Yargıtay · 11. Ceza Dairesi

Yargıtay 11. Ceza Dairesi 2009/19337 E. 2010/4974 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
11. Ceza Dairesi
Esas No
2009/19337
Karar No
2010/4974
Karar Tarihi

Dolandırıcılık suçundan sanık ...'in 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 503/1, 522/1, 81/2. maddeleri gereğince 2 yıl 13 ay 10 gün hapis ve 2.085.538.000 Türk lirası ağır para cezası ile cezalandırılmasına dair Balıkesir 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 30/05/2001 tarihli ve 1999/784 esas, 2001/1102 sayılı kararının infazı sırasında, 01/06/2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun lehe hükümlerinin uygulanması talebi üzerine sanığın anılan Kanun'un 157. maddesi uyarınca 2 yıl hapis ve 1.000 yeni Türk lirası adlî para cezası ile cezalandırılmasına, aynı Kanun'un 58. maddesi gereğince cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine dair aynı Mahkemenin 16/06/2005 tarihli ve 1999/784 esas, 2001/1102 sayılı ek kararın kararın tüm dosya kapsamına göre. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 7/2, 5252 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 9/3. maddesindeki "Lehe olan hüküm, önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenir." şeklindeki düzenleme ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 27/12/2005 tarihli ve 2005/3-162-173 sayılı kararına nazaran, lehe yasanın saptanıp uygulanması, herhangi bir inceleme ve araştırma yapılmasını, kanıt toplanmasını, takdir hakkının kullanılmasını gerektiriyorsa ya da cezanın kişiselleştirilmesine ilişkin bir hükmün uygulanması olanağı sonraki yasa ile doğmuşsa, hükümde değişiklik yargılamasının duruşmalı yapılmasının zorunlu olduğu gözetilmeden evrak üzerinde karar verilmesinde, 01/06/2005 tarihinden önce işlenmiş bulunan suçlar ile ilgili olarak 5237 sayılı Kanun'un 58. maddesinin uygulanamayacağının gözetilmemesinde, isabet görülmediğinden bahisle 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca, anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli 04.09.2009 gün ve 2009/10775/50080 sayılı kanun yararına bozmaya atfen Yargıtay C. Başsavcılığının 09.10.2009 gün ve KYB.2009214727 sayılı ihbarnamesiyle daireye ihbar ve dava evrakı tevdii kılınmakla incelenip gereği görüşüldü: 5271 Sayılı CMK’nın 309. maddesinde düzenlenen kanun yararına bozma kesin olan ya da temyiz edilmeden kesinleşen hükümlere karşı başvurulan olağanüstü bir yasa yoludur. Henüz kesinleşmeyen kararın yasa yararına incelenmesi olanaksızdır. Ayrıntıları Ceza Genel Kurulu’nun 07.11.2006 gün ve 2006/6-213 Esas, 2006/229 Karar ve 30.06.2009 gün ve 2009/5-81 Esas, 2009/196 Karar sayılı içtihatlarında da açıklandığı üzere; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Temel hak ve hürriyetlerin korunması” başlığı altındaki 40. maddesinin (03.10.2001 tarihli 4709 sayılı Kanunun 16. maddesi ile eklenen) ikinci fıkrası: “Devlet işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır” biçimindedir. Bu hükümle bireylerin yargı ya da idari makamlar önünde sonuna kadar haklarını arayabilmelerine kolaylık ve imkân sağlanması amaçlanmış, son derece dağınık mevzuat karşısında kanun yolu, mercii ve sürelerinin belirtilmesi, hak arama, hak ve hürriyetlerin korunması açısından zorunluluk haline getirilmiştir. Bu hükme koşut olarak 5271 sayılı CMK’nın 34. maddesinin 2. fıkrasında, “Kararlarda, başvurulabilecek kanun yolu, süresi, mercii ve şekilleri belirtilir” biçimindeki düzenleme yer almış olup, aynı Kanun’un 232. maddesinin 6. fıkrasında ise, “Hüküm fıkrasında, 223 üncü maddeye göre verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gerekir” hükümleri öngörülmüştür. 5271 sayılı CMK’nın 260. maddesinde, kanun yollarına başvurmaya hakkı bulunanlar sayılmıştır. Aynı Kanun’un 40. maddesinin birinci fıkrasına göre, “Kusuru olmaksızın bir süreyi geçirmiş olan kişi, eski hale getirme isteminde bulunabilir”, ikinci fıkrasına göre de “Kanun yoluna başvuru hakkı kendisine bildirilmemesi halinde de, kişi kusursuz sayılır” hükmü yer almıştır. Bu düzenleme ile kanun yoluna başvurmaya hakkı olanların, kanun yolunun veya merciin belirlenmesindeki yanılgılarının başvuranın haklarını ortadan kaldırmasının, haksızlığa uğramasının önüne geçilmesi amaçlanmıştır. Hüküm uyarınca, ilgililerin, kendi bilgisizliği veya dalgınlığından kaynaklanan hataları nedeniyle yasa yolu veya merciinde yanılgıya düşmeleri halinde başvuru hakları ortadan kalkmayacağı gibi, karar veya hükümde yasa yolunun veya merciin yanlış olarak gösterilmesi nedeniyle de başvuru haklarının ortadan kalkmayacağı tabidir. İncelenen dosya içeriğine göre; hükümlünün yokluğunda verilen 16.06.2005 gün ve 1999/784 esas, 2001/1102 sayılı ek kararda, yasa yoluna başvuru süresi, mercii ve yönteminin belirtilmesine karşın, yasa yoluna başvuru süresinin ne zaman başlayacağının hüküm fıkrasında gösterilmediği, mahkemece yukarıda açıklanan mevzuata aykırı biçimde ve hükümlünün yasa yoluna başvuru hakkını etkin bir biçimde kullanmasını engelleyici nitelikte hüküm kurulduğu anlaşılmakla, hükümlünün bu karara karşı başvuru hakkı ortadan kalkmamıştır. Yukarıda açıklanan nedenlerle; Balıkesir 1. Asliye Mahkemesinin 16.06.2005 gün ve 1999/784 esas, 2001/1102 sayılı ek kararı henüz kesinleşmediğinden, kanun yararına bozma isteminin CMK’nın 309. maddesi uyarınca REDDİNE, anılan karara karşı yasa yoluna başvurunun ne olduğu, mercii, yöntemi, süresi ve bu sürenin başlangıcının ne şekilde olacağını içerir gerekçeli kararın usulüne uygun biçimde tebliğ işleminin mahallinde takdir ve ifasına, dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına İADESİNE, 30.04.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 11. Ceza Dairesi, E. 2009/19337, K. 2010/4974, T. 30.04.2010, www.arakarar.com/karar/yargitay-11-ceza-dairesi-2009-19337-e-2010-4974-k-da4579febd9c