Yargıtay · 11. Hukuk Dairesi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2010/681 E. 2010/4021 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 11. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2010/681
- Karar No
- 2010/4021
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada Gemlik Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 12.04.2007 gün ve 2006/848 - 2007/271 sayılı kararı bozan Daire’nin 12.05.2009 gün ve 2007/10949 - 2009/5733 sayılı kararı aleyhinde davalı vekili tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya için düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: Davacı vekili, müvekkili sigorta şirketi nezdinde tekne inşaat sigorta poliçesi gereği her türlü riske karşı her bir hasarda (25.000) USD muafiyet uygulanmak şerhi ile (1.300.000) USD azami limitle sigortalı bulunan Santing Shipping S.A. şirketine ait çelik balıkçı gemisinin yapımının davalı şirket tarafından üstlenildiği, yapım protokolü çerçevesinde inşa edilen sigortalıya ait balıkçı teknesinin 22.03.1999 günü inşa edildiği yerden denize indirilirken tumba olarak battığını, davalı şirketin teknenin tumba olarak hasara uğramasında % 100 kusurlu olduğunu ileri sürerek, (96.373) USD tazminat alacağının ödeme tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte BK'nun 83. maddesi gereği fiili tahsil tarihindeki TL karşılığının davalıdan rücuan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, müvekkilinin sübuta ermiş bir kusurunun bulunmadığını belirterek davanın reddini istemiştir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararı davalı vekili temyiz etmiş, Dairemizce davalı yararına bozulmuştur. Bu defa davalı vekili reddedilen itirazları yönünden karar düzeltme talebinde bulunmuştur. Dava, başkası hesabına yapılan tekne sigortası nedeniyle sigortalıya ödeme yapan sigortacının sigorta ettirenden rücuan tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kabulüne dair verilen karar Dairemizce tazminat tutarının hesaplanması bakımından bozulmuş, davalı ... ettiren tarafından karar düzeltme isteminde bulunmuştur. Uyuşmazlık başkası hesabına yaptırılan mal sigortası nedeniyle sigortalıya ödeme yapan sigortacının sigorta ettirene rücu edebilip edemeyeceği, yani başkası hesabına sigorta ettirenin bu sigorta ilişkisinde üçüncü kişi sayılıp sayılamayacağı noktasında toplanmaktadır. Sigortacının halefiyet dolayısı ile rücu akdin taraflarından birine karşı değil, üçüncü şahsa başvurabilme imkanı veren bir haktır. Başkası hesabına sigorta hukuki mahiyeti itibariyle üçüncü şahıs lehine sözleşmedir. TTK’nda deniz sigortalarıyla ilgili olarak 1445 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Kıyasen kara sigortalarında da uygulanan bu düzenlemelerden TTK'nun 1445/1. maddesinde sigorta sözleşmesinden kaynaklanan hakların sigortalıya ait olduğu bununla beraber poliçenin verilmesini ancak sigorta ettirenin isteyebileceği, sigorta ettirenin haklarını düzenleyen TTK'nun 1446/1. maddesinde ise sigorta ettirenin sigorta mukavelesinden sigortalı lehine doğan haklar üzerinde kendi namına tasarruf edebileceği, sigorta ettirenin poliçe elinde bulunduğu takdirde sigortalının muvafakati olmaksızın ödenecek paraları alabileceği öngörülmüştür. Bütün bu düzenlemeler başkası hesabına sigortada sigorta ettirenin sigorta sözleşmesine yabancı olmadığı ve sigortacının rücuunda üçüncü kişi sayılamayacağını göstermektedir. TTK'nun 1301. maddesine göre sigortacı sigorta bedelini ödedikten sonra hukuken sigorta ettiren yerine geçer. Sigorta ettiren kimsenin vaki zarardan dolayı üçüncü şahıslara karşı dava hakkı varsa bu hak tazmin ettiği bedel nisbetinde sigortacıya intikal eder. Burada üçüncü şahıs sigortalı ve sigorta ettiren dışındaki herkestir. Sigorta edilen menfaat gözönünde tutularak sigortalının zarara uğramasından sorumlu olan sigorta ettirene karşı sigortacının TTK'nun 1301. maddesinde öngörülen kanuni halefiyetten yararlanabileceği düşünülebilirse de üçüncü şahıs kavramı ele alındığında sigorta mukavelesini yapan ve primleri ödeyen sigorta ettirenin halefiyet konusunda üçüncü kişi sayılması mümkün değildir. (Bkz.Türkiyede Hususi Sigorta Hukuk I., Prof.Dr.Reyegan Kender Gözden Geçirilmiş 5.baskı Filiz Kitabevi İst.1995, sh.236) Yine sigorta ettiren sıfatı ile akdi yapan kişiyi, bu akit başkası menfaatine olsa dahi üçüncü şahıs haline getirmez. TTK'nun 1301. maddesine göre halefiyet dolayısı ile rücuu akdin taraflarından birine karşı değil üçüncü şahıslaradır. (Bkz.Doç.Dr.Nisim Franko Yargıtay Kararları Açısından Zararı Ödeyen Sigortacının Üçüncü Şahsa Karşı Rücu Hakkı konulu tebliğ Ticaret Hukuk ve Yargıtay Kararları Sempozyumu Bildiriler Tartışmalar Ankara 25-26. Mart.1988 sh.53) TTK'nun 1301. maddesinde açıkça sigorta bedelini ödeyen sigortacının "sigorta ettiren" kimse yerine geçeceği belirtilmişken, deniz sigortaları ile ilgili TTK'nun 1361. maddesinde her ne kadar sigortalıdan söz edilmişse de yukarıda açıklanan nedenlerle bunu sigorta ettiren ve sigortalı olarak anlamak gerekeceğinden, sigorta ettirenin sigortacının rücuu hakkı bakımından üçüncü kişi sayılması olanağı yoktur. Somut olayda inşa halindeki tekne bakımından dava dışı tekne maliki hesabına sigorta ettiren davalının, sigortalıya ödeme yapan davacı ... şirketinin ödediği sigorta bedeli bakımından sorumluluğu söz konusu olamayacağından, davanın reddi gerekmekle davalı vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile davanın kabulüne dair verilen kararın Dairemizce zarar hesabı bakımından bozulmasına dair 25.02.2009 gün 2007/10949 esas 2009/9733 sayılı kararının kaldırılarak hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemizin 12.05.2009 gün 2007/10949 – 2009/5733 sayılı kararının kaldırılarak hükmün açıklanan gerekçelerle BOZULMASINA, ödediği karar düzeltme harcının isteği halinde karar düzeltme isteyene iadesine, 09.04.2010 oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY YAZISI Kara sigortalarında, sigortacının halefiyetini düzenleyen TTK.'nun 1301. maddesine göre, sigortacı sigorta bedelini ödedikten sonra hukuken sigorta ettiren kimse yerine geçer. Sigorta ettiren kimsenin vaki zarardan dolayı üçüncü şahıslara karşı dava hakkı varsa bu hak, tazmin ettiği bedel nispetinde sigortacıya intikal eder. Denizcilik rizikolarına karşı sigortada ise halefiyet TTK'nun 1361. maddesinde düzenlenmiştir. Söz konusu maddenin 1. fıkrasına göre, borçlarını yerine getiren sigortacı, sigortalının üçüncü şahsa tazmin ettirebileceği bir zararı tazmin ettiği takdirde, 1256 ve 1258. maddelerin 2. fıkralarının hükümlerine halel gelmeksizin, üçüncü şahsa karşı, sigortalının haklarına halef olur. Somut olayda uyuşmazlık, davalı ile dava dışı Armatör Santie Shipping S.A. arasında akdedilen “Gemi Yapım Sözleşmesinin” 6. maddesinde “Gemi, yapım döneminde memnun edici denemelerin sonuna kadar, masrafları kendisine ait olmak üzere, şantiye tarafından sigorta ettirilecektir.” maddesini ifa babında akdedilen başkası hesabına sigortada sigortalının davalı ... ettirene karşı sahip olduğu tazminat alacağının, zararını tazmin eden sigortacıya intikal edip etmeyeceği noktasındadır. Başkası hesabına sigorta, sigorta ettirenin, üçüncü kişi ya da kişilerin (sigortalı) sigortalanabilir menfaatlerini onların lehine sigortaladığı sigortalardır. Başkası hesabına sigortada, sigortalının sigorta himayesine kavuşabilmesi için bu güvencenin kaynağını teşkil eden sözleşmenin kuruluşuna iştirak etmesi şart değildir. Sigorta himayesi, başkası hesabına sigortanın BK’nun 111. maddesi anlamında üçüncü şahıs lehine sözleşme niteliği gereği sigortalının iradesinden bağımsız olarak meydana gelir. Şüphesiz, sigorta1ının kendi lehine oluşan edimi reddetme hakkı vardır. Başkası hesabına sigortanın söz konusu olması halinde, denizcilik rizikolarına karşı sigortalarda sigortalının uğradığı zarar, TTK'nun 1445 vd. hükümleri dairesinde giderilmesi gerekir. Söz konusu hükümler, TTK'nun 1264. maddesinin 1. fıkrası uyarınca kara sigortalarında da kıyasen uygulanır. Buna göre, sigortalı başkası hesabına yapılan sigortada sigorta mukavelesinden doğan haklar sigortalıya aittir (TTK mad. 1445/I,c 1). Söz konusu hüküm, sigortalının sigortacı karşısında zararının giderilmesi talebiyle ilgili olarak maddi hak sahibi olduğunu göstermektedir. Bununla birlikte, söz konusu alacağın sigortacıya karşı ileri sürülebilmesi hususunda kural olarak sigorta ettiren yetkilidir (TTK mad. 1445/11). Bu hükme göre, sigortalı, sigorta ettirenin muvafakati olmaksızın ancak poliçe elinde bulunduğu takdirde hakları üzerinde tasarruf edebileceği gibi, bu hakları mahkemede iddia edebilir. Bu hükümler incelendiği takdirde kanun koyucunun bilinçli olarak sigorta ettiren ve sigortalı ayrımına gittiği görülmektedir. Sigorta ettirenin TTK'nun 1446. maddesi hükmü dairesinde sigortacıdan sigorta tazminatını tahsil etmesi durumunda, tahsil ettiği miktarı sigortalıya ödemek zorundadır. Sigorta ettirenin bu yükümlülüğü, sigortalı ile akdettiği sözleşme uyarınca başkası hesabına sigorta sözleşmesi akdetme yükümlülüğünden bağımsız olarak anılan hükümlerin tesis ettiği sigorta ettiren ile sigortalı arasında kanuni yedi emin ilişkisinden kaynaklanmaktadır. Şüphesiz, -TTK mad. 1447 hükmü hariç- sigorta ettirenin, maddi açıdan sigortalıya ait sigorta tazminatını yedinde tutmaya yetkili olduğunu kabul etmek, zenginleşme yasağı ilkesine de aykırılık teşkil edecektir. Sigortacı, başkası hesabına sigorta sözleşmesi gereği sigortalının zararını giderecek olursa, sigorta ettirenin sorumluluk menfaatini de doğrudan doğruya güvence altına almış olmaz. Bunun sonucu olarak, başkası hesabına sigortada sigortalının sigorta ettirene karşı sahip olduğu tazminat alacağının yukarıda anılan halefiyete ilişkin hükümler dairesinde sigortacıya intikal edip etmeyeceği sorunu gündeme gelmektedir. Başkası hesabına sigortada sigortacının sigortalıya sigorta tazminatını ödemesiyle sigortalının sigorta ettirene karşı olan tazminat alacağının sigortacıya yukarıda zikredilen halefiyet hükümleri uyarınca intikali, sigorta tazminatının ödenmesiyle malik sigortalının sigorta ettirene karşı sorumluluk hükümleri dairesinde sahip olduğu tazminat alacağının sona ereceğinden bahisle peşinen reddedilemez. Zira, TTK'nun 1301 ve 1361. maddeleri hükümleri sigortacının rücudan feragati hariç sigortadan zarar veren şahsın yararlanamayacağı esası üzerine kaleme alınmıştır. Kanun koyucu da söz konusu hükümlerde, sigorta tazminatının ödenmesine rağmen sigorta1ının sorumluluk hükümlerinden kaynaklanan tazminat alacağının devam edeceği esasından hareket etmektedir. Dolayısıyla, sigortalının sigorta ettirene karşı tazminat alacağı devam edeceğinden meydana gelen zarar dolayısıyla çifte tazminat alma ihtimali doğacaktır ki, halefiyete ilişkin hükümlerin öngörülüş amaçlarından biri de bu şekilde ortaya çıkan zenginleşme ihtimalini ortadan kaldırmaktır. Sigortalıya sigorta tazminatını ödeyen sigortacının onun sigorta ettirene karşı olan tazminat alacağına halef olamayacağı iddiası kara sigortalarında TTK'nun 1301. maddesinin lafzına, yani hükümde geçen "Sigorta ettiren kimsenin" ifadesine dayandınlabilirse de TTK mad. 1361' de kanun koyucunun açıkça "sigorta ettiren" ifadesi yerine "sigorta1ı" tabirine yer verdiği gözden kaçırılmamalıdır. Belirtmek gerekirse, kara sigortalarında da TTK mad. 1301 'in lafzı, "sigorta ettirenin", sigortacının halefiyete binaen rücu edebileceği üçüncü kişi sayılamayacağı iddiasına dayanak teşkil etmemelidir. Mehazları farklı olan bu iki hükümden TTK mad. 1301 'de açıkça "sigorta ettiren"den söz edilmesi, kanun koyucunun kendi hesabına sigortayı kural kabul etmesinden kaynaklanmaktadır. Bu sebeple, TTK mad. 1301' de kanun koyucunun üçüncü kişiden yalnızca sigorta sözleşmesini akdetmemiş olan kişiyi (yani sigorta ettiren olmayan) kişiyi kasdettiği sonucu çıkarılamaz. Aksi takdirde, örneğin, nakliyeci sigorta ettirenin akdettiği taşıma sorumluluk sigortası ile hem kendini hem de başkası hesabına sigorta ile sürücüsünün sorumluluğunu sigorta ettirmesi halinde, sigortacıya, taşımadan dolayı taşıyıcının taşıtana olan sorumluluğunu tazmin ettikten sonra sigorta sözleşmesini akdetmemiş olan fakat sorumluluk menfaati sigortalanmış olan sigortalıya (Sürücü) rücü etme imkanı bahşedilmiş olur. Sonuç olarak TTK mad. 1301 'de sözü edilen üçüncü kişi kavramını sigorta sözleşmesini akdetme eyleminden bağımsız olarak değerlendirmek gerekir. Hükümde geçen üçüncü kişi kavramı, menfaati sigorta edilmeyen kişi şeklinde anlaşılmalıdır. TTK mad. 1361'de bu sebeple açıkça "sigortalı" kavramına yer verilmiştir. Dolayısıyla, TTK mad. 1361 'de ifade edilen üçüncü kişi, sigortalı dışındaki, yani menfaati sigorta edilmeyen kişi dışındaki kişilerdir. Dolayısıyla bir kişi, sigorta sözleşmesini akdetmiş olsa bile kendi menfaatini sigortalatmamışsa üçüncü kişi sayılmalıdır. Sigorta ettiren dahi olsa sigortacı menfaati sigorta edilmeyen kişiye TTK mad. 1301 veya TTK mad. 1361 uyarınca rücu edebilecektir. Şüphesiz, sigorta ettiren, yaptığı sözleşme ile sigortacının kendisine rücu edilmesini ortadan kaldıran bir anlaşma yapabilir. Bu durumda, söz konusu kloz ekonomik açıdan sorumluluk sigortası fonksiyonunu görecektir. Somut olayda aynı sözleşme ile sigorta ettiren tersane sahibi ne kendi sorumluluk menfaatini doğrudan sigortaladığından ne de rücü feragati anlaşması ile dolaylı bir şekilde sigortalamış bulunduğundan, sigortalının ona karşı sahip olduğu tazminat alacağı TTK mad. 1361 gereği sigortacıya geçmelidir. Davacı ..., sigortalı teknenin denize indirilişi sırasında alabora olarak batması nedeniyle ortaya çıkan hasar/zarar için gerekli ekspertiz işlemlerini yaptırıp saptanan 121.373 USD hasardan 25.000 USD muafiyetin tenzili ile sigortalısına 03.02.2000 tarihinde 93.373 USD ödeme yapmıştır. Çekişmeye konu edilen sigorta poliçesinde sigortalı “Santing Shipping S.A”, sigorta ettiren ise “Çınar Tersanecilik San. ve Tic.Ltd.Şti.”dir. Sigorta ettiren bir başkasının menfaatini (TTK. 1270) sigorta ettirmiş ise; sigorta ettiren bu durumda sigortalı sıfatını taşımaz. Zararı tazmin ettirme hakkı lehine sözleşme yapılan kimseye aittir. Davacı ... de lehine sigorta yapılan ve poliçe elinde olan kişiye ödeme yapmakla TTK’nun 1361. maddesi uyarınca halefiyet hakkını kazanmaktır. Bu nedenle davalı vekilinin karar düzeltme taleplerinin reddi gerekirken, kabulüne karar verilmesi yasal düzenlemelere uygun düşmediğinden sayın çoğunluk görüşüne katılmamaktayız.