Yargıtay · 11. Ceza Dairesi
Yargıtay 11. Ceza Dairesi 2009/3774 E. 2010/551 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 11. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2009/3774
- Karar No
- 2010/551
- Karar Tarihi
213 sayılı Vergi Usul Kanunu'na aykırı davranmak suçundan sanık ...'ın, anılan Kanun'un 359/a-2, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 50/a. maddeleri uyarınca 47.700,00 yeni Türk lirası adlî para cezası ile cezalandırılmasına dair Küçükçekmece 8. Asliye Ceza Mahkemesinin 26/02/2008 tarihli ve 2006/759 esas, 2008/208 sayılı kararın tüm dosya kapsamına göre; 1-213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 359. maddesinin 5728 sayılı Kanun'un 276. maddesiyle değiştirilmesi karşısında, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Zaman bakımından uygulama" başlıklı 7. maddesine nazaran, öncelikle lehe Kanun'un tespit edilerek uygulama yapılması ve her iki kanunla ilgili uygulamanın gerekçeleriyle birlikte denetime olanak verecek şekilde ayrıntılı olarak kararda gösterilmesi gerektiğinin dikkate alınmamasında, 2-Sanığın üzerine atılı eylemi yönünden 213 sayılı Kanun'un 359/a-2. maddesince asgari hadden belirlenen 6 ay hapis cezasının, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 50/a. maddesine göre 47.700,00 yeni Türk lirası adlî para cezasına çevrilmesine karar verilmiş ise de, 5728 sayılı Kanunla değişik 359. maddesinin tercih edilmesi hâlinde belirlenecek 1 yıl hapis cezasının 5237 sayılı Kanun'un 52. maddesine göre 7.300,00 yeni Türk lirası adlî para cezasına çevrilmesinin sanığın lehine olacağının gözetilmemesinde, 3-Sanık hakkında belirlenen 6 ay hapis cezasının 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 359. maddesinin 5728 sayılı Kanun'un 276. maddesiyle değiştirilmeden önceki hâline göre adlî para cezasına çevrilmesi gerekirken, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 50/a. maddesine göre çevrilmesinde, 4-Hüküm tarihi itibarıyla da 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231.maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesi gerekip gerekmediğinin tartışılmamasında,İsabet görülmediğinden bahisle 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca, anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli 25.2.2009 gün ve 2009/2202/11586 sayılı kanun yararına bozmaya atfen Yargıtay C. Başsavcılığının 17.03.2009 gün ve KYB.2009/53958 sayılı ihbarnamesiyle daireye ihbar ve dava evrakı tevdii kılınmakla incelenip gereği görüşüldü: Ayrıntıları Ceza Genel Kurulu’nun 07.11.2006 gün ve 2006/6-213 Esas, 2006/229 karar sayılı içtihadında da açıklandığı üzere; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Temel hak ve hürriyetlerin korunması” başlığı altındaki 40. maddesinin (03.10.2001 tarihli 4709 sayılı Kanunun 16. maddesi ile eklenen) ikinci fıkrası: “Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır” biçimindedir. Bu hükümle bireylerin yargı ya da idari makamlar önünde sonuna kadar haklarını arayabilmelerine kolaylık ve imkan sağlanması amaçlanmış, son derece dağınık mevzuat karşısında kanun yolu, mercii ve sürelerinin belirtilmesi, hak arama, hak ve hürriyetlerin korunması açısından zorunluluk haline getirilmiştir. Bu hükme koşut olarak 5271 sayılı CMK’nun 34. maddesinin 2. fıkrasında, “Kararlarda, başvurulabilecek kanun yolu, süresi, mercii ve şekilleri belirtilir” biçimindeki düzenleme yer almış olup, aynı Kanun’un 232. maddesinin 6. fıkrasında ise, “Hüküm fıkrasında, 223 üncü maddeye göre verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gerekir” hükümleri öngörülmüştür. 5271 sayılı CMK’nun 260. maddesinde, kanun yollarına başvurmaya hakkı bulunanlar sayılmıştır. Aynı Kanun’un 40. maddesinin birinci fıkrasına göre, “Kusuru olmaksızın bir süreyi geçirmiş olan kişi, eski hale getirme isteminde bulunabilir”, ikinci fıkrasına göre de “Kanun yoluna başvuru hakkı kendisine bildirilmemesi halinde de, kişi kusursuz sayılır” hükmü yer almıştır. Bu düzenleme ile kanun yoluna başvurmaya hakkı olanların, kanun yolunun ve merciin belirlenmesindeki yanılgılarının başvuranın haklarını ortadan kaldırmasının, haksızlığa uğramasının önüne geçilmesi amaçlanmıştır. Açıklanan hüküm uyarınca, ilgililerin hataları nedeniyle yasa yolu veya merciinde yanılgıya düşmeleri halinde başvuru hakları ortadan kalkmayacağı gibi, karar veya hükümde yasa yolunun veya merciin yanlış olarak gösterilmesi nedeniyle de başvuru haklarının ortadan kalkmayacağı tabidir. İncelenen dosya içeriğine göre, yokluğunda verilen sanığa tebliğ edilen gerekçeli kararda para cezasının 47.700 TL.olarak belirlenmesi karşısında esasen temyiz yolu açık olmak üzere verilmesi gereken hükmün, ceza miktarı itibariyle kesin olarak verildiğinin bildirilmesi nedeniyle 5271 sayılı CMK’nın 232. maddesine aykırı biçimde hüküm kurulduğu anlaşılmakla, sanığın bu karara karşı başvuru hakkı ortadan kalkmamıştır. Yukarıda açıklanan nedenlerle; Küçükçekmece 8. Asliye Ceza Mahkemesinin 26.02.2008 gün ve 2006/759 esas, 2008/208 sayılı kararı henüz kesinleşmediğinden, kanun yararına bozma isteminin CMK’nın 309. maddesi gereğince REDDİNE, gereğinin mahallinde ifasına, dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına İADESİNE, 05.02.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.