Yargıtay · 11. Ceza Dairesi

Yargıtay 11. Ceza Dairesi 2009/16736 E. 2010/2698 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
11. Ceza Dairesi
Esas No
2009/16736
Karar No
2010/2698
Karar Tarihi

Güveni kötüye kullanmak suçundan sanık ...'ın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 155/2, 168/2, 31/3, 62, 50/1-c, 52/2. maddeleri uyarınca 2.000 yeni Türk lirası ve 160 yeni Türk lirası adlî para cezaları ile cezalandırılmasına dair İstanbul 4. Çocuk Mahkemesinin 14/12/2007 tarihli ve 2007/311-652 sayılı kararın tüm dosya kapsamına göre; Sanığın, müşteki adına MNG kargo aracılığıyla gönderilen ve içerisinde hurda altın bulunan paketin hata sonucu çalıştığı iş yerine teslim edildiğini bildiği hâlde, bu altınları iade etmeyerek satmaya çalışması şeklinde kabul edilen eyleminin 5237 sayılı Kanun'un 160. maddesinde düzenlenen şikâyete bağlı suçu oluşturduğu ve müştekinin de şikâyetinden vazgeçmesi sebebiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223. maddesi uyarınca düşme kararı verilmesi gerektiğinin gözetilmemesinde isabet görülmediğinden bahisle, 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca, anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli 26.06.2009 gün ve 2009/7004-34550 sayılı kanun yararına bozmaya atfen Yargıtay C. Başsavcılığının 13.07.2009 gün ve KYB.2009/171073 sayılı ihbarnamesiyle daireye ihbar ve dava evrakı tevdii kılınmakla incelenip gereği görüşüldü: 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesinde düzenlenen kanun yararına bozma kesin olan ya da temyiz edilmeden kesinleşen hükümlere karşı başvurulan olağanüstü bir yasa yoludur. Henüz kesinleşmeyen kararın yasa yararına incelenmesi olanaksızdır. Ayrıtıları Ceza Genel Kurulu'nun 15.07.2008 gün ve 2008/174-191 sayılı kararında açıklandığı üzere; Yeni ceza adalet sisteminde, önceki sistemde var olan “cezaların içtimaı” hükümlerine yer verilmemiştir. Bununla birlikte verilen cezaların toplanamayacağı veya hangi şartlarda toplanabileceğine ilişkin tek düzenleme 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un “Birden fazla hükümdeki cezaların toplanması” başlığını taşıyan 99. maddesi; “Bir kişi hakkında hükmolunan her bir ceza diğerinden bağımsızdır, varlıklarını ayrı ayrı korurlar. Ancak bir kişi hakkında başka başka kesinleşmiş hükümler bulunur ise, 107. maddenin uygulanabilmesi yönünden mahkemeden bir toplama kararı istenir” biçimindedir. Bu hükme göre, birden fazla hükümde yer alan cezalar sadece koşullu salıvermenin hesaplanması amacına dönük olarak infaz aşamasında toplanabilir, bunun dışında ise “cezaların içtimaı” mümkün değildir. Öte yandan, 1412 sayılı CMUK’nın halen yürürlükte bulunmakla temyiz yasa yolunu düzenleyen ve “Temyizi kabil olan ve olmayan hükümler” başlığı taşıyan 305. maddesi “Ceza Mahkemelerinden verilen hükümler temyiz olunabilir. Ancak, onbeş sene ve ondan yukarı hürriyeti bağlayıcı cezalara ait hükümleri hiç bir harç ve masrafa tabi olmaksızın Yargıtayca re'sen tetkik olunur. 1. (Değişik bent: 18/11/1992 - 3842/28 md.) İkimilyar liraya kadar (İkimilyar dahil) para cezalarına dair olan hükümler, 2. (Değişik bent: 18/11/1992 - 3842/28 md.) Yukarı sınırı onmilyar lirayı geçmeyen para cezasını gerektiren suçlardan dolayı verilen beraat hükümleri, 3. Bu Kanun ile sair kanunlarda kesin olduğu yazılı bulunan hükümler, Temyiz olunamaz. Bu suretle verilen hükümler tekerrüre esas olmaz. Ancak haklarında 343 üncü madde hükümleri dairesinde Yargıtay’a başvurulabilir” hükmüne yer vermektedir. Anılan açıklama ve Yasa hükümlerine göre; bir kararın temyiz edilebilmesi için, o kararın “hüküm” niteliğini taşıması gerekmektedir. Hangi kararların hüküm sayılacağı ise 1412 sayılı CMUK’nın 253. ve 5271 sayılı CMK’nın 223. maddelerinde sayılmıştır. 1412 sayılı CMUK’nın 253. maddesine göre sanığın beraatına veya mahkûmiyetine ilişkin kararlarla, davanın reddine, durmasına ve düşmesine dair kararlar hükümdür. 5271 sayılı CMK’nın 223. maddesinde de; beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, mahkûmiyet, güvenlik tedbirlerine hükmedilmesi, davanın reddi ve davanın düşmesi kararlarının hüküm oldukları belirtildikten sonra, adli yargı dışındaki bir yargı merciine yönelik görevsizlik kararının da kanun yolu bakımından hüküm sayılacağı ifade edilmiştir. Bir suç nedeniyle verilen karar içerisinde yer alan cezalardan her biri ayrı bir hükmü oluşturmayıp, bu cezaların tamamı tek bir hükmü meydana getirmektedir. Bu nedenle de; çeşitli sebeplerle hükmün içerisinde birden fazla “cezanın” bulunduğu hallerde, temyiz sınırının belirlenmesi açısından cezaların her birinin miktarına değil, toplam ceza miktarına bakılması gerekir. Buna karşılık, aynı kararın içerisinde birden çok hükmün bulunması halinde, temyiz sınırı her hüküm için diğerinden bağımsız olarak ayrı ayrı değerlendirilmelidir. 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 99. maddesindeki düzenleme ise “birden fazla hükümdeki cezaların” temyiz yasa yoluna başvurma sınırı ile ilgili olarak değil, fakat infaz işlemleri ile ilgili olarak toplanması ya da toplanamamasına ilişkindir. Öte yandan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının İtiraz Yetkisi” başlıklı 308. maddesi; “ Yargıtay ceza dairelerinden birinin kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, re'sen veya istem üzerine, ilâmın kendisine verildiği tarihten itibaren otuz gün içinde Ceza Genel Kuruluna itiraz edebilir. Sanığın lehine itirazda süre aranmaz” biçiminde olup, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının ilgili Ceza Dairesi kararına karşı Ceza Genel Kuruluna otuz gün içinde itiraza yetkisinin bulunduğunu, sanığın lehine olan itirazlarda ise bu sürenin aranmayacağını öngörmüştür. İncelenen dosya içeriğine göre, sanık hakkında hırsızlık suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonunda, sanığın İstanbul 4. Çocuk Mahkemesinin 14.12.2007 gün ve 2007/311-652 sayılı kararı ile suç vasfındaki vaki değişiklik nedeniyle 5237 sayılı TCK'nın 155/2, 168/2, 31/3, 62, 50 ve 52. maddeleri uyarınca 2000 TL ve 160 TL adli para cezaları ile cezalandırılmasına hükmolunduğu, iş bu kararın sanık müdafiinin 24.12.2007 ve Cumhuriyet savcısının 09.01.2008 günlü dilekçeleri ile temyiz edildiği, dosyanın temyiz incelemesi için gönderildiği Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 26.12.2008 gün ve 2008/16112-25061 sayılı kararı ile “5275 sayılı Yasanın 122. maddesi ile 647 sayılı Yasanın yürürlükten kaldırılmış olması ve hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı TCY.nın 50/5. maddesinde öngörülen düzenlemeye göre, hükmolunan cezanın tür ve miktarı bakımından, 5219 sayılı Yasa ile değişik 1412 sayılı CMUK.nun 305/1. maddesi gereğince hükmün temyizi olanaklı bulunmayıp kesin nitelikte olduğundan, sanık ... savunmanı ile o yer Cumhuriyet savcısının temyiz isteğinin 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK.nun 317. maddesi uyarınca reddine” karar verildiği, bu suretle usulsüz olarak kesinleştirilen hükmün infazı sırasında kanun yararına bozma yasa yoluna başvurulduğu anlaşılmaktadır. Yukarıda açıklandığı üzere temyiz yasa yoluna başvurma kişiye tanınmış bir hak olup, bu hakkın daraltılması yorum yoluyla değil, ancak açık bir yasal bir düzenleme ile sağlanabilir. Şu halde sanık hakkında hükmolunan 2000 TL. ve 160 TL'den ibaret cezalar tek bir hükmü meydana getirdiği cihetle, 6. Ceza Dairesinin anılan red kararı sanığın temyiz hakkını engelleyici bir karar olup, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 5271 sayılı CMK'nın 308. maddesi uyarınca itirazda bulunmaya yetkisi vardır. Bu nedenle kanun yararına bozma istemine konu İstanbul 4. Çocuk Mahkemesinin 14.12.2007 gün ve 2007/311/652 sayılı kararı henüz kesinleşmediğinden, kanun yararına bozma isteminin CMK’nın 309. maddesi uyarınca REDDİNE, Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 26.12.2008 gün ve 2008/16112-25061 sayılı kararına karşı CMK'nın 308. maddesi uyarınca itirazda bulunulup bulunulmayacağının takdir ve ifası için dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 12.03.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 11. Ceza Dairesi, E. 2009/16736, K. 2010/2698, T. 12.03.2010, www.arakarar.com/karar/yargitay-11-ceza-dairesi-2009-16736-e-2010-2698-k-64650a3eed8e