Yargıtay · 11. Hukuk Dairesi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2023/545 E. 2024/4182 K. – Alacak
Konu: Alacak
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 11. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2023/545
- Karar No
- 2024/4182
- Karar Tarihi
- Konu
- Alacak
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/1446 Esas, 2022/1569 Karar HÜKÜM : Davanın reddi (Yeniden esas hakkında hüküm tesis edilmek suretiyle) İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2017/623 E., 2020/212 K. Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekilinin istinaf isteminin kabulüyle İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirketin perakende satış ve tedarik lisansı kapsamında ticari faaliyetlerini sürdüren bir şirket olduğunu, bu ticari faaliyet kapsamında; davacı şirket tarafından, OTC (Tezgah üstü Piyasa) da elektrik ticareti gerçekleştirildiğini, enerji şirketlerinin her gün ilerideki döneme ait açık/fazla pozisyonlarını birbirine aktarması ve fiyat pazarlığı yapması şirket sayısının fazlalığı dolayısıyla mümkün olmadığı için piyasada broker şirketlerin bu görevi üstlendiğini, brokerin anlaşmanın her iki tarafı ile de pazarlık ederek tarafların işlem yapmasını sağlamaya çalıştığını, an itibariyle en uygun alım/satım fiyat brokerlar tarafından duyurulduğu için broker ile iletişimde olan tüm şirketlere de aynı anda ulaştığını, mevcut fiyatlardan daha iyi bir fiyata almak/satmak isteyen şirketler tarafından yeni fiyat verilerek mevcut fiyatların iyileştirildiğini, bu fiyatların taraftarın alım/satım planına uygun olması durumunda brokerın üstünden pazarlık sürecine başlayarak en uygun fiyat sağlanmaya çalıştığını, broker ile görüşülürken verilen tekliflerin şirket adına bağlayıcı kabul edildiğini, protokol yapma iradesini doğurduğunu, protokol yapma iradesinden dönülmesinin enerji şirketleri arasında basiretli tacirden beklenmeyecek durum olarak kabul edildiğini ve bir daha işlem yapılmamak üzere ilgili enerrji şirketi nezdinde kara listeye alındığını ve varılan anlaşmanın ifa edilmemesinden kaynaklanan zararın da talep hakkını saklı bıraktığını, açıklanan piyasa faaliyetleri kapsamında davacı şirketle, aynı piyasa koşulları dahilinde faaliyetlerini sürdürmekte olan davalı şirket arasında .... Finansal Danışmanlık Hizmetleri Tic. Ltd. Şti. aracılığı ile 16.12.2016 saat 16:00 itibariyle satıcısının davalı şirket, alıcısının müvekkili şirket olan, 1 Nisan 2017- 30 Haziran 2017 dönemlerini kapsayan, tüm saatlerde 5 MWh miktara ilişkin 123,50 TL/MWh fiyat üzerinden finansal baz yük ticareti için anlaşıldığını, dava konusu ticaretin davacı şirket adına .... ile davalı şirket adına ....tarafından ... şirketi aracılığı ile gerçekleştirildiğini, söz konusu ticari ilişkinin e-mail trafiğinden de açıkça görüleceğini ve davalı şirket tarafından hiçbir itirazda bulunulmadığını, icap-kabulün gerçekleştiğini, bu icap-kabul neticesinde davalı şirket tarafından müvekkiline 20.12.2016 tarihli e-mail ile sözleşme gönderildiğini, çift nüsha sözleşmenin imzalanarak kendilerine gönderilmesinin istendiğini, müvekkili tarafından da incelenmesi amacıyla davalıya 26.12.2016 tarihli e-mail ile bir sözleşme gönderildiğini, davalı tarafından 26.12.2016 tarihinde kendileri tarafından gönderilen sözleşmenin incelenme aşamasının tamamlanıp tamamlanmadığının sorulduğunu, bu süreçte sözleşme metinlerinin incelenerek davalı şirket yetkilisi tarafından 02.01.2017 tarihli e-mail ile sözleşme üzerinde değişiklik yapılmadığının, çift nüsha gönderilirse bir nüshasının davacı şirkete geri gönderileceğinin belirtildiğini, imza aşamasına gelindiğinde ise yapılan telefon görüşmelerinde davalı şirket adına ticareti gerçekleştiren trader ...'nun davalı şirket tarafından işten çıkarıldığı ve yapılan ticaret ile bağlı olunmadığının, herhangi bir sözleşme imzalanmayacağının bildirildiğini, bunun üzerine müvekkili tarafından davalıya Samsun 2. Noterliğinin 14.03.2017 tarih, 7181 yevmiye numaralı ihtarnamesinin gönderildiğini, Nisan 2017 döneminde ticareti yapılan baz yük finansal risk paylaşım ürününün dayanak varlığı olan Enerji Piyasaları İşletme A.Ş. bünyesindeki Elektrik Gün Öncesi Piyasasısında ( GÖP ) 145,1310556 TL olarak gerçekleştiğini ve davacının Nisan ayında 91.888,72 TL zararının oluştuğunu, Mayıs 2017 döneminde 126.697,90 TL zararının oluştuğunu, davalı şirket tarafından ihtara rağmen sözleşme imzalamamak suretiyle edimin yerine getirilmediğini ve davacı şirket tarafından gönderilen 30.04.2017 tarih YP32017000002449 nolu faturaya, davalı şirket tarafından 30.04.2017 tarih ELK 2017000000065 nolu iade faturası kesildiğini, müvekkili tarafından 16.05.2017 tarih, 1917 sayılı yazı ile söz konusu iade faturasının kabul edilmediğini, müvekkili tarafından 02.06.2017 tarihli e-mail ile davalı şirkete bilgilendirme mahiyetinde, Mayıs 2017 döneminde fatura miktarının mail yolu ile bildirildiğini, davalı şirketin menfi cevap verdiğini ve söz konusu ticaretin yapılmadığını beyan ettiğini, bunun üzerine davacı şirketçe iki şirket arasında gerçekleşmiş olan ticaretin müvekkili nezdinde geçerli kabul edildiğini ve faturanın düzenlenerek gönderileceğinin iletildiğini, müvekkili tarafından 31.05.2017 tarih YKP2017000000325 nolu fatura gönderdiğini, davalı şirket tarafından bunun da 31.05.2017 tarih, ELK2017000000081 nolu iade faturası kesilerek iade edildiğini, müvekkili tarafından 08.06.2017 tarih, 2295 sayılı yazı ile söz konusu iade faturasının kabul edilmediğini ve Mayıs 2017 dönemi için fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla doğmuş KDV dahil, 126.697,90 TL zararın tazmini ile doğacak tüm zararı için fazlaya ilişkin hakların saklı tutulduğunun davalı şirkete bildirildiğini, dolayısıyla gerçekleşen ticaretin, sözleşmenin imzalanmaması suretiyle askıda bırakılması neticesinde, aynı ürün için piyasadan yüksek fiyatla müvekkilinin enerji aldığını, davalı şirket ile anlaşmaya vardığı referans fiyat ile alınan bedel arasında kalan fark itibariyle müvekkili şirketin Nisan 2017 dönemi için KDV dahil 91.888,72 TL, Mayıs 2017 dönemi için KDV dahil 126.697,90 TL ve Haziran 2017 dönemi için KDV dahil 106.369,57 TL zararı olmak üzere toplam 324.956,19 TL zararının oluştuğunu ileri sürerek bu zararın ihtarnamenin tebliğ tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin tedarik lisansı kapsamında ticari faaliyetlerini sürdürmekte olduğunu, tedarik lisansı kapsamında faaliyet gösteren tüm benzer şirketlerin gerçekleştirdikleri elektrik alım satım işlemleri için aralarında yaptıkları çerçeve sözleşmelerinin mevcut olduğunu, çerçeve sözleşmenin sektörde standart olup maddeler ve eklerden oluştuğunu, sözleşme içerisinde elektrik alım veya satımının veya finansal işlemlerin hangi esaslara göre yapılacağından, edimlerin yerine getirilmemesinde nasıl bir ihtar ve ceza uygulaması yapılacağına kadar tüm ayrıntıların düzenlendiğini, sözleşme eklerinden birisinin "ticari uygulama protokolü" örneği olduğunu, bunu alım veya satımı yapan tarafın karşı tarafa onay için gönderdiğini, anlaşmanın olması için bu belgenin karşı tarafça uygun denilerek geri gönderilmesi gerektiğini, çerçeve sözleşmenin ekinde yer alan bir diğer ekin ise "Onaylar ve Yetkili Kişiler Protokolü" belgesi olup bu protokolün şirketin adına kimin alım satım yapmaya yetkili olduğunu gösteren belge olduğunu, tarafların mutlaka birbirlerine imza sirkülerlerinin bir örneğini de gönderdiklerini, broker olarak adlandırılan şirketlerin elektrik sektöründe faaliyet gösteren farklı şirketlerden teklifleri toplayarak kendilerine ait ekranlarda özetleyerek yayınladıklarını, bu fiyatlardan işlem yapmak isteyen tarafların brokerlara bu teklifin uygun olduğunu bildirmelerinin ticareti başlatmadığını, ikinci safhada broker şirketin her iki şirkete birbirlerinden habersiz bir şekilde isim kontrolü yaptırarak, karşılıklı ticarete uygun olup olmadıklarının öğrenildiğini, her iki şirketten uygunluk gelmesinin karşı taraf ile ticari ilişki içine girebilir anlamına geldiğini, iddia edildiği gibi alıcı ya da satıcı tarafından kara listeye alınmış bir şirketin de bu teklifi vermiş olması bu aşamada mümkün olduğundan bu kontrolden sonra uygunluk alınması halinde broker tarafından her iki şirkete de yapılacak anlaşmanın hükümlerini bildirildiğini, bu noktada onay adı verilen 3 üncü aşamaya geçileceğini, onaylamaların şirketlerin temsil ve ilzama yetkili ve önceden belirlenmiş kişilerince elektronik posta, telefon gibi metotlarla karşı tarafa iletilmesi ile gerçekleştiğini, bu nedenle tüm enerji şirketlerinin birbirleri ile ıslak imzalı birer çerçeve sözleşmesi önceden bulundurulduğunu, somut olayda iddia edilen hususta taraflarca hazırlanmış ve imzalanmış bir sözleşme ve müteakibinde de bir protokol olmadığını, bu nedenle iddia konusu işlemin yok hükmünde olduğunu, 1 Nisan 2017 - 30 Haziran 2017 tarihlerini kapsayan hukuka ve piyasa şartlarına uygun herhangi bir ticari alım-satımın mevcut olmadığını, bu şekilde bir işlem yapılmadığını, iddia konusu bu işlemde ne müvekkili ne de davacı tarafından hazırlanarak imzaya/onaya sunulmuş bir protokol olmadığını, elektrik enerjisi kontratları karşılıklı iyi niyet ve dileklerle değil imza yetkilisi kişilerin onayı ile ticaret yapıldığını, trader olarak o tarihte fiyat toplayan ...’nun herhangi bir kontratı kendi kendine onaylamasının hukuken ve fiilen mümkün olmadığını, şekil ve şartları belli olmayan, müzakere edilmemiş, ödeme koşulları, fesih ve tazminat hükümleri olmayan, hangi kanun ve mahkemelerin yetkili olduğuna işaret edilmeyen yani hiçbir temele dayanmayan bir işlemin müvekkilini temsil ve ilzam yetkisine haiz olmayan personel tarafından yapılmasının bağlayıcı olamayacağını, iddia edilen kabul beyanının şirketin imza yetkililerince hiçbir zaman yazılı veya sözlü veya elektronik ortamda karşı tarafa iletilmediğini, kabul beyanının açıkça ve net olarak protokole verileceğini, davalı tarafından gönderilen imzalı bir sözleşme olmadığı gibi onay için sunulan bir protokolün de olmadığını, sonuç itibariyle taraflar arasında hukuka uygun ve ticari usuller çerçevesinde kurulmuş bir sözleşme bulunmaması, taraflar arasında usulüne uygun hukuken geçerli bir sözleşme olduğu varsayılması halinde dahi davacının doğmuş bir zararı ya da kar mahrumiyetinin ispatlanaması, ticaretini hiçbir zarar görmeden başka tacirlerle de yapabilecek olması nedeniyle davacının müvekkili şirketin sözleşme talebine rağmen kasıtlı olarak sözleşme ve protokolü imzalamayarak bizzat sözleşme yapmaktan imtina etmesi nedeni ile kurulmamış olan bir sözleşmeye dayanarak hiçbir hak ve alacak talep edemeyecek olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile tüm dosya kapsamına göre, davacı ve davalı çalışanları ile aracı şirketin 16.12.2016 tarihli e-maillerle, finansal baz yüklü ürünlere ilişkin işlemin gerçekleştiği, davalı satıcı şirketin alıcı davacı şirkete sözleşme imzalanarak gönderilmesini 20.12.2016 tarihli e-mail ile talep ettiği, 02.01.2017 tarihli e-mail ile sözleşmenin çift nüsha gönderilmesinin talep edildiği, buna göre davacı ve davalı çalışanları ile dava dışı ... şirketi arasındaki e-maillerle finansal baz yük ürününe dair işlemin gerçekleşmesine ilişkin irade uyuşmasının 16.12.2016 tarihinde gerçekleştiği, taraflar arasında imzalı bir protokol ve çerçeve sözleşmesinin bulunmadığı ancak e-mailler ile sözleşmenin kurulacağına ilişkin güven ortamının yaratıldığı, dolayısıyla davacının ihtarname tarihi olan 14.03.2017'ye kadar sözleşmenin kurulacağına dair güvenin sonucu başka bir şirket ile sözleşme ilişkisine girmemesi nedeniyle davacının sözleşmenin kurulmamasından dolayı 16.12.2016 ile ihtarname tarihi olan 14.03.2017 tarihleri arasındaki doğmuş menfi zararlarını davalıdan tahsilini talep edebileceği, buna göre bilirkişi heyeti tarafından yapılan hesaplamaya göre davacının kaçırmış olduğu sözleşme yapma fırsatlarından dolayı uğramış olduğu 84.595,76 TL zararının davalıdan tahsiline karar vermek gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 84.595,76 TL'nin temerrüt tarihi olan 26.03.2017 tarihinden itibaren hesaplanacak ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacının kaçırdığı sözleşme yapma imkanları tutarında zararının talep edebileceğinin ifade edildiğini ancak zararın hesaplanmasında yanlış fiyatların baz aldığını, müvekkili şirketin karşılaştığı zararların daha fazla olduğunu, ek raporda kullanılan “YEPAŞ’ın birim elektrik alım maliyeti” ve “Gün Öncesi Ortalama Elektrik Fiyatı” arasında yanlış bir ilişki kurduğunu, müvekkili şirketin zararının bu iki rakam arasındaki farkın çok üzerinde olduğunu, davalı şirket ile müvekkili arasındaki ticari ilişkinin her saat aynı miktarda elektrik alımına denk gelecek şekilde olduğunu, bu nedenle müvekkilinin kaçırmış olduğu sözleşme yapma imkanları kapsamında oluşan zararının, “Gün Öncesi Ortalama Elektrik Fiyatı” ile davalı ... şirketiyle yapılan “anlaşma fiyatı” kullanılarak hesaplanması gerektiğini, yine ek raporda toplam zarar hesaplaması yapılırken yanlış birim fiyatın hesaba katıldığını, davalı ... şirketle ile yapılan sözleşme kapsamındaki anlaşma fiyatı olan 123,50 TL’nin hesaba hiç dahil edilmemiş olduğunu, müvekkili şirketin davalı şirket tarafından teslim edilmeyen her bir birim enerji miktarı sonucunda gün öncesi elektrik piyasasından elektrik almak zorunda kaldığını, doğru zarar hesabında doğru referans fiyatlar alındığında belirtilen nihai zarar tutar olan 324.956,19 TL'nin elde edildiğini, miktar yönünden yeniden hesaplama yapılması yönündeki talep değerlendirilmeden karar verildiğini ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. 2. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin davacı tarafa sözleşmeyi göndererek imzalamasını ve geri göndermesini talep ettiğini, müvekkili şirketin basiretli bir tacir gibi üzerine düşen sorumlulukları yerine getirdiğini, sözleşmeyi imzalamaktan kaçan ve imzalama yükümlülüğünü yerine getirmeyen tarafın davacı olduğunu, davacı şirketin, sözleşmede yapılan gözden geçirme ve o tarihte davacı şirketin zararına oluşan piyasa fiyatlandırmaları nedeni ile ticaretten vazgeçtiğini, ancak daha sonra piyasada kendileri açısından aşağı yönlü hareket yaşanması nedeniyle sözleşmeyi imzalamayarak sözleşmeden caydıklarını, 3 ay sonra müvekkili ile arasındaki ticareti hatırlayıp hukuki ve ticari hiçbir dayanağı olmayan davayı açtığını, davacının hak kaybı olduğuna hüküm verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, davacının sözleşmenin kurulmasını zımnen reddettiğini, davacı tarafın sözleşme imzalama yükümlülüğünü yerine getirmediğinden; müvekkili şirkete güven sonucu oluşan bir zararın söz konusu olamayacağını, müvekkili şirketin, bir başka enerji şirketiyle Aralık 2016 döneminde yine Nisan-Mayıs-Haziran 2017 tarihleri için 123,00 TL/MWh fiyat üzerinden satış yaptığını ve işlemleri gerçekleştirdiğini, söz konusu Nisan-Mayıs-Haziran kontratı, Aralık 2016 ve Ocak 2017'de döneminde 120,00-TL/MWh ile 127,00-TL/MWh fiyatlarla piyasada el değiştirdiğini çünkü bu şirketler tarafından sözleşme ve bütünü olan protokolün akdedilerek müvekkili şirkete gönderildiğini, müvekkili şirketin, sözleşmenin imzalanmasını talep ettiğini; ancak davacı şirket tarafından kontrat fiyatının alım değerinin altına düşmesi nedeniyle imzadan imtina edildiğini, davacının sözleşmeyi neden imzalayıp müvekkile göndermediğine yönelik açıklama yapmasının davanın seyri açısından önemli olduğunu, bu hususun Mahkemeden istenmesine rağmen açıklama yaptırılmadığını, anlaşmanın geçerli kabul edilmesi için çerçeve sözleşmenin eklerinden olan ticari uygulama protokolünün karşı tarafça uygun olduğu belirtilerek geri gönderilmesi gerektiğini, taraflarca hazırlanıp imzalanan sözleşme ve protokolün olmadığını, iddia konusu işlemin yok hükmünde olduğunu ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasıyla davanın reddine karar verilmesini istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile somut olayda, davacının sözleşmenin yürürlüğe girmemesi nedeniyle talep ettiği tazminat talebinin menfi zarara ilişkin olduğu, menfi zararın ise uyulacağı veya yerine getirileceğine inanılan bir sözleşmenin hüküm ifade etmemesi veya yerine getirilmemesi yüzünden güvenin boşa çıkması nedeniyle uğranılan zarar olup sözleşme görüşmelerine hiç girişilmeseydi karşılaşılmayacak olan zarar olduğu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 4 üncü maddesi uyarınca icabın hemen kabul edilmemesi halinde icapta bulunanın önerisi ile bağlı olmaktan kurtulacağı, buradaki hemen ibaresinin makul süre olduğu, somut olaya dönüldüğünde, dosyada mübrez belgelerden davacı ve davalı tarafın çalışanları ile aracı şirketin 16.12.2016 tarihli e-maillerle finansal baz yük ürününe ilişkin işlemin gerçekleştiği, satıcı davalının alıcı davacıya 20.12.2016 tarihinde gönderdiği e-mail ile ekte sözleşmenin gönderildiği, çift nüsha halinde imzalanarak gönderilmesini talep ettiği, davalı tarafından gönderilen 26.12.2016 tarihli mail ile gönderilen sözleşmenin akıbetinin sorulduğu ve davacı tarafça 26.12.2016 tarihli e-mail ile kendi çerçeve sözleşmelerini gönderdiklerini belirtip incelenmesinin talep edildiği, davalı tarafından davacıya gönderilen 02.01.2017 tarihli e-mail ile sözleşmenin ekte gönderildiğinin, üzerinde değişiklik yapılmadığının çift nüsha gönderilmesi halinde bir nüshanın geri gönderileceğinin beyan edilmiş olduğu, hazırlanan yazılı metnin imza edilmediği sürece sözleşme kurulmayacağı ve imza etmeyen kişi için bağlayıcı olmayacağı, davalı tarafından davacıya 02.01.2017 tarihli e-mail ile gönderilen sözleşmenin, davacı tarafça imzalanıp gönderildiğine ilişkin delil olmadığı, somut olayda taraflar arasında mail yoluyla iletişim sağlandığından sözleşme görüşmelerinin 6098 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesi uyarınca hazır olanlar arasında yapılmış olduğunun kabul edilmesi gerektiği, imza için süre belirlendiği ileri sürülmese de hazırlar arasındaki sözleşmenin makul süre içerisinde imzalanması gerektiği, davalının 02.01.2017 tarihinde gönderdiği mailden sonra davacı tarafından sözleşmenin imzalanıp gönderilmediği, aksinin davacı tarafça ispat edilemediği, yazılı şekle tabi tutulan sözleşmenin davacı tarafından imzalanıp davalıya gönderilmemesi nedeniyle sözleşme ilişkisinin kurulmadığının kabulünün gerektiği, davacının sözleşmenin akdedilmemesinde kusurlu olup kendi kusurundan faydalanamayacağı, bu durumda davacının sözleşmenin yürürlüğe girmemesinden kaynaklı menfi zarara ilişkin talepte de bulunamayacağı, kararın mahiyetine göre davacı vekilinin istinaf sebeplerinin değerlendirilmesine gerek olmadığı gerekçesiyle davalının istinaf isteminin kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; icap ve kabul aşamasının e-maillerle tamamlandığını ve sözleşmenin kurulduğunu, sözleşmenin esaslı unsurlarında anlaşmaya varıldığını, yetkili trader tarafından yapılan işlemin davalıyı bağlayacağını, imzalanması istenen sözleşmenin tamamlayıcı unsurları ihtiva ettiğini, müvekkilinin 14.03.2017 tarihli ihtarıyla sözleşmenin gerçekleşmesi yönündeki iradesini de açıkça ortaya koyduğunu, tezgah üstü piyasada işlemlerin bu şekilde yapıldığını, kabul beyanının şekle tabi olmadığını, elektrik piyasasında fiyat anlık değiştiğinden fiyatta dahi tarafların anlaşmalarının sözleşmenin kurulduğunun en büyük göstergesi olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, taraflar arasında elektrik satımına ilişkin sözleşmenin kurulup kurulmadığı ve nihayetinde satış gerçekleşmediğinden davacının bu nedenle oluşmuş menfi zararı varsa bunun tazmininin mümkün olup olmadığı noktasındadır. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı harcın istek halinde ilgiliye iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 22.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.