Yargıtay · 11. Ceza Dairesi
Yargıtay 11. Ceza Dairesi 2021/22283 E. 2025/5465 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 11. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2021/22283
- Karar No
- 2025/5465
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 2015/188 E., 2015/357 K. SUÇLAR : Resmi belgede sahtecilik, banka veya diğer kredi kurumlarınca tahsis edilmemesi gereken bir kredinin açılmasını sağlamak maksadıyla dolandırıcılık HÜKÜMLER : Davanın reddi, mahkûmiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama İstanbul Anadolu 6. Ağır Ceza Mahkemesinin, 01.10.2015 tarihli ve 2015/188 Esas, 2015/357 Karar sayılı kararının sanık tarafından temyizi üzerine yapılan ön inceleme neticesinde; I. Resmi Belgede Sahtecilik Suçu Yönünden Sanığın, hakkında açılan kamu davasının 5271 sayılı CMK'nın 223/7 maddesi uyarınca reddine dair kararı temyizde hukuki menfaatinin bulunmadığı anlaşılmakla, sanığın temyiz isteminin, 1412 sayılı CMUK'un 317/1 maddesi gereği, Tebliğname'ye aykırı olarak, Yargıtay Üyesi ...'ın karşı oyuyla, oy çokluğuyla REDDİNE, II. Banka veya Diğer Kredi Kurumlarınca Tahsis Edilmemesi Gereken Bir Kredinin Açılmasını Sağlamak Maksadıyla Dolandırıcılık Suçu Yönünden Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında kurulan hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteğinin süresinde olduğu, temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü: Suç tarihinin, sanığın talep ettiği kredinin onaylanarak sanığa ödemesinin yapıldığı 15.04.2015 olduğu anlaşılmakla, gerekçeli karar başlığında suç tarihinin 17.04.2015 olarak gösterilmesi, mahallinde düzeltilebilir maddi hata olarak kabul edildiğinden, bu husus bozma nedeni yapılmamıştır. Sanık hakkında hükmolunan adlî para cezasının ödenmemesi hâlinde hapse çevrileceğine karar verilmiş ise de adlî para cezasının ödenmemesi hâlinde izlenecek yöntemin, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 106/3 maddesinde belirtildiği, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 23.01.2018 tarihli ve 2017/12-463 Esas, 2018/20 Karar sayılı kararı uyarınca da bu hususun infaz aşamasında dikkate alınabileceği anlaşılmakla, bu husus bozma nedeni yapılmamıştır. Sanık hakkında kasıtlı suçtan hapis cezasına mahkûmiyetin kanunî sonucu olarak uygulanmasına karar verilen hak yoksunlukları yönünden, Anayasa Mahkemesinin, 24.11.2015 tarihli ve 29542 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren, 08.10.2015 tarihli ve 2014/140 Esas, 2015/85 Karar sayılı iptal kararı ile 5237 sayılı Kanun'un 53. maddesindeki bazı hükümlerin iptal edilmesi ve hükümden sonra, 15.04.2020 tarihinde, yürürlüğe giren 7242 sayılı Kanun’un 10. maddesi ile 5237 sayılı Kanun'un 53/3 maddesinin birinci cümlesine; “... ertelenen veya” ibaresinden sonra gelmek üzere eklenen; “... denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezası infaz edilen ...” ibarelerinin infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görüldüğünden bu husus bozma nedeni yapılmamıştır. Yargılamanın hukuka uygun olarak yapıldığı, iddia ve savunmada ileri sürülen hususların gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, hukuka uygun yöntemlerle elde edilen delillerin değerlendirilerek fiilin sanık tarafından işlendiğinin tespit edildiği, suç vasfının doğru biçimde belirlendiği, cezanın kanuni takdir sınırlarında uygulandığı tüm dosya kapsamından anlaşılmakla, sanığın temyiz nedenleri yerinde görülmediğinden hükmün, Tebliğname'ye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA, 05.05.2025 tarihinde karar verildi. Karşı Oy Sayın çoğunluğun sanık hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan kurulan davanın reddi hükmüne yönelik sanığın temyizinde hukuki yararı bulunmadığından temyiz isteminin CMUK'nin 317 maddesi uyarınca reddine ilişkin düşüncesine iştirak etmek mümkün bulunmamıştır, zira; Sanık hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan kurulan davanın reddi hükmü sanık tarafından gerekçe gösterilmeksizin temyiz edilmiştir. Evvel emirde ifade etmek gerekir ki 5271 sayılı CMK dan farklı olarak temyize konu somut olayda uygulanacak olan 1412 sayılı CMUK'nin 314/2 maddesi uyarınca temyiz nedeninin gösterilmemesi temyiz incelemesine engel teşkil etmeyecektir. Yargıtayın yerleşik uygulama ve içtihatlarında beraat eden sanığın beraat gerekçesine yönelik olmayan temyizi ile sınırlı olarak temyizde hukuki yarar bulunmadığına ilişkin bir uygulama olduğu hususunda kuşku olmadığı gibi, 5271 sayılı CMK' nin 223/1 maddesi uyarınca hüküm niteliğinde bulunan davanın reddi kararını hüküm niteliğinde olması nedeniyle temyiz kanun yolu kapsamında olduğu hususunda da kuşku bulunmamaktadır. Nitekim katılan yada Cumhuriyet savcısının davanın reddine ilişkin temyiz istemleri esasa girilerek incelenmektedir. Öte yandan davanın reddine ilişkin hükümleri sanığın temyizde hukuki yararı bulunmadığının kabulü için hiç bir koşulda kararın sanığın hukuki durumunu değiştirmeyeceğinin kabulü gerekir. Aksi halde yani milyarda bir ihtimalde olsa davanın reddi kararının sanığın hukuki durumunu etkileyecek bir sonuca neden olabileceğinin öngörülebileceği durumda temyizde hukuki yarar bulunmadığının ifade edilmesi mümkün değildir. Zira evvel emirde temyiz incelemesine geçildikten sonra davanın reddi kararının sanığın hukuki durumunu etkileyip etkilemediği belirlenebilecektir. Davanın reddi hükmü kurulabilmesi için mutlaka daha önce açılmış derdest bir davanın, yada aynı olaya ilişkin açılmış başka bir dava neticesinde kurulmuş kesin hüküm varlığı gereklidir. Bu bağlamda davanın reddi hükmünü temyizde sanığın hukuki yararı bulunup bulunamayacağını farazi olarak ele aldığımızda kural olarak derdest davada sonraki tarihli yani ikinci iddianame ile açılan davanın reddine karar verilmesi gereklidir. Oysaki önceki tarihli yani ilk iddianame ile açılan dava hakkında davanın reddi hükmü kurulmuş olsun ve hattı zatında bu ilk iddianame ile açılan davanında olağan yada olağan üstü zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilmesi gereksin, ikinci iddianame ile açılan dava da ise zamanaşımının durma yada kesilmesi nedeniyle zamanaşımının gerçekleşmediği bir koşulda ilk iddianame ile açılan dava hakkında kurulan davanın reddi kararı sanığın hukuki durumunu etkileyecektir. Zira ikinci iddianame ile açılan davanın reddine karar verilmesi ilk iddianame ile açılan davada da zaman aşımı nedeniyle düşme hükmü kurulması gerekirken ilk iddianame ile açılan davada davanın reddine karar verildiği bir ortamda ikinci iddianame ile açılan davada zamanaşımı gerçekleşmediği için davaya devamla esastan mahkumiyet hükmü kurulması ihtimal dahilindedir. Yukarıda belirtildiği gibi milyarda bir ihtimal de olsa sanığın hukuki durumunun davanın reddine ilişkin hükümden etkilenebileceği durumda ön kabulle sanığın davanın reddi kararını temyizde hukuki yararının bulunmadığını ifade etmek olanaklı değildir. Bu nedenle davanın reddine ilişkin hükmü temyizde sanığın hukuki yararı bulunmadığı ön kabulü hayat tecrübelerine göre mümkün bulunmadığından sanığın temyiz isteminin kabulü ile esasa girilerek inceleme yapılması gerektiği düşüncesi ile sayın çoğunluğun hukuki yarar bulunmadığından temyiz isteminin reddine ilişkin düşüncesine iştirak etmek mümkün bulunmamıştır.