Yargıtay · 11. Hukuk Dairesi

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2009/11989 E. 2011/4512 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
11. Hukuk Dairesi
Esas No
2009/11989
Karar No
2011/4512
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada Yozgat 2.Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 23.12.2008 tarih ve 2006/453 - 2008/758 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkilinin, davalı şirketin ortağı olduğunu; ancak, şirket yöneticilerinin ortaklarca konulan şirket sermayesini başka şirketlere aktararak şirketi işlemez hale getirdiklerinden şirketin amacına ulaşmasının imkansız hale geldiğini, TTK'nun 434/2. maddesi uyarınca bu durumdaki şirketin münfesih sayıldığını, şirketin genel kurul toplantılarının yapılmadığını ve şirketin ortakları ile kamu kurumlarına büyük miktarda borcu bulunduğundan devamının imkansız hale geldiğini ileri sürerek, davalı şirketin TTK'nun 434/2 ve 3. maddeleri gereğince infisah ettiğinin tespitine, mümkün olmadığı takdirde TTK'nun 435/1. maddesi gereğince şirketin feshine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, şirketin öz kaynaklarının toplam aktifi karşılama oranının şirketin feshini gerektirecek oranda olmadığı, şirketin esas sermayesinin 2/3 'ünü kaybetmediği, TTK'nun 434. maddesinde sayılan infisah sebeplerinin bulunmadığı, şirketin TTK'nun 335. maddesine göre verilen süre içinde olağan genel kurul toplantısını yaptığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. 1-Dava, şirket ortağı tarafından açılan şirketin infisah ettiğinin tespiti veya şirketin feshi istemine ilişkindir. Sıfat (Husumet) kavramı, gerek doktrinde gerekse uygulamada dava konusu subjektif hak ile taraflar arasındaki ilişkiyi ifade etmek amacıyla kullanılmaktadır. Davanın taraflarına göre de, aktif husumet (davacı sıfatı) ve pasif husumet (davalı sıfatı) şeklinde ayrıma tabi tutulmaktadır. Aktif dava ehliyeti dava şartlarından olup yargılamanın her aşamasında mahkemece kendiliğinden dikkate alınmalıdır. Davacı vekili, aynı mahkemeye açtığı 2006/463 Esas sayılı davada, müvekkilinin davalı şirket ortağı olmadığını belirterek şirkete verdiği paranın iadesini istemiş, davalı vekilince, müvekkiline karşı davacı tarafından ortak olmadığı savına dayalı dava açıldığı yargılama sırasında savunulmuştur. Eldeki dava şirket ortağı sıfatıyla açılmış olup, bu sıfatın varlığı ve yargılama sonuna kadar devam etmesi aktif dava ehliyetine ilişkin olduğundan, diğer davanın sonucu beklenerek, davacının ortak olduğu anlaşıldığı takdirde aktif dava ehliyeti bulunduğu kabul edilerek işin esasına girilmesi, ortak olmadığının anlaşılması halinde bu davanın aktif dava ehliyetinin yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken, diğer davanın sonucu beklenmeden yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş kararın bozulması gerekmiştir. 2-Bozma sebep ve şekline göre,davacı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin itirazlarının kabulü ile, kararın davacı yararına BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenle davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 18.04.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2009/11989, K. 2011/4512, T. 18.04.2011, www.arakarar.com/karar/yargitay-11-hukuk-dairesi-2009-11989-e-2011-4512-k-70ab325a8d78