Yargıtay · 11. Ceza Dairesi
Yargıtay 11. Ceza Dairesi 2021/35408 E. 2025/4681 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 11. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2021/35408
- Karar No
- 2025/4681
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ:Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI: 2014/432 E., 2016/151 K. SUÇLAR : Kamu kurum ve kuruluşları, vb.tüzel kişiliklerin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık, suç eşyasının satın alınması, suç işlemek amacıyla örgüt kurmak ve yönetmek, suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Ret, onama, bozma Yapılan ön inceleme neticesinde; sanıklar hakkında kurulan hükümlerin temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde olduğu, sanık ... ve sanık ... ... yönünden temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü: A. Sanık ... hakkında suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak, sanık ... hakkında suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak ve suç eşyasının satın alınması suçlarından verilen düşme kararları yönünden; Derhal beraat kararı verilebilecek haller dışında, sanıklara yüklenen suçlardan zaman aşımı nedeniyle verilen düşme hükümlerine yönelik sanık ... ve sanık ... müdafiinin temyizinde hukuki yararı bulunmadığından, temyiz isteklerinin 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nin 317. maddesi uyarınca ...'ın karşı oyu ve oy çokluğuyla REDDİNE, B. Sanıklar ... ve sanık ... hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan kurulan hükümler yönünden, Yapılan yargılamanın hukuka uygun olduğu, iddia ve savunmada ileri sürülen hususların gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, hukuka uygun yöntemlerle elde edilen delillerin değerlendirilerek fiilin sanık tarafından işlendiğinin tespit edildiği, suç vasfının doğru biçimde belirlendiği, cezanın kanuni takdir sınırlarında uygulandığı tüm dosya kapsamından anlaşılmakla, sanık ... ile sanık ... müdafiinin temyiz nedenleri yerinde görülmediğinden hükümlerin Tebliğnameye uygun olarak, oy birliği ile ONANMASINA, C. Sanık ... hakkında suç işlemek amacıyla örgüt kurmak ve yönetmek suçundan kurulan hüküm yönünden, Sanığın suç işlemek amacıyla örgüt kurduğu ve bu örgütü yönettiği iddia olunan olayda; örgüt oluşturmak için sanıkların sayısı yeterli ise de, sanığın , örgüt mensupları üzerinde hakimiyet teşkil eden, örgütten ayrılamama ve örgütün istediği şekilde hareket etme ve yaşama zorunluluğunu sağlayan organik ve hiyerarşik bir ilişki içerisinde, suç işlemek amacıyla devamlılık arzeder şekilde fiilen bir araya gelerek amaçlanan suçları tam bir işbirliği ve eylem paylaşımı anlayışı çerçevesinde süreklilik ve devamlılık gösterecek şekilde işlediğini gösterir nitelikte cezalandırılmasına yeter her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı tüm dosya kapsamından anlaşılmakla, sanığın beraati yerine mahkûmiyetine hükmedilmesi, Yasaya aykırı, sanığın temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nin 321. maddesi uyarınca hükmün Tebliğnameye uygun olarak, oy birliği ile BOZULMASINA, 17.04.2025 tarihinde karar verildi. MUHALEFET ŞERHİ Sanık ... hakkında suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak, sanık ... hakkında suç eşyasını satın almak ve suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak suçlarından açılan davaların zamanaşımı nedeniyle düşürülmesine dair verilen kararların sanık ... ve sanık ... ... tarafından temyiz edilmiştir. Dairemizce yapılan temyiz incelemesi sonunda; derhal beraat kararı verilecek haller dışında zamanaşımı nedeniyle verilen düşme kararlarının temyizde hukuki yararları bulunmadığı gerekçesiyle sanık ... ve sanık ... ...’nin temyiz talepleri reddedilmiştir. Sayın çoğunluk ile aramızdaki uyuşmazlık sanık ... ve sanık ... ...’nin zamanaşımından verilen düşme kararlarını temyizde hukuki yararları olup olmadığıdır. Ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 24.12.2013 tarih ve 2013/8-333 Esas, 2013/624 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere 5271 sayılı CMK'nun 223/8. maddesinde düzenlenen davanın düşmesi kararı mahkûmiyeti önleyici sonuç doğurduğundan mahkûmiyet ve ceza verilmesine yer olmadığına gibi hükümlere göre sanık lehine olan bir hüküm türüdür. Ancak kanunun 223. maddesinin birinci fırkasında sayılan hükümlerden sanık açısından en lehe olan hüküm ise hiç şüphesiz beraat kararıdır. Dolayısıyla hakkında davanın düşmesi kararı verilen sanık veya müdafiinin bu kararı, beraat kararı verilmesi gerektiği talebi ile temyiz etmelerinde hukuki yarar bulunmakta olup, bunun dışında davanın düşmesi kararını temyizde hukuki yarar bulunmamaktadır. Denilmek suretiyle sanık veya müdafiinin davanın düşmesi kararını beraat kararı verilmesi gerektiği talebi ile temyiz etmelerinde hukuki yararlarının olduğu kabul edilmiştir. Nitekim emsal olaya ilişkin Ceza Genel Kurulunun 27.09 2023 tarih ve 2023-6-7 Esas, 2023-481 Karar sayılı ilamında; dava zamanaşımının, önemli ölçüde, çeşitli sebeplerle muhakemenin yavaş işlemesi ve yargılamaların makul sürede sonuçlandırılamaması sonucunda gündeme geldiği düşünülecek olursa, bu durumda beraat yerine düşme kararı verilmesi, devletin üzerine düşeni yapmamasının sonuçlarının sanığa çektirilmesi anlamına gelecektir. Zira muhakeme, dava zamanaşımı süresi içerisinde sonuçlandırılabilseydi beraat edecek olan sanık, kendi dışında sebeplerle muhakeme uzadığı için beraat imkânından yoksun bırakılmaktadır. Böyle bir durumda beraat yerine düşme kararı verilmesi hem CMK'nın 223. maddesinin 9. fıkrasının hem de sanık haklarından birçoğunun ihlali anlamına gelmektedir. Öte yandan, dava konusu olay ile ilgili eşzamanlı muhtemel hukuk davalarının bulunması halinde zamanaşımı kararı yerine sanıkların beraat kararını almaları, derdest bu hukuk davalarında sanığın daha lehine olacağı hususu da gözden uzak tutulmamalıdır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinin ikinci fıkrası; "Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz sayılır." şeklinde düzenlenmiş olup Anayasa’nın 38. maddesinin dördüncü fıkrası da buna paralel olarak; "Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz." hükmüne yer vermiştir. Hukuk devletinin bir gereği olan bu ilke nedeniyle, bir kimsenin suçluluğunun kesinleşmiş yargı kararıyla ispat edilmiş olmasına kadar, o kişinin suçsuz olduğu varsayılacaktır. Bu şekilde suç isnadı altındaki kimselerin lekelenmemesi amaçlanmaktadır. Ceza yargılamalarında amaç, maddî gerçeğin hiçbir kuşkuya yer bırakılmaksızın ortaya çıkarılmasıdır; kuşkunun bulunması hâlinde, mahkûmiyet kararı verilmesi ceza hukukunun genel ilkelerine aykırıdır. Böyle bir ilkenin kabul edilmesinin sebebi, bir suçlunun cezasız kalmasının bir masumun mahkûm olmasına tercih edilmesidir; başka bir ifade ile masumluk karinesidir. Suçluluğunun kesin hükümle sabit olmasına kadar sanığın suçsuz sayılması anlamına gelen masumiyet karinesi ve aralarında sıkı bir ilişki olan lekelenmeme hakkı kişinin toplum nezdinde onurunu, şerefini korumaya yönelik ve adil yargılanma hakkı kapsamında da önemli olan iki haktır. Lekelenmeme hakkı adil yargılanma hakkı kapsamındaki masumiyet karinesiyle yakından ilişkilidir. Yargılamanın soruşturma ve kovuşturma evrelerinde adil yargılanma hakkı kapsamındaki ilkelere dikkat edilerek hareket edilmelidir. Lekelenmeme hakkının ve masumiyet karinesinin korunması anlamında önemli olan durumlardan birisi de failin hakkındaki suçlamalar ile ilgili beraat kararı almasıdır. Anılan karar ile kişinin atılı suçu işlemediği sabit olup bu şekilde toplum nezdinde zarar görmesinin önüne geçilmektedir. Masumiyet karinesi kural olarak, hakkında bir suç isnadı bulunan ve henüz mahkûmiyet kararı verilmemiş kişileri kapsayan bir ilkedir. Suç isnadı mahkûmiyete dönüşen kişiler açısından ise artık hakkında suç isnadı olan kişi statüsünde olmadıkları için masumiyet karinesi iddiasının geçerli bir dayanağı kalmamaktadır. Ancak ceza davası sonucunda kendisine isnat edilen suçu işlemediğinin sabit olduğu veya suçu işlediğine kesin olarak kanaat getirilemediği ve bu nedenle sanık hakkında beraat kararı verilen durumlarda kişi hakkında masumiyet karinesinin devam ettiğinin kabulü gerekir. Yargılamanın geldiği aşama itibarıyla hakkında beraat kararı verilmesi gereken sanık yönünden zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilmesi durumunda ise sanığın atılı suçu işleyip işlemediği hususu açığa çıkarılamamış olacağından bu durumun lekelenmeme hakkının ve masumiyet karinesinin yani adil yargılanma hakkının ihlali niteliğinde olacağı kabul edilmelidir. Beraat kararı verilebilecek durumlarda artık zamanaşımı nedeniyle düşme kararı değil sanığın daha lehine olan beraat kararı verilmesi gerektiği kabul edilmiş, dolayısıyla, sanık yada müdafiinin sanık hakkında verilen kararın beraat kararı verilmesi gerektiğinden bahisle hukuki yararının bulunduğu benimsenmiştir. Tüm bu açıklamalar ışığında; sanık ... ve sanık ... müdafiinin sanıklar hakkında verilen düşme kararlarını beraat kararları verilmesi gerektiğinden bahisle temyiz etmekte hukuki yararlarının bulunduğu kabul edilerek, temyiz talebinin reddedilmesi yerine zamanaşımı nedeniyle verilen düşme kararlarının onanması gerektiği kanaatiyle sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.17.04.2025