Yargıtay · 11. Hukuk Dairesi

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2024/80 E. 2024/8150 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
11. Hukuk Dairesi
Esas No
2024/80
Karar No
2024/8150
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1719 Esas, 2023/1524 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Bakırköy 2. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2021/31 E., 2022/133 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: KARAR I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirketin başta taşımacılık ve lojistik sektörleri esas olmak üzere Türkiye ve diğer ülkelerde aktif olarak faaliyet gösteren bir şirket olduğunu, müvekkili şirketin "..." logosunu ve ismini 1978 yılından bu yana kullandığını, müvekkili şirketin logosunu ve ismini resmi olarak ilk defa 1982 yılında ABD'de tescil ederek, marka haline getirdiğini, Türkiye'de de tescili amacıyla 05/03/2013 tarihinde gerekli başvuruyu yaptığını, davalı şirket ...Lojistik ve Gümrük Müş.Ltd.Şti.yetkilisi ... tarafından müvekkili şirketin markasına birebir benzeyen "..." ibaresini marka edinmek ve bu suretle haksız çıkar sağlamak amacıyla TPMK'ya marka tescili için başvurduğunu, davalı şirketin ticaret sicilinde yer alan sicil bilgileri incelendiğinde ana iştigal alanlarının taşımacılık olduğunun görüldüğünü, ayrıca kendilerine ait olan internet sitesine girildiğinde de taşımacılıkla iştigal ettiklerini belirttiklerini, sırf bu durum dahi müvekkili şirketin uluslararası tanınmışlığından kendilerine haksız olarak pay çıkarmaya çalıştıklarının bir göstergesi olduğunu, davalının markayı internet ortamında ticari etki yaratacak biçimde kullandığını, davalının bu eylemlerinin müvekkilinin markadan doğan haklarını ihlal ettiğini ileri sürerek haksız rekabetin tespitini, tecavüzün refini, tecavüz teşkil ürünlerin ve araçların imhasını, 25.000,00 TL maddi ve 25.000,00 TL manevi tazminatın tahsilini, haksız rekabet yanlış veya yanıltıcı beyanlarla yapılmışsa, bunların düzeltilmesini ve verilecek hüküm özetinin masrafı davalılardan alınarak, ilgililere tebliğini ve kamuya yayın yoluyla duyurulmasını talep etmiştir. II. CEVAP Davalılar vekili cevap dilekçesinde; müvekkili ...nin taşımacılık, sigorta ve finansal hizmetlerle birlikte, gümrük müşavirliği hizmetleri sunan bir firma olduğunu, müvekkilinin 22/05/2012 tarihinde "GH ROBİNSON" ibareli marka tescili için marka başvurusu yaptığını ve markanın TPMK nezdinde koruma altına alındığını, davacı şirketin bugüne kadar Türkiye'de faaliyette bulunmadığını ve markasıyla meşhur olmadığını, davacının "..." ibareli markayı 05/03/2013 tarihinde tescil ettirdiğini, bu tarihten önce markanın Türkiye'de bilinmediğini, dolayısıyla müvekkili şirketin, davacı şirketin markası olduğu iddia edilen "..." ibaresini katsen taklit etmek gibi bir eyleminin söz konusu olmadığını, müvekkili markası ile davacı markasının birbirlerine benzemediğini, davacının iddialarının soyut ve mesnetsiz olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesince, davacı tarafça sunulan önceki tarihli fiili markasal kullanıma ilişkin faturaların sahibinin dava dışı bir şirket (Robinson Europe B.V.) olduğu, söz konusu firma ile davacının herhangi bir şekilde halefiyetleri bulunduğuna dair davacı yanca bir delil sunulmadığı, davacı vekilinin 19/04/2022 tarihli beyan dilekçesinde: "İstanbul Ticaret Odasına 857219 sicil numarasıyla kayıtlı olan ve tam unvanı ... LOJİSTİK VE TAŞIMACILIK HİZMETLERİ LİMİTED ŞİRKETİ olan şirketin ekte İTO künye kaydı sunulmuştur. Burada da açıkça görüleceği üzere şirketin ortağı ve müdürü ... EUROPE B.V. Şirketidir. ... ile ... B.V. Uluslararası arenada tanınan şirketlerdir ve ... şirketinin çeşitli ülkelerdeki hizmetleri için kurulmuşlardır." şeklinde açıklamada bulunduğu, bu durumun davacı firmanın markasal kullanımdan halefiyet çerçevesinde yararlanılacağı hukuki sonucunu doğurmayacağı, davacının 36 ve 39. sınıflar yönünden önceye dayalı hak sahipliğini kanıtlayamadığı, davacının tanınmışlığını kanıtlayamadığı, davalıların fiili markasal kullanımları müddet olan davalı markasının tescilli olduğu sınıflar kapsamında kaldığı, davanın açıldığı tarih itibariyle söz konusu markanın geçerliliğini koruduğu ve kullanımların tescile dayandığı, tescile dayanan kullanımın tecavüz oluşturmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince istinaf edilmiştir. IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI Bölge Adliye Mahkemesince, davacı şirketten farklı bir tüzel kişiliği olduğu anlaşılan dava dışı ... Europe B.V şirketine ait kullanımların davacı şirkete marka üzerinde öncelik hakkı vermeyeceği, markaların ülkeselliği ilkesi gereğince davacının markasının yurt dışında tescilli olmasının ve kullanılmasının Türkiye’de kullanıldığı ispat edilmedikçe davacıya öncelik hakkı sağlamayacağı, davalı ...’ün 2012 yılında 36. ve 39. sınıflarda “GH ROBİNSON” markasının tescili için başvuruda bulunduğu, markanın tescil talebi kabul edilmesine rağmen işlemleri tamamlanmadığından 2015 yılında hükümsüz kaldığı, davalıların lojistik ve gümrük müşavirliği hizmetlerinde kullandıkları tespit edilen “GH ROBİNSON” markasının davacı adına tescilli “...+Şekil” markası ile iltibasa neden olacak derecede benzer olmasına rağmen, davalıların kullanımlarının davacının tescilli markasının tescilli olduğu mal ve hizmetlerle aynı ya da benzer olmadığı, bu nedenle marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet oluşturmadığı, ceza yargılamasına konu olan haksız rekabet suçlamasıyla ilgili davanın konusunun marka kullanımıyla ilgisinin bulunmadığı ve bu dava için kesin hüküm oluşturmayacağı, davacının markasının tanınmış marka olduğunun da kanıtlanamadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, karar davacı vekilince temyiz edilmiştir. V. TEMYİZ İNCELEMESİ 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, davalılar tarafından davacının hak sahibi olduğu markaya tecavüz ve haksız rekabette bulunulduğu iddiasıyla açılan haksız rekabetin tespiti, önlenmesi ile maddi ve manevi tazminat davasıdır. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 353 üncü maddesi, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 3. Değerlendirme 1.İlk derece mahkemesince, davacının 36 ve 39. sınıflar yönünden önceye dayalı hak sahipliğini kanıtlayamadığı, davacının tanınmışlığını kanıtlayamadığı, davalıların fiili markasal kullanımları müddet olan davalı markasının tescilli olduğu sınıflar kapsamında kaldığı, davanın açıldığı tarih itibariyle söz konusu markanın geçerliliğini koruduğu ve kullanımların tescile dayandığı, tescile dayanan kullanımın tecavüz oluşturmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince ise davacı şirkettin öncelik hakkı sahibi olmadığı, taraf marka ve kullanımlarının iltibasa neden olacak derecede benzer olmasına rağmen, davalıların kullanımlarının davacının tescilli markasının tescilli olduğu mal ve hizmetlerle aynı ya da benzer olmadığı, bu nedenle marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet oluşturmadığı, ceza yargılamasına konu olan haksız rekabet suçlamasıyla ilgili davanın konusunun marka kullanımıyla ilgisinin bulunmadığı ve bu dava için kesin hüküm oluşturmayacağı, davacının markasının tanınmış marka olduğunun da kanıtlanamadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bu durumda eldeki marka hakkına tecavüz hukuki nedenine dayanılan davanın; ilk derece mahkemesince davalı markası, bölge adliye mahkemesince ise davalı kullanımlarının davacının tescilli markasının kapsadığı mal veya hizmetler sınıfında olmaması gerekçeleri olmak üzere iki ayrı gerekçe ile reddedildiği tespit edilmiştir. Ancak 6100 sayılı HMK’nın karar tarihinde ve halen yürürlükte olan 353/1-b-2 maddesinde; "b) Aşağıdaki durumlarda davanın esasıyla ilgili olarak; 2) Yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında, ... duruşma yapılmadan karar verilir." düzenlemesi yer almaktadır. Anılan düzenleme uyarınca, davacı vekilinin istinaf talebi üzerine İlk Derece Mahkemesi kararının istinaf incelemesini yapan Bölge Adliye Mahkemesince, yeni ve farklı bir gerekçe ile reddedilmesi gerektiği sonucuna varılması nedeniyle İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak esas hakkında yeniden hüküm kurulması gerekirken, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca esastan reddine şeklinde hüküm kurulması doğru olmamış Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir. 2) Bozma sebep ve şekline göre, davacı vekilinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının re’sen BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 21.11.2024 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2024/80, K. 2024/8150, T. 21.11.2024, www.arakarar.com/karar/yargitay-11-hukuk-dairesi-2024-80-e-2024-8150-k-b2de8b868545