Yargıtay · 11. Hukuk Dairesi

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2023/1179 E. 2024/4729 K. – Alacak

Konu: Alacak

Mahkeme
Yargıtay
Daire
11. Hukuk Dairesi
Esas No
2023/1179
Karar No
2024/4729
Karar Tarihi
Konu
Alacak

MAHKEMESİ :İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi SAYISI :2021/885 Esas, 2022/1665Karar HÜKÜM :Kabul İLK DERECE MAHKEMESİ :Bakırköy 6. Tüketici Mahkemesi SAYISI :2014/843 E., 2020/1000 K. Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının Iraklı olduğunu, kısa bir süre önce Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına geçtiğini, bu nedenle Türkiye'deki yasal düzenlemeleri tam olarak bilmediğini, davalı ...Ş. den ''Yurt dışındaki Ban Varlıkların Ekonomiye Kazandırılması Hakkında Genel Tebliğ" kapsamında Türkiye'ye yurt dışından para transferi ve hesap aktarımı konusunda aracılık teklif ettiğini, ancak işlemin gerçekleştirilemediğini, davalı bankanın kendilerinden hizmet bedeli adı altında 160.000,00 TL talep ettiğini, bunun üzerine Ziraat Bankası'ndan 173.412,43 TL' nın bankaya EFT yoluyla aktarıldığını, işlemin gerçekleşmemesi üzerine davalı banka hesabı üzerinde tasarruf yapılması istendiğinde, bankaca verilmiş hiçbir hizmet olmamasına ve hiçbir onay verilmemesine karşılık 160,000,00 TL hizmet bedeli olarak tahsil edildiği, bu hususun hukuka aykırı olduğunu iddia ederek tahsil edilen 160,000,00 TL'nin 01.10.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizleri ile birlikte iadesini, yargılama gideri ve ücreti vekâletin karşı tarafa yüklenmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun (6502 sayılı Kanun) kapsamında olmadığını, dolayısıyla mahkemenin yetkili olmadığını, uyuşmazlığın Ticaret Mahkemeleri yetkisinde olduğunu, taraflar arasında 03.10.2013 tarihinde protokol imzalandığı ve hesap açıldığını, davacının 01.10.2013 tarihli yazılı ve imzalı talimatı ile masrafların alındığını, davacının muvafakatinin bulunduğunu, 03.10.2013 tarihli protokol çerçevesinde davaya konu hizmet bedelini bankaya ödemeyi kabul ettiğini, bankanın mezkûr protokol kapsamında hizmet verilmesi için tüm hazırlıkları yaptığını, gerekli tedbirleri aldığını, güvenlik hizmeti satın aldığını, davacının keşide ettiği ihtarnameye de ayrıntılı olarak cevap verildiğini savunarak haksız ve mesnetten yoksun davanın reddine karar verilmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasında yurt dışı menkul varlıkların ülkeye getirilmesi ve nakit transferinin sağlanması hususunda anlaşmaya varıldığı, yurt dışı varlıklarının ekonomiye kazandırılması hakkında tebliğ kapsamında nakit transferi işlemlerinin başlatılması ve oluşabilecek masraf ve komisyonların davacının hesabından tahsil edilmesi hususunda davacıdan 01.10.2013 tarihinde kendi imzasını taşıyan taahhüt alındığı, yapılan imza incelemesi neticesinde imzanın davacının bizzat kendi eli ürünü olduğunun tespit edildiği, transferi gerçekleştirilecek menkul varlıkların miktarı ve davalı bankanın ticari bir işletme olması gözetildiğinde bankanın işlemi yürütmesinde nakit karşılığı aramasının ticari teamüle uygun olduğu, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) Hukuk İşleri Daire Başkanlığının 09.12.2019 tarihli yazısının da bu durumu destekler nitelikte olduğu, yürütülen bankacılık hizmetine uygun bir ücret tahsilini öngören sözleşme hükümlerinin haksız şart kapsamında olduğunun ve davacıdan alınan imzalı taahhütnamenin tüketici ile müzakere edilmeden oluşturulduğunun kabulünün mümkün olmadığı, davacı gibi ortalama bir tüketicinin de yüklü miktarda nakit transferinin gerçekleştirilmesinin belli bir maliyeti gerektirdiğini bilebilecek durumda olduğu, ancak az yukarıda da değinildiği üzere yerleşik içtihat doğrultusunda davalı bankanın yürüttüğü bankacılık işleminde sadece makul, zorunlu ve belgeli masrafları tüketiciden talep edebileceği, buna rağmen nakit transfer işlemi tamamlanmasa bile transfer hazırlıkları için BSMV hariç müşteriden 160.000,00 TL ücret tahsilinin gerçekleştirileceği yönündeki fiyat teklifinin tarafların menfaatlerine, yürütülen işin gereğine aykırı olduğu, Hazine ve Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığının 13.09.2019 tarihli yazı cevabında bankaların yurt dışı varlıklarının ekonomiye kazandırılması ve nakit transfer işlemlerinde 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'na (193 sayılı Kanun) eklenen geçici 85 inci maddesi uygulanmasına ilişkin Genel Tebliğde yer alan belgeler dışında başkaca bir belge alınamayacağı, masraf alınıp alınmayacağına yönelik söz konusu kanun ve tebliğde herhangi bir düzenlemenin bulunmadığının bildirildiği, söz konusu tebliğin 5 inci maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca gerçek veya tüzel kişinin transfer edilecek menkul değerleri üzerinden hesap edilecek vergi tutarının işlemin hazırlık aşamasında vergi dairelerine ödenmesi gerektiği, vergi tutarlarının ve ödenip ödenmediğinin ve varsa bu transfer için başkaca yapılmış bir zorunlu ön masraf vb. giderlere ilişkin belgelerini sunma ve ispat yükünün davalıda olduğu, davalının dava dışı lojistik şirketi olan Loomis Güvenlik Hizmetleri A.Ş.ye iş iptal bedeli adı altında aralarında tanzim edilen kıymetli mal taşıma sözleşmesine dayanarak 25.031,25 TL ödeme yaptığını gösterir irsaliye fatura örneğini ve nakit operasyonunda geçici görevlendirilen şirket müdürlerine gündelik 126,66 TL ve 440,76 TL ödendiğini gösterir harcırah örneklerini sunduğu, nakit transferi hazırlıkları için davalı banka tarafından 25.598,67 TL masraf yapıldığı, davalı ile Loomis Güvenlik Hizmetleri A.Ş. arasında tanzim olunan taşıma sözleşmesinde geçen iş iptali fiyat teklifleri bölümünde kesin operasyon teyidi verilip de operasyon gününden önce iş iptalinin bildirilmesi durumunda 5.000,00 USD ücret tahsilinin kararlaştırıldığı, bu bedelin işlem anı olan 01.10.2013 tarihindeki alış kuru üzerinden karşılığının 10.051,00 TL olduğu, bu tutarın da makul ve zorunlu masraflardan olduğu gerekçesiyle toplamda 35.649,67 TL masraf yapıldığı, davacı tarafından ödenen 160.000,00 TL işlem bedelinden mahsubu neticesinde 124.350,33 TL'nin davalıya çıkarılan ihtarnamenin davalıya tebliğ tarihi olan 19.11.2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemece dava konusu edilen hukuken geçersiz protokole itibar edilerek ve protokolde belirtilen ancak hukuken yazılmamış sayılması gereken, hukuka ve dürüstlük kurallarına aykırı, genel işlem koşulu niteliğindeki haksız şart geçerli kabul edilerek değerlendirme yapılmasının hukuka aykırı olduğunu, mahkemece bu hususlar hiç değerlendirilmeden hatalı karar verildiğini, davalı banka tarafından düzenlenen sözleşmede yer alan ve davacıya hiçbir hizmet verilmemesine rağmen “hizmet bedeli“ adı altında tahsil edilen bedelin haksız şart niteliğinde olduğunu, bilirkişi raporlarının hatalı ve dayanaksız olduğunu, davacı ile davalı banka arasında akdedilen sözleşmede taşımacılık işleminin gerçekleşmesi için bir vade/tarih kararlaştırılmadığını, davacı tarafından sözleşmenin feshedilmediğini, davalının iddia ettiği gibi müvekkilinin transferden vazgeçmediğini, bu nedenle kesilen iş iptal bedelinin kabulünün hatalı olduğunu, davalı tarafından hiçbir hizmet sunulmamış olmasına rağmen sunulmayan hizmet için hizmet bedeli tahsil ettiğini, üstelik bu tahsilat müvekkilinin bilgi onay ve rızası dışında gerçekleştiğini, davacının havale/eft dahi yapmadığını, davalı bankanın hesabından müvekkiline sormaksızın sunulmayan hizmet için hizmet bedeli tahsilatı yaptığını, İlk Derece Mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek kararın kaldırılmasına ve davanın tam kabulüne karar verilmesini istemiştir. 2. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; hizmet bedelinin taraflar arasında imzalanan protokol kapsamında tahsil edildiğini, dosya içerisindeki bilirkişi raporları ile sabit olmasına rağmen mahkeme tarafından hatalı değerlendirme yapıldığını, kararının açıkça çelişkili olup usul ve yasaya aykırı olduğunu, taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 2 nci maddesinde kredi sözleşmesi olmadığını, yurt dışı menkul varlıkların ülkeye getirilmesi ve nakit transferinin sağlanması hususunda anlaştıklarını, dosyadaki tüm cevabi yazılar yanlış yorumlandığını, İlk Derece Mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile bankacılık işlemlerine dair uyuşmazlıklar nitelikleri itibariyle mutlak ticari dava olduğu, davacının tüketici olması halinde, taraflar arasındaki işlem, tüketici işlemi niteliğinin kazanacağı somut olayda davacının tacir olduğuna dair bir kanıt bulunmadığı, davacının tüketici olduğu kanaatine varılmış, davalı vekilinin göreve dair itiraz ve istinaf nedeni yerinde görülmediği, 6502 sayılı Kanun'un 73 üncü maddesinin birinci fıkrasının (5) bendi uyarınca tüketici davalarının, tüketicinin yerleşim yeri mahkemesinde de görülebileceğinden, davacının yerleşim yeri itibariyle Bakırköy Mahkemeleri yetkili olduğundan davacı vekilinin mahkemenin yetkisine yönelik istinafı da yerinde görülmediği, davalı vekilinin esasa ilişkin istinaf nedenleri ise yerinde görülmediği, davacı vekilinin istinaf istemi ise, taraflar arasında yurt dışında bulunan varlıklarının transferi için 03.10.2013 tarihli protokol imzalandığını, ancak 01.03.2013 tarihli talimattaki yazı ve imzaların davacıya ait olmadığını, buna göre davalı banka tarafından müvekkili hesabından alınan 160.000,00 TL'nin diğer iddiaları kapsamında (protokol hükümlerinin geçersiz sayılması gerektiği vs.) usulsüz işlem olmakla birlikte, 01.03.2013 tarihli "nakit taşıma operasyonlarımızın bankanız nezdindeki işlemlerinde oluşabilecek masrafların ve komisyonların, nezdinizde bulunan hesaplarımızdan tahsil edilmesini rica ederiz" şeklindeki talimatın verilmediğini, talimattaki yazı ve imzaların müvekkili eli ürünü olmayıp, sahte olduğunu, bu talimat uyarınca bankanın resen davacı hesabından masraf-komisyon adı ile resen kesinti yapmasının usulsüz olduğunu ileri sürdüğü, davalı bankanın ise talimat belge aslının bulunamadığını belirttiği, fotokopi belge üzerindeki imzanın davacı eli mahsulü olduğunun tespit edildiği, ancak Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2017/3865 E., 2019/3960 K. sayılı, 21.05.2019 tarihli emsal karar içeriğinde de işaret edildiği gibi, aslı ibraz edilmediği, fotokopisi ibraz edilen ve diğer tarafça kabul edilmeyen fotokopi belge üzerinde imza ve yazı incelemesi yapılamayacağı gibi yapılmış olsa bile bu rapora itibar edilemeyeceği, davalı bankanın tacir olduğu, basiretli tacir gibi davranma yükümlülüğü altında olduğu da dikkate alındığında, davacı hesabından 01.03.2013 tarihli talimata dayanarak resen yaptığı 160.000,00 TL'lik kesinti ve tahsilatın dayanağını ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın tümüyle kabulü gerekirken, kısmen kabulüne karar verilmesi doğru görülmediği, paranın banka tarafından hesaptan çekildiği tarih olan 03.10.2013 tarihinden itibaren faiz yürütülmesi gerektiği, çünkü bankanın temerrütü için ayrıca ihtara gerek bulunmadığı, davacının ihtarında paranın faizi ile ödenmesini istediği, her hangi bir önel verilmediği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılmasına, yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına, davanın kabulüne karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; hizmet bedelinin taraflar arasında imzalanan protokol kapsamında tahsil edildiğini, dosya içerisindeki bilirkişi raporları ile sabit olmasına rağmen mahkeme tarafından hatalı değerlendirme yapıldığını, kararının açıkça çelişkili olup usul ve yasaya aykırı olduğunu, taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 2 nci maddesinde kredi sözleşmesi olmadığını, yurt dışı menkul varlıkların ülkeye getirilmesi ve nakit transferinin sağlanması hususunda anlaştıklarını, dosyadaki tüm cevabi yazılar yanlış yorumlandığını, İlk Derece Mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, taraflar arasındaki protokol kapsamında davalı bankanın verilmiş bir hizmeti olmamasına rağmen davacı hesabından, davacının onayı olmaksızın hizmet bedeli olarak çektiği tutarın davalıdan tahsili istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 2.5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 76 ncı maddesi. 3. Değerlendirme Taraflar arasında serbest iradeyle yurt dışı menkul varlıkların ülkeye getirilmesi ve nakit transferinin sağlanması hususunda düzenlenen ve davacı tarafından imzası inkar edilmeyen 03.10.2013 tarihli dava konusu protokolün 3 üncü maddesinde transferin, bankanın hatasından kaynaklanmamış olması halinde transfer gerçekleşmese bile 160.000,00 TL hizmet bedeli alınacağı açıkça ve herhangi bir yanlış anlamaya imkân vermeyecek netlikte kararlaştırılmıştır. Davacı tarafından transferin gerçekleşmemesinin bankanın hatasından kaynaklandığı hususunda bir iddia da bulunmamaktadır. Davacı dava dilekçesinde bu protokol sonrası, söz konusu hizmet bedeli ile uyumlu miktarı kendi özgür iradesi ile Ziraat Bankasından davalı banka hesaplarına aktardığını beyan etmiştir. Nitekim taraflar arasındaki protokolün, bankalarca rutin ve çokça yapılan bir sözleşme türü olmadığı, akdedilen sözleşmenin önceden hazırlanmış, müzakere edilmemiş tek taraflı bir sözleşme hüviyeti taşımadığı, işlem bazında düzenlenmiş özel bir sözleşme görünümünde olduğu gibi davacının kendi rızası ile dava konusu bedeli başka bir bankadan aktardığı birlikte değerlendirildiğinde davacıdan tahsil edilen hizmet bedeli akdedilen protokolün verdiği yetki çerçevesinde tahsil edilmiştir. Taraflar arasındaki sözleşmenin 3 üncü maddesi kapsamında dava konusu miktarın sebebinin açıklanarak davacı ile müzakere edilerek oluşturulduğu, transferin gerçekleşmemesinin bankanın hatasından kaynaklanmadığı, bankanın kendi kusuru olmaksızın gerçekleştirilmeyen transfer işlemi için bile 160.000,00 TL hizmet bedeli alınacağının açıkça kararlaştırılmış olmasına göre, anılan protokol maddesi gereği dava konusu miktarın makul olup olmadığının belirlenmesine gerek bulunmadığından, davanın reddi gerekirken yazılı gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 05.06.2024 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. KARŞI OY Dava; bankacılık işlemlerinden kaynaklanan alacağın iadesine ilişkindir. Tüketici işlemi nedeniyle davalı bankanın, tüketici olan müşterisinin hesabından aldığı paranın davacı tüketiciye iadesinin gerekip gerekmediği hususunda sayın daire çoğunluğu ile aramda görüş farklılığı oluşmuştur. Dairemizin istikrar kazanmış kararları gereğince; Bankalar, mudi/müşterilerine verdiği bankacılık hizmetlerinde, belgelemek şartı ile ancak makul ve zorunlu masrafları talep edebilirler. Yurt dışından davacının yapacağı para transferleri nedeniyle davalı bankanın, davacı ile yaptığı protokol gereğince; davacıdan 160.000,00 TL hizmet bedeli tahsil etmiştir. Ancak para transferi gerçekleşmemesine rağmen, banka protokole dayanarak tahsilatı gerçekleştirmiştir. Her ne kadar transferin gerçekleşmemesi, davalı bankanın kusuru ile olmamış ise de; davacının tüketici olması, protokol şartlarının hem ilk derece mahkemesi hem de istinaf mahkemesi tarafından genel işlem koşulları yönünden değerlendirilmemiş olması; " Türk Borçlar Kanunu 20.ve devamı maddeleri". Bankaların güven kurumları olması, yukarıda da belirtildiği gibi verilmeyen bir hizmet nedeniyle tüketici olan davacıdan para tahsil edilmesi, lojistik firmasına ödeme yapıp yapmadığı hususunun belli olmaması, verdiği hizmetleri belgeleyememesi nedeniyle davalı bankanın davacının hesabından tahsilat yapması usul ve yasaya uygun olmadığı gibi Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin istikrar kazanmış kararlarına da aykırıdır. Bu nedenlerle İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesinin kararı usul ve yasaya uygun olduğu, onanması gerektiği düşüncesiyle sayın çoğunluğun bozma gerekçesine katılmıyorum.

Atıf: Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2023/1179, K. 2024/4729, T. 05.06.2024, www.arakarar.com/karar/yargitay-11-hukuk-dairesi-2023-1179-e-2024-4729-k-1f7229b594e2