Şti.’nden tahsiline, diğer davalılar hakkındaki davanın reddine karar verilmiştir. Hükmü, davacı ve davalı. ile.Ltd.Şti. temyiz etmiştir. 1-Yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve tüm dosya içeriğine göre davalıların bütün temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir. 2-Davacının temyiz itirazlarına gelince; Kural olarak bir ayni hakkın kütüğe tescil yoluyla yazılması halinde, bu tescile dayanarak taşınmaza malik olan kişinin iktisabı korunur. Ne var ki, tapuyla mülkiyet hakkı kazanan kimsenin kötü niyetli olduğu her zaman ileri sürülebilir. Kayıt malikinin mülkiyeti kötü niyetle kazandığı ileri sürülmüşse, üçüncü kişinin ayni hakkın yolsuz olarak tescil edildiğini bilen veya bilmesi gereken şahıs olup olmadığına bakılması gerekir. Çünkü TMK m.1024 uyarınca bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmişse bunu bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişilerin yolsuz olan bu tescile dayanma olanağı yoktur. 14.02.1951 tarihli ve 1949/17-1951/1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında ifade edilen ve TMK m.3’de de yansımasını bulan ayrık durum hariç kayıt malikinin mülkiyeti kötü niyetle kazandığı ileri sürülmüşse bunu ispat etmek ileri süren kişiye düşer. Somut uyuşmazlıkta, kayıt maliki .’un mülkiyeti kazandıktan sonra bazı bağımsız bölümleri başka kişilere tapuda satmış olması ve davalı .’ın davacıların mirasbırakanından ayrıca para talep etmesi davalı .’nin kötüniyetli olduğunu göstermez. Kısaca, kayıt maliki .’un TMK m.1024 anlamında kötüniyeti dosya kapsamıyla kanıtlanamamıştır. Belirtilen nedenlerle davacıların mülkiyet aktarımına yönelik temyiz itirazları yerinde bulunmamaktadır. Ancak;Dava, yukarıda vurgulandığı üzere mülkiyet aktarımı dışında çekişme konusu taşınmazın değerinin tahsili istemleriyle kademeli şekilde açılmıştır. Hukukumuzda kademeli taleplerde bulunma olanağı vardır.Davada dayanak yapılan 02.07.1997 günlü sözleşmenin tarafları . Ltd.Şti. ile davacıların mirasbırakanı.’dır. Sözleşmeyle davacıların mirasbırakanına çekişme konusu bağımsız bölümün satıldığı yanlar arasında nizalı değildir. Esasen, davacıların mirasbırakanına bir bağımsız bölümün satışı taahhüdünde bulunan davalı şirket bu bağımsız bölüme malik olmadığından, davacıya olan borcunu yerine getirmesi de düşünülemez. Böylelikle 02.07.1997 günlü sözleşmenin ifa ile sonuçlanmamasından ötürü davacılar alacaklarını elde edememiştir. Dolayısıyla ademi ifa nedeniyle zarara uğradıkları açıktır. BK m.96’daki “alacaklı hakkını kısmen veya tamamen istifa edemediği takdirde borçlu, kendisine hiç bir kusur isnat edilemeyeceğini ispat etmedikçe bundan mütevellit zararı tazmine mecburdur” hükmü uyarınca da davacıların uğradıkları zararın tazmini gerekir. Davadaki ikinci kademedeki dayanılan isteğin yani, tazminat isteğinin yasal dayanağı yukarıya yazılan BK m.96’daki hükümdür. BK m.96’da sözü edilen tazmin borcu, akte dayandığından uygulamada buna “akdi tazminat” borçlunun (sözleşmenin diğer tarafı olan davalı şirketin) sorumluluğuna da “akdi sorumluluk” denir. Alacaklının uğradığı zarar da müspet zarardır. Müspet zarar, ifa ile sonuçlanmayan sözleşme ifa edilerek sonuçlansaydı alacaklının mal varlığındaki değer artışını ifade eder. Davacıların müspet zararı bilirkişilerin 03.08.2006 günlü raporlarında 56.500,00 TL olarak hesaplanmıştır.Davada ikinci kademede davalı şirketten bilirkişilerin bulduğu bu tutarın tahsili talep edilmiş olduğundan mahkemece bu miktarın ödetilmesine karar verilmesi yerine, yanılgılı değerlendirme ile talebin daraltılması doğru olmamıştır. Karar, açıklanan nedenle bozulmalıdır. SONUÇ: Yukarıda 1.bentte açıklanan nedenlerle davalıların bütün temyiz itirazlarının reddine, hükmün 2.bentte yazılı nedenlerle davacılar yararına BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatıranlara iadesine, 15.10.2009 tarihinde oybirliği ile karar verildi.