Yargıtay · 11. Hukuk Dairesi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2024/6410 E. 2025/5694 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 11. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2024/6410
- Karar No
- 2025/5694
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/1385 Esas, 2024/1287 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2020/304 E., 2021/317 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı Yargıtayca duruşma istemli olarak taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 23.09.2025 günü hazır bulunan davacı vekili Av. ... ile davalı asil ... vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.
KARAR I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının müvekkili aleyhine 01.04.2020 vade, 10.07.2018 keşide tarihli 1.500.000,00 TL bedelli bonoya dayalı olarak icra takibi başlattığını, bononun sahte olduğunu, bono üzerinde bulunan kaşeye atılan imzanın müvekkili şirket yetkilisi ...'a ait olmadığını, kaşede belirtilen adresin şirketin ticaret sicil kayıtlarında yer almayan bir adres olduğunu, bono üzerindeki imzanın şirketin eski müdürü ve ortağı ... tarafından atılmış bir imza olabileceğini, bu ortağın şirketteki hisselerinin şahsi borçları nedeniyle icra dosyasında yapılan ihale ile müvekkil şirketin ortaklarından ...'a satıldığını, ...'ün açtığı ihalenin feshi davasının reddedildiğini, ...'ün 01.11.2018 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında müdürlük görevinin sona erdiğini, görevin sona ermesi ile birlikte ...'ün uhdesinde bulunan müvekkili şirkete ait tüm ticari defter, kayıtlar, belgeler, kaşeler, boş çek koçanları, sözleşmeler ve sair evrakların 05.11.2018 tarihinde tutanak ile teslim alındığını, bononun ... tarafından şirkete ait tüm yetkileri sona erdikten sonra, takibe yakın bir tarihte düzenlendiğini, defterlerin teslimi sırasında böyle bir bononun varlığına ilişkin bilgi vermediği gibi 05.11.2018 tarihli tutanakta da böyle bir bonodan bahsedilmediğini, bu durumun ...'ün yetkileri sona erdikten sonra bonoyu düzenlediğinin açık bir kanıtı olduğunu, takip konusu bononun müvekkili şirket ticari defterlerinde kayıtlı olmadığı gibi davalı ile müvekkil şirketin hiçbir ticari ilişkisi bulunmadığını, bu kişilerin eylem ve fikir birliği içinde hareket ederek gerçek bir alacağa dayanmayan dava konusu bonoyu tanzim ederek müvekkili şirket ve diğer şirket ortaklarına zarar vermek kastıyla hareket ettiklerini, dava konusu bono ile ilgili de suç duyurusunda bulunduklarını ileri sürerek bahsi geçen bono nedeniyle müvekkilinin davalıya borçlu olmadığının tespitine, alacağın %20'sinden az olmamak üzere tazminata karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; dava konusu bononun 10.07.2018 tarihinde düzenlenerek aynı gün müvekkiline teslim edildiğini, davacının kendi ortak veya yetkilileri arasındaki anlaşmazlıkları alacaklılara yansıtarak borçtan kurtulmayı amaçladığını, bononun tanzim tarihi itibariyle ...'ün davacı şirketin yetkilisi olduğunu, ...'ün müvekkilini davacı şirket adına hareket ettiğine inandırarak hareket ettiğini, davacı şirket ortaklarının müvekkilini esaslı hata ve hileye düşürerek zarara uğrattıklarını, davacı şirketin yetkilisi ...'ün müvekkiline sattığı yat karşılığında müvekkilinin 2017 yılında 130.000,00 euro elden ödeme yaptığını, yatın devrinin yapılmadığını, müvekkilinin yatın tescilini talep etmesine rağmen çeşitli bahanelerle oyalandığını, 2018 yılında yeniden devir talebinde bulununca şirketin zor durumda olduğundan ve yatın değerinin arttığından bahisle müvekkilinden 500.000,00 TL daha ödeme istendiğini, müvekkilinin tekneyi kendi adına tescil ettirebilmek adına banka havalesi ile bu tutarı ...'ün hesabına gönderdiğini, bu ödemenin yapılmasından sonra bu bedelin 200.000,00 TL'lik kısmının aynı gün, 200.000,00 TL'lik kısmının 09.07.2018 günü, 70.000,00 TL'lik kısmının ise 11.07.2018 günü davacı şirketin hesabına transfer edildiğini, ancak ödemeye rağmen devam eden günlerde de tescil işlemlerinin gerçekleşmediğini, davacının tekneyi tescil işlemini gerçekleştirmemesi üzerine müvekkilinin bu defa verdiği teknenin güncel değeri ve sonradan verdiği parayı geri istediğini, bunun üzerine ...'ün şirketin iki yıl içinde bu parayı toparlayabileceğini söylemesi üzerine 01.06.2020 tarihinde müvekkiline ödenmesi için 10.07.2018 tarihinde dava ve takip konusu senedi düzenleyerek verdiğini, bu nedenle bononun bedelsiz olmadığını, davacının delil olarak sunduğu belgelerin müvekkili davalı aleyhine değerlendirilmesinin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 201. maddesine aykırı olduğunu savunarak davanın reddine, davacının %20'den az olmamak üzere tazminata mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının dava konusu senetle ilgili bedelsizlik iddiası ileri sürdüğü, davalının ise senedin ... isimli teknenin satışı karşılığı davacı şirket ortağı ve yetkilisi ... tarafından verildiği ve teknenin şirkete ait olduğu konusunda iradesinin esaslı hata ve hileye düşürüldüğünü bildirdiği, ispat yükünün bu savunma ile davalıya geçtiği, davalının moto-yat için 130.000,00 euroyu elden ve 500.000,00 TL'yi ...'ün hesabına havale ettiğini bildirmesine rağmen İstanbul Anadolu 3. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2019/735 sayılı dosyasında 350.000,00 TL ödediğini beyan ettiği, davalı ile ... arasındaki 07.05.2017 tarihli tekne satış sözleşmesinde ...'ün kendi adına satış yaptığı, davalının iradesinin fesada uğratıldığına dair tanık ve yemin deliline dayanmadığı, 06.07.2018 tarihinde ...'e gönderilen 500.000,00 TL havale açıklamasında "alınacak gayrımenkul ve taşınmazlar için sermaye" ifadesine yer verildiği, taraflar arasında ticari ilişki olmadığının bilirkişi incelemesi ile tespit edildiği, tekne alımının davacı şirket ile yapılmadığı, bu nedenle şirketin bedelsizlik iddiasının haklı olduğu, davalının takibi kötüniyetle yaptığının ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın kabulüne 01.04.2020 vadeli 10.07.2018 keşide tarihli 1.500.000,00 TL senet nedeniyle davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine, tazminat talebinin reddine karar verilmiş, hüküm, taraflarca istinaf edilmiştir.
IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Mahkeme kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiş, hüküm, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ A. Dava ve Hukuki Nitelendirme Dava, bonodan kaynaklanan menfi tespit istemine ilişkindir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına ve dosya kapsamı itibari ile irade fesadına ilişkin bir durumun ve dolayısıyla tanıkla ispat edilebilecek bir halin bulunmamasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b(1) hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, taraf vekillerinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, takdir olunan 28.000,00 TL duruşma vekâlet ücretinin taraflardan alınarak yek diğerine verilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderlerinin temyiz edenlere yükletilmesine, 25.09.2025 tarihinde kesin olarak oy çokluğuyla karar verildi. K A R Ş I O Y
Dava, İİK 72. maddesine dayalı açılan menfi tespit davasıdır. Sayın çoğunlukla ile görüş ayrılığı, davacı şirket yetkilisi tarafından keşide edilen 10.07.2018 keşide tarihli, 01.04.2020 vade tarihli 1.500.000,00 TL bedelli bonodan davacı şirketin sorumlu olup olmadığına ilişkindir. Dosya arasında bulunan bono sureti üzerinde yapılan incelemede; keşidecinin davacı ... Turizm Org. İnş. ve Loj. Hiz. San. Tic. Ltd. Şti. olduğu, davacı şirket kaşesi üzerinde aynı elden çıkan iki ayrı imza olduğu, imzalardan birinin kaşe üzerinde diğerinin de açığa attığı anlaşılmıştır. Şirket adına bonoyu keşide eden müdür ... keşide tarihinde davacı şirket yetkilisidir. Bono keşide tarihi 10.07.2018, ...'nün müdürlük görevinin sona erme tarihi ise; 01.11.2018'dir. Şirket yetkilisi şirket adına hareket ederek tekne satışı yapmış, satıştan sonra şirket ortakları arasındaki anlaşmazlıklar nedeniyle, tekne satışı iptal edilmiş, karşılığında davalının yaptığı ödemelere istinaden bono şirket adına tanzim ve keşide edilerek şirket yetkilisi ... tarafından davalıya verilmiştir. Bono üzerinde yapılan incelemede, bonon üzerinde davacı şirket kaşesi olduğu, davacı şirketin de kabulünde olduğu gibi kaşe üzerindeki imzanın şirket eski müdürü ve ortağı ...'e ait olduğu hisselerini bono tanzim ve vade tarihinden sonra şirketin diğer ortağına 25.12.2019 tarihinde devrettiği tespit edilmiştir. Şirket eski ortağı ve şirketi temsil ve ilzama yetkili ... tarafından şirket adına tekne satışı yapılmış, tekneye el konulması üzerine davalının ödediği paraya karşılık dava konusu bonoyu düzenleyerek davalıya verdiği tarafların kabulündedir. Her ne kadar davacı bedelsizlik iddiasında bulunmuş ise de; kambiyo senedi niteliğinde olan bono, düzenlenmesine esas teşkil eden ilişkiden bağımsız, soyut bir borç ilişkisini ifade etmektedir. Davalı taraf maddi olayı, temel ilişkiyi belgelerle ve diğer delillerle izah etmiş, ancak yargılama sırasında ifade biçiminden ispat külfetini üstüne aldığı kabul görmüş ise de, maddi olayları anlatmak taraflara hukuki nitelendirmeyi yapmak hakime ait olduğundan (6100 sayılı HMK 33. maddesi) ispat külfetinin davalı tarafa yükletilmesi somut uyuşmazlık ve dosya içeriğine uygun düşmemektedir. Açılan davanın red edilmesi gerekirken kabul edilmesi, kabul kararının istinaf mahkemesince esastan red kararının onanması yönündeki sayın çoğunluğun görüşüne katılmamaktayım.