Yargıtay · 11. Hukuk Dairesi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2025/2308 E. 2025/5636 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 11. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/2308
- Karar No
- 2025/5636
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/1805 Esas, 2025/240 Karar HÜKÜM : Yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle asıl davanın kısmen kabulüne, karşı davanın reddine
Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya uyularak verilen karar; davacı-karşı davalı vekilince temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
KARAR I. ASIL DAVA VE KARŞI DAVAYA CEVAP Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirket ile davalı şirket arasında yapılmış 01.12.2012 tarihli, 5 yıl süreli "Bayilik Sözleşmesi'nin", davalı bayi tarafından süresinden önce feshi ve bu nedenle asgari alım taahhüdüne uymaması nedeniyle müvekkilinin zarara uğradığını ileri sürerek dilekçesinde bildirdiği diğer nedenlerle taahhütname uyarınca eksik kalan ürün miktarı için şimdilik 594.887,34 USD kâr mahrumiyetinin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, karşı davaya cevabında; sözleşmede müvekkilinin başka bayilikler verebileceğinin düzenlenmiş olduğunu karşı davacının basiretli bir tacir gibi davranma yükümlülüğü olduğunu, feshin haksız olduğunu savunarak karşı davanın reddini istemiştir.
II. ASIL DAVAYA CEVAP ve KARŞI DAVA 1.Davalı vekili cevap dilekçesinde; taraflar arasında yapılmış 01.12.2012 tarihli "Bayilik Sözleşmesinin" müvekkili şirket tarafından haklı nedenlerle feshedildiğini, davacının, müvekkili şirketin bulunduğu bölgedeki sonradan açılan bayilere aşırı iskonto ile satış yapması, başka bir ifadeyle haksız rekabet ve eşitsiz fiyat belirlemesi nedeniyle müvekkili bayi şirket satışlarının düştüğünü ve bu nedenle müşteri ve ciro kaybına yol açarak zararına sebebiyet verdiğini, yapılan tüm ihtar ve görüşmelere rağmen iskonto oranlarının düzeltilmediğini ve müvekkiline ayrı fiyat uygulamasının devam ettiğini, bu halde taraflar arasındaki sözleşmenin çekilmez hale geldiğini, sözleşmenin feshine davacının sebebiyet verdiğini ileri sürerek dilekçesinde bildirdiği diğer nedenlerle asıl davanın reddini savunmuştur.
2.Karşı davasında ise, karşı davalının, müvekkili bayinin satış bölgesinde bulunan akaryakıt firmalarının sayısını arttırması ve müvekkiline yapılan satış bedelinden daha düşük fiyatlarla ürün satışının yapılması nedeniyle müvekkilinin zarara uğradığını, diğer yandan araç tanıma sisteminin sözleşme süresince birkaç kez kapatılmasından dolayı müvekkili şirketin gelirden mahrum kaldığını ileri sürerek, dilekçesinde bildirdiği diğer nedenlerle, sözleşmenin haklı nedenle feshinin tespiti ile şimdilik 1.000,00 TL ciro kaybı alacağının ve şimdilik 1.000,00 TL taşıt tanıma uygulamasından kaynaklı kâr kaybının davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
III. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI Bölge Adliye Mahkemesince bozma ilamına uyularak yapılan yargılama neticesinde, asıl davada davacının satış taahhüdüne uyulmaması nedeniyle ileri sürdüğü cezai şart talebi, ifaya ekli cezai şart mahiyetinde olup, cezai şartın sözleşmenin yürürlükte olduğu dönem için, sözleşmenin haklı veya haksız olarak feshedilmesinden bağımsız şekilde, koşulları mevcut ise talep edilebileceği, bu nedenle İlk Derece Mahkemesinin sözleşmenin haklı nedenle feshedildiğinden bahisle ifaya ekli cezai şartın talep edilemeyeceği yönündeki kabul ve gerekçesinin yerinde olmadığı, davalının, istasyonun bulunduğu mahalde davacının başka bayilikler aracılığı ile veya bizzat satış yapmasına en baştan rıza göstererek sözleşme imzalamış olması, davacının bizzat satış yapması halinde daha düşük fiyattan satış yapabileceği riskini de göze almış olması karşısında, ürün alım taahhütnamesinde kararlaştırılan miktarda ürünün, davacının aynı mahalde başka bayilikler açması ve bu bayilere daha avantajlı iskonto oranı ve fiyat uygulanması nedeniyle alınamadığını ileri sürmesi mümkün olmadığı gibi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 182/2 hükmü koşullarının oluştuğundan bahsedilmesinin de mümkün olmadığı, zira ifanın imkansızlaşmadığı, yine TBK'nın dördüncü bölümünün ikinci ayrımında düzenlenen bozucu ve geciktirici koşullar için ön görülmüş bulunan TBK'nın 175. maddesinin de, aynı bölümün üçüncü ayrımında düzenlenen ceza koşulları için uygulama alanı bulamayacağı, TBK'nın 179/2 hükmü uyarınca ifaya ekli cezai şartta alacaklının, açıkça feragat etmiş veya ifayı kayıtsız şartsız kabul etmiş olmadıkça, hem sözleşmenin ifasını hem de kararlaştırılan cezanın ödenmesini talep edebileceği, öte yandan bu hususun aksinin sözleşmede kararlaştırılabileceği, taraflar arasında akdedilen "Ürün Alım Taahhütnamesi"nin üçüncü fıkrasının (a) bendinde davalının her yıl için taahhüt ettiği miktarda ürünü almaması halinde anlaşma süresinin ve/veya her bir yıllık anlaşma süresinin sonunda eksik kalan miktar üzerinden ton başına 190,00 USD tutarını ödeme gününde uygulanmakta olan TCMB döviz satış kuru üzerinden hesaplanacak TL karşılığı kadar kâr mahrumiyetini davacıya ödemeyi taahhüt ettiği; aynı fıkranın (g) bendinde davalının bu tutarın anlaşma süresi sonunda toplam olarak talep edilmesine muvafakat ettiği, yine davalının aynı fıkranın (d) bendinde her ne sebeple olursa olsun anlaşmanın sona ermesinden sonra bu bedelin davacı tarafından talep edilebileceğini kabul ettiği, taraflar arasındaki sözleşmenin 01.12.2012 tarihinde başlayıp , 29.09.2014 tarihinde süresinden önce ve ikinci yıl dolmadan sona erdiği, 01.12.2012-01.12.2013 birinci yılda davalının 422,147 ton eksik alım yaptığı, davacının dava dilekçesine ekli ceza hesap detayında 304,98 ton eksik alım üzerinden ceza talep ettiği, davalının ikinci yılın başladığı 02.12.2013 tarihinden sözleşmenin sona erdiği 29.09.2014 tarihine dek ise 587,997 ton eksik alım yaptığı, ikinci yıl için taahhüt edilen 717 ton otogaz satış tutarı bulunduğu, sözleşme iki yıl dolmadan sona erdiğinden davalının ikinci yılın sona ermesi için gerekli olan süre içinde taahhüdünü yerine getirip getiremeyeceği bilinemeyecek ise de; bu yıla ilişkin alım taahhüdünün bir tam yıl olarak kabulü gerektiği, zira davalı tarafça sözleşmenin feshinin haklı nedenlerinin ortaya konulamadığı, davacının birinci yıl için talep edebileceği ceza tutarının 57.946,20 USD, ikinci yıl için talep edebileceği ceza tutarının ise 111.719,43 USD olduğu, ürün alım taahhütnamesinde yer alan yukarıdaki düzenlemeler karşısında davacının hem birinci hem de ikinci yıla ilişkin eksik alımdan kaynaklanan ceza tutarlarını talep edebileceği, taraflarca eksik alım halinde ödeneceği kararlaştırılan cezai şart ifaya ekli cezai şart mahiyetinde bulunduğundan, sözleşmenin yürürlükte olmadığı üç yıllık dönem için, ifası talep edilemeyecek bir edimin ifa edilmemesine bağlı, diğer ifade ile eksik ürün alımına bağlı ceza talep edilemeyeceği, davacının dava dilekçesinde açıkça eksik ürün alımına dayalı ceza talep etiği, bayilik sözleşmesinde kararlaştırılan diğer ceza kalemlerini de istemediği, tüm bu açıklamalar çerçevesinde davacının davalıdan yalnızca 169.665,63 TL cezai şart tutarını talep edebileceği, Mahkemece aldırılan 03.03.2020 tarihli ek raporda; 31.12.2018 tarihi itibariyle davalının öz varlık tutarının 1.602.037,24 TL olduğunun tespit edildiği, bu tarih itibariyle TCMB efektif satış kuruna göre davacının talep edebileceği 169.665,63 USD ceza tutarının 5.2984 TL =1,00 USD hesabı ile 898.956,37 TL olduğu, bu tutarın davalı öz varlığının yaklaşık yarısına tekabül ettiği, öte yandan davacının USD cinsinden alacağını ve fiili ödeme tarihindeki TCMB efektif satış kuru üzerinden talep ettiği hususu da nazara alındığında, kararlaştırılan cezai şartın davalının ekonomik mahfına sebep olabilecek düzeyde olduğu ve ceza tutarından yarı oranında indirim yapılması gerektiği gerekçesiyle asıl davanın kısmen kabulüne, hükmedilen tutara 10.11.2014 temerrüt tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanun'un 4/a bendi uyarınca faiz işletilmesine, davalı yararına hükmedilen vekâlet ücretinde cezai şarttan re'sen yapılan indirim tutarı hesaba katılmayarak karar verilmiş, hüküm davacı-karşı davalı vekilince temyiz edilmiştir.
IV. TEMYİZ A. Dava ve Hukuki Nitelendirme Asıl dava, bayilik sözleşmesinden kaynaklanan cezai şart alacağı, karşı dava bayilik sözleşmesinin haksız feshine dayalı kar mahrumiyeti ve ciro tahsili taleplerine ilişkindir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe Dosyadaki yazılara, Bölge Adliye Mahkemesince 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 373/3 hükmü uyarınca uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı-davalı vekilinin bütün temyiz itirazları yerinde değildir.
V. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı-karşı davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, temyiz harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 24.09.2025 tarihinde kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.