Yargıtay · 12. Ceza Dairesi
Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2022/3961 E. 2024/8153 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 12. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2022/3961
- Karar No
- 2024/8153
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2019/3891 E., 2021/477 K. SUÇ : 2863 sayılı Kanuna aykırılık, imar kirliliğine neden olmak HÜKÜM : Düşme TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Ret İlk derece mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın, katılan vekili tarafından temyizi üzerine yapılan ön inceleme neticesinde, 5271 sayılı CMK'nın 298/1. maddesindeki temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle işin esasına geçildi, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ İlk derece mahkemesince sanık hakkında 2863 sayılı Kanuna aykırılık suçundan, 5271 sayılı CMK'nın 223/2-c maddesi uyarınca beraat kararı verilmiş, imar kirliliğine neden olma suçundan açılan kamu davasında; TCK'nın 44. maddesinde düzenlenen fikri içtima kuralları gözetilerek, sanığın üzerine atılı imar kirliliğine neden olma suçundan ayrıca hüküm kurulmasına yer olmadığına dair karar verilmiş, ilk derece mahkemesince kurulan hükme yönelik katılan vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile 5271 sayılı CMK'nın 280/1-a bendi uyarınca ilk derece mahkemesi hükmü kaldırılarak; "Her ne kadar sanık hakkında 2863 sayılı Yasaya muhalefet ve imar kirliliğine neden olmak suçundan cezalandırılması talebiyle kamu davası açılmış ise de; sanığın dava konusu yerin sit alanı olduğunu bilmediği, bu nedenle 2863 sayılı Yasaya muhalefet suçunun kast unsurunun oluşmadığı, eylemin imar kirliliğine neden olmak suçunu oluşturduğu, dava konusu binanın sanık tarafından yıkılarak etkin pişmanlık gösterildiği anlaşıldığından; sanık hakkında açılan kamu davasının TCK 184/5 ve CMK 223/8 maddesi uyarınca düşmesine karar verilmiş, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan ret görüşlü Tebliğname ile dava dosyası Dairemize tevdi olunmuştur. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Katılan vekilinin temyiz isteği; Dava konusu yerin tescilli olduğu, sanığın sit alanı olduğunu bilmediğinden bahisle suç kastı olmadığının kabulünün yerinde olmadığına, dosya kapsamı dikkate alındığında suçun unsurlarının oluştuğuna, eksik inceleme ile beraat kararı verildiğine ve sair nedenlere ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda toplanan deliller, sanığın aşamalarda ısrarlı ve değişmeyerek samimi bulunan savunmaları, bilirkişi raporu, yapı tatil zaptı, encümen kararı, bilirkişi raporu, mahkememizce istenen hususlarda kurumlarca verilen yazı cevapları ile sunulan evrak bir bütün halde değerlendirildiğinde Yargıtay'ın istikrar kazanmış kararları da dikkate alınarak sanığın davaya konu imalatı kamu davası açıldıktan sonra yıkarak tamamen kaldırılmış olması, ayrıca bu halde dahi sit alanına kalıcı ve geri dönüşümsüz olarak zarar verildiğine ilişkin herhangi bir delil de elde edilememesi karşısında sanığın suç işleme kastıyla hareket ettiğine dair cezalandırılmasına yeterli, kesin ve somut deliller bulunmadığından üzerine yüklenen suç açısından kastının bulunmaması nedeni ile CMK 223/2-c maddesi gereğince beraatine, bununla birlikte; her ne kadar sanık hakkında 2863 sayılı Kanuna muhalefet suçu ile yanında imar kirliliğine suçundan da kamu davası açılmış ise de; TCK'nın 44. maddesinde düzenlenen düzenlenen fikri içtima kuralları gözetilerek, sanığın üzerine atılı imar kirliliğine neden olma suçundan ayrıca hüküm kurulmasına yer olmadığına dair karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi tarafından katılan vekilinin istinaf başvurusu üzerine yapılan inceleme neticesinde dosyanın incelenmesinde; sanığın dava konusu parseli sürücü kursu olarak kullanmak üzere kiraladığı, kursun ihtiyaçlarında kullanmak üzere 43,68 m² kapalı alan oluşturacak şekilde bina yaptığı, savunmasında buranın sit alanı olduğunu bilmediğini beyan ettiği, hakkında kamu davası açılıp keşif yapıldıktan sonra dava konusu binayı yıktığı, bu durumun ... İmar ve Şehircilik Müdürlüğünce 07.12.2018 tarihinde düzenlenen tutanak ve çekilen fotoğrafla tespit edildiği, özel normun uygulanma önceliği ilkesi gereğince sanığın eyleminin Türk Ceza Kanunu'na göre özel norm olan 2863 sayılı Yasaya göre değerlendirilmesi, 2863 sayılı Yasa ile cezalandırılamaması halinde genel norm olan TCK'ya göre değerlendirme yapılması gerektiği, ilk derece mahkemesinin kararında da belirtildiği üzere sanığın dava konusu yeri sit alanı olduğunu bildiğine dair savunmasının aksine delil bulunmadığı, bu nedenle bu suç yönünden kastının olmadığı, dolayısıyla sanığa 2863 sayılı Yasaya muhalefet suçundan ceza verilemeyeceği, imar kirliliğine neden olma suçu bakımından da bina yıkılarak eski hale getirildiğinden TCK'nın 184/5 maddesi gereğince davanın düşmesine karar verilmesi gerektiği, ilk derece mahkemesince imar kirliliğine neden olma suçundan hüküm kurulmasına yer olmadığına, 2863 sayılı Yasaya muhalefet suçundan sanığın beraatına karar verilmesinin, hukuka aykırı, katılan ... Şehircilik Bakanlığı vekilinin istinaf talebinin bu itibarla yerinde olduğu, bu aykırılığın CMK'nın 280/1-a ve 303/1-a maddesi uyarınca düzeltilebilir olduğu anlaşıldığından; Bodrum 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 20.06.2019 tarih 2016/652 (E) ve 2019/413 (K) sayılı hükmün kaldırılmasına, yerine; Her ne kadar sanık hakkında 2863 sayılı Yasaya muhalefet ve imar kirliliğine neden olmak suçundan cezalandırılması talebiyle kamu davası açılmış ise de; sanığın dava konusu yerin sit alanı olduğunu bilmediği, bu nedenle 2863 sayılı Yasaya muhalefet suçunun kast unsurunun oluşmadığı, eylemin imar kirliliğine neden olmak suçunu oluşturduğu, dava konusu binanın sanık tarafından yıkılarak etkin pişmanlık gösterildiği anlaşıldığından; sanık hakkında açılan kamu davasının TCK 184/5 ve CMK 223/8 maddesi uyarınca düşmesine karar verilmiştir. IV. GEREKÇE VE KARAR Sanık hakkında hem 2863 sayılı Kanuna aykırılık hem de imar kirliliğine neden olma suçundan dava açıldığı anlaşılmakla; sanık tarafından gerçekleştirildiği iddia olunan tek bir eylem bulunması ve katılan vekilinin temyiz nedenleri dikkate alındığında suç vasfına yönelik olduğu anlaşılmakla, tebliğnamedeki imar kirliliğine neden olma suçundan kurulan hükmün niteliği itibarıyla CMK'nın 286/2 maddesi uyarınca temyiz edilemez olduğundan ve 2863 sayılı Kanuna muhalefet suçundan da kurulan bir hüküm bulunmadığından bahisle katılan vekilinin temyiz isteminin reddine karar verilmesi yönündeki görüşe iştirak edilmemiştir. Sanık hakkında III. Derece doğal sit alanında kalan taşınmaz üzerinde izinsiz bina yaptığından bahisle imar kirliliğine neden olmak ve 2863 sayılı Kanuna aykırılık suçlarından kamu davası açıldığı, mahkemece 14.07.2017 tarihinde keşif yapıldığı, keşif akabinde alınan 28.07.2017 tarihli fen, arkeolog ve inşaat mühendisi bilirkişi raporunda suça konu yerin III. Derece doğal sit alanı içerisinde olduğu, yapılan imalatın bina kapsamında olduğu, dava konusu müdahalenin ruhsatının olmadığı ve izinsiz inşai müdahale niteliğinde olduğu, ancak gerçekleştirilen müdahale ve kullanım sebebiyle III. Derece doğal sit alanının dokusunda geri dönüşümü mümkün olmayan bozulmanın tespit edilemediğinin bildirildiği, ... İmar ve Şehircilik Müdürlüğünün 07.12.2018 tarihli yazısı ile aynı gün yerinde yapılan kontrollerde 02.06.2016 tarihli yapı tatil zaptı ile tespit edilen imalatların yıkılarak kaldırılmış olduğunun tespit edildiği anlaşılmakla; 1-Öncelikle mahallinde bağımsız inşaat ve arkeolog bilirkişi refakatinde keşif icrası ile sanığın savunmasında suça konu alanı 2012 yılında yaptırdığına dair beyanı dikkate alınarak taşınmaza ait hava fotoğrafları getirtilerek suç tarihinin tam olarak tespiti ile taşınmazın son durumunun, sit alanında zarar meydana gelip gelmediğinin tereddütsüz şekilde belirlenmesi, aykırılıkların giderilmesi ve zarar meydana gelmemiş olması halinde atılı suçun manevi unsuru oluşmayacağından sanığın beraatine karar verilmesi, aksi halde mahkumiyetine karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile karar verilmesi, 2- 2863 sayılı Kanun'un 7 inci maddesinde 6498 sayılı Kanun ile getirilen değişikliğin amacının, korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlığı ya da sit alanı olarak tescil kararlarının, ilgililerince öğrenilmesini sağlamak olduğu, başka bir deyişle, tek yapı ölçeğindeki kültür ve tabiat varlıkları yönünden tebliğ; sit alanları yönünden Resmi Gazete'de yayım ve internet üzerinden duyuru kurallarının, kişilerin, sahip oldukları veya kullandıkları taşınmazların durumunu bilmelerini ve ona göre hareket etmelerini sağlama amacı taşıdığı, belirtilen kuralların, 2863 sayılı Kanun'un 65 inci maddesinde düzenlenen suçun oluşumu için şekil şartı niteliği bulunmayıp, aksi yöndeki kabulün, 6498 sayılı Kanun'un amacına da ters düşeceği; Dolayısıyla, sözü edilen değişiklik öncesinde yapılan tescil işlemleri bakımından, tek yapı ölçeğindeki kültür ve tabiat varlıkları ile korunma alanlarına ilişkin olarak, taşınmaza ait tapu kaydının beyanlar hanesinde tescil şerhi bulunup bulunmadığına; sit alanları, tabiat varlıkları ve tek yapı ölçeğinde tescil edilen taşınmazlar da dâhil olmak üzere malikleri idarece tespit edilemeyen taşınmazlara ilişkin olarak, şerhin varlığına veya tescil kararının mahallinde mutat vasıtalarla ilan edilip edilmediğine bakılması gerektiği; Diğer yandan, taşınmaz bir varlığın korunması gerekli kültür ve tabiat varlığı olarak tescil edilmesinin ya da bir bölgenin, doğal, tarihi ve kültürel özellikleri nedeniyle sit alanı olarak belirlenmesinin, taşınmazın veya bölgenin özel bir statüye tabi tutulması gerektiği ve taşınmaz üzerinde ya da bölge içerisinde keyfi uygulamalarda bulunulamayacağı anlamına geldiği, bu bakımdan kural olarak, 6498 sayılı Kanun değişikliği sonrası tebliğ - yayım - internette duyuru; anılan değişiklik öncesi ise şerh - ilan yöntemleri ile taşınmazın ya da bölgenin tescilinden ilgililerin haberdar olmalarının sağlanacağı; Bununla birlikte, Türk Medeni Kanunu'nda yer alan “iyi niyet” kuralının genel bir hukuk ilkesi olarak kabul edilip, 2863 sayılı Kanun'un 65 inci maddesinde düzenlenen suç tiplerine yönelik sübut değerlendirmesinde de dikkate alınmasının zorunlu olduğu, başka bir deyişle, 6498 sayılı Kanun değişikliği öncesinde yapılan tescil işlemleri yönünden, taşınmaza ait tapu kaydının beyanlar hanesinde şerh bulunmayıp, tescil kararı mahallinde mutat vasıtalarla ilan edilmemiş olsa dahi, failin, taşınmazın ya da bölgenin tescilinden haberdar olduğuna dair beyanının göz ardı edilemeyeceği, zira, maliki olduğu veya kullandığı taşınmazın korunması gerekli nitelik taşıdığını ya da sit özelliğiyle bölgesel bazda koruma altına alınan bir alanda bulunduğunu bilen kişinin, taşınmaz üzerinde dilediği zaman dilediği şekil ve kapsamda uygulama yapamayacağını, taşınmazın ya da bölgenin özel statüsünün mümkün kıldığı ölçüde, kamu kurumlarınca yürütülecek izin prosedürü çerçevesinde inşai ve fiziki müdahalelerde bulunabileceğini de bilmesi gerektiği, yapı ya da bölge bazında tescil kararından haberdar olduğu halde, ilgili kurumlara başvurarak, gerçekleştirmeyi düşündüğü inşai uygulamaya yönelik izin almayıp keyfi hareket eden kişinin iyi niyetinden söz edilemeyeceği, dolayısıyla, taşınmazın ya da bölgenin niteliğini bilerek izinsiz inşai ve fiziki müdahalede bulunan ya da başlangıçta bilmeyip, kamu görevlilerince düzenlenen zabıt ve tutanaklar ile durumu öğrendiği halde müdahalesine devam eden failin, hukuki koruma altına alınamayacağı; Bu kapsamda somut olay değerlendirildiğinde, sanık hakkında III. Derece doğal sit alanında izinsiz uygulamalarda bulunduğundan bahisle açılan kamu davası kapsamında, dava konusu yerin sit alanı olarak tesciline dair kurul kararının mahallinde mutad vasıtalarla ilan edilip edilmediğinin, ilgili, belediye, muhtarlık, kaymakamlık, valilik gibi kurumlardan sorulması, aynı zamanda sit kararının Resmi Gazete'de ilan edilip edilmediğinin araştırılması ve sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerektiği gözetilmeksizin, eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm tesisi, Hukuka aykırı olup, katılan vekilinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesinin kararının 5271 sayılı CMK'nın 302/2. maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı CMK'nın 304/2. maddesi uyarınca İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 26.12.2024 tarihinde karar verildi.