Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2025/9626 E. 2025/14464 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 10. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/9626
- Karar No
- 2025/14464
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/2286 E., 2025/633 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Bakırköy 1. İş Mahkemesi SAYISI : 2020/184 E., 2023/112 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; ... 13. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2017/1165 E. sayılı 2019/623 K. sayılı ilamı ile müvekkili ... ve ...’ın vasiyetname ile mirasçı olarak atandığını, kararın 23.10.2019’da kesinleşmesi üzerine veraset intikal vergisi beyannamesi için işlemler yapılmaya başlandığı, bu sırada müvekkiline intikali vasiyet edilen üç adet taşınmaz üzerinde ... Sosyal Güvenlik Kurumu Merkezi tarafından .... prim borcu nedeniyle kamu haczi uygulandığının öğrenildiğini, SGK’nın 11.11.2019 tarihinde müvekkillerine bildirilmek üzere teslim ettiği, 04.11.2019 tarihli ...-206.16.02- E. ... sayılı yazısına göre; muris ...’ın .... yönetim kurulu üyeliğine bir yıllığına atandığını, bu nedenle şirketin Ekim 2008 ile Ekim 2009 yılları arasındaki bir yıllık SGK borcunun ölüm tarihi olan 29.11.2017 itibariyle 356.656,54 TL olduğunu, .... iflas etmiş olduğundan söz konusu alacağın yönetim kurulu üyelerine yönlendirildiğini, ancak murisin şirket ortağı olmadığı halde gıyabında şirket yönetim kuruluna atandığını, bu hususun dönemin 6762 sayılı TTK m. 312’ye aykırı olduğunu, kanuna aykırı görevlendirme nedeniyle yapılan işlemin hukuka aykırı olduğunun belirtilerek borç tahakkuku ve haciz işlemlerinin kaldırılmasının talep edildiğini, davalının ise söz konusu talebi 06.12.2019 tarih, ... sayılı yazısı ile reddettiğini, söz konusu iptal talebi dayanaklarından ilkinin muris ...’a usulüne uygun tebligatta bulunulmamasına dayandığını, 5510 sayılı Kanun ve 6183 sayılı Kanun’a göre prim borçlusuna icra işleme girişilmeden önce borç hakkında tebliğ yapılması gerektiğini, ikinci olarak murisin kendi bilgisi ve isteği dışında yürürlükteki TTK m. 312’ye aykırı olarak 16.10.2018 tarihinde .... genel kurulunda yönetim kurulu üyeliğine seçildiğini, söz konusu yönetim kurulu kararının Kanun’a aykırı olması nedeniyle yok hükmünde olduğunu, murisin yönetim kurulu üyesi seçilmesinden dört ay önce 04.06.2008 tarihinde şirket hisselerinin tamamını dava dışı üçüncü kişiye devrettiğini, şirketin 16.10.2008 tarihli genel kurul hazirun tutanağında murisin adının bulunmadığını, şirket ortağı olmayan birisinin yönetim kurulu üyeliğine seçilmesinin toplantı tarihi olan 16.10.2008’de yürürlükteki TTK m. 312’ye aykırı olduğunu, zira Kanun’a göre bu hükmün emredici nitelik teşkil ettiğini, üçüncü olarak .... ana sözleşmesinin 10. maddesine göre şirket idare meclisinin (yönetim kurulu) şirket hissedarları arasından seçilecek en az üç kişi olması gerektiğini, 6762 sayılı TTK’nın 312. maddesine göre gibi şirket ana sözleşmesinin de şirket ortağı olmayan kişinin yönetim kurulu olamayacağını amir hüküm olarak zikrettiğini, Dördüncü olarak muris ...’ın 04.06.2008’den sonra tanzim edilen yönetim kurulu kararlarının hiçbirisine katılım sağlamadığını, muris tarafından kendi bilgisi şirket yönetim kurulu üyeliğine seçildiğinde 03.03.2009’de şirket yönetim kurulu üyeliğinden istifa ettiğini bildirdiğini ve istifanın 12.03.2009 tarihi ile kabul edildiğini, muris tarafından söz konusu yönetim kararı yok hükmünde olsa da imzasız yönetim kurulu kararlarından doğan sorumluluğun bertarafı amacıyla istifa yolunun tercih edildiğini, davacıların atanmış mirasçı olma tarihlerinin SGK’nın varlığını iddia ettiği prim borçlarının muacceliyetinden evvelce olduğu, dolayısıyla mülkiyet hakkının daha sonradan kurulan bir başka hukuksal ilişki ile ortadan kaldırılamayacağını iddia ederek, müvekkillerin vasiyet yoluyla miracı olarak atanmasının Mahkemece ilan ve kabul edilmesinden sonra intikal işlemleri sırasında vakıf olduğuklarını, Denet Cıvata San. A.Ş.'nin SGK borçları nedeniyle ...’a prim borcu tahakkuk ettirilip taşınmazlarına haciz konulması, ...’ın şirket yönetim kurulu üyeliğinin o tarihte yürürlükteki 6762 sayılı TTK 312. maddesine ve şirket ana sözleşmesinin 10 maddesine aykırılığı ve ayrıca borç tahakkuk ettirilen dönemin zamanaşımı bakımından da hukuka aykırı olduğundan ... adına tahakkuk ettirilen .... A.Ş. sigorta prim borçları ile adına kayıtlı taşınmazlara konulan hacizlerin kaldırılmasına, yargılama süresince taşınmazlardaki haciz şerhlerinin tedbiren kaldırılmasına karar verilmesini dava ve talep etmiştir. II. CEVAP Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; .... yetkililerinden birinin davacı olduğunu, şirkete yapılan denetimler sonucunda ödenmeyen prim, işsizlik primi borçları ve bunlara ait diğer gecikme zamlarından dolayı davacı aleyhine icra takibi başlatıldığını, gayrimenkullerine haciz işlemi tesis edildiğini, Söz konusu icra takibi ve haciz işleminde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığını, 5510 sayılı Kanun m. 88 gereği Kurumun sigorta primleri ve diğer alacakları haklı bir sebep olmaksızın ödenmediği takdirde kamu idarelerine karşı şirketin yönetim kurulu üyeleri de dahil olmak üzere üst düzeydeki yönetim kurulu üyeleri veya yetkilileri ile kanuni temsilcilerinin müteselsil ve müştereken sorumlu olduklarını, 6183 sayılı Kanun m. 35 gereği de tüzel kişilerin ve tüzel kişiliği olmayan teşekkülü idare edenlerin şahsi malvarlıklarından tahsilat yapılabileceğini, şirket tasfiye haline girmiş dahi olsa bu madde gereği şirket ortak ve yöneticilerinin sorumluluğunun sınırsız, müteselsil ve birinci dereceden olduğunu, şirket tasfiyesinin kamu alacaklarını ortadan kaldıramayacağını, Söz konusu şirketin 1955’te limited şirket olarak kurulduğunu, 1966-1967’de şirketin anonim şirkete dönüştüğünü, 18.01.1967 tarihli TSG’de görüleceği üzere davacıların murisininde şirket ortağı ve yönetim kurulu üyesi olduğunu ve devamında sürekli olarak üyeliğe seçildiğini, hala bu durumun devam ettiğini, gönderilen ödeme emirlerinin de bu dönem içerisinde olduğunu, 16.10.2008 tarihli yönetim kurulu seçimi kararının davacılar tarafından her ne kadar yok hükmünde olduğu iddia edilse de bu iddiaların tümünün ticaret hukukuna ilişkin iddialar olduğunu, huzurdaki davada ise sosyal güvenlik hukukuna ilişkin hükümlerin uygulanması gerektiğini, davacıların murisin yönetim kurulu üyeliğine seçilme kararının yok hükmünde olduğu iddia edilmekte ise de diğer yandan 03.03.2009 tarihinde istifa ettiğini belirterek çelişkili beyanda bulunduklarını, zira murisin istifası ile birlikte yönetim kurulu seçiminin hukuka uygun olduğunun teyit edilmiş olduğunu, kaldı ki bu durumun üçüncü kişi olan iyiniyetli kuruma karşı ileri sürülemeyeceğini, zira murisin hala mezkur şirketin ortağı ve yönetim kurulu üyesi olarak gözüktüğünü, söz konusu hususların TSG’de ilan edilmediğini, tescil ve ilan edilemeyen iç kararların müvekkilini bağlamadığını, Kurum alacağının murisin ölümünden önce tahakkuk ettiğini, vefatından sonra tahakkuk etmiş olsa dahi yine de 6183 sayılı Kanun’un 3. maddesine göre miraçıların sorumlu olacağını, ayrıca ölüme bağlı bir tasarruf olan vasiyetnamenin ancak murisin vefatından sonra hüküm ifade edeceğini, söz konusu alacağın ise ölüm tarihi olan 29.11.2017’den önceki döneme ait olduğunu, davacıların atanmış mirasçı oldukları iddiası karşısında ölüme bağlı tasarrufun mirasçı ataması mı yoksa vasiyet alacaklısı kazandırma niteliğinde mi olduğunun tespit gerektiği, her iki halde de davacıların murisin borçlarından sorumlu olduklarını, murisin şirket yönetim kurulu üyesi olmasına rağmen yükümlülüklerini yerine getirmemesi karşısında buradan kendisine pay ve çıkar sağlayamayacağından bahisle davanın reddini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; açılan davanın kabulü ile davalı tarafından davacılar murisine gönderilen ... takip kart no.lu ... takip no.lu ve.... takip no.lu ödeme emirlerinden davacıların murisinin sorumlu olmadığının tespiti ile ... takip kart no.lu...takip no.lu ve .... takip no.lu ödeme emirlerinin iptaline, davacıların bu ödeme emirlerinden kaynaklı prim borçlarının olmadığının tespiti ve söz konusu borçlardan dolayı konulan taşınmaz hacizlerinin kaldırılması gerektiğinin tespitine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf isteminin esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı Kurum vekili temyiz dilekçesinde özetle; davanın 7 günlük süre içinde açılmadığını, 5510 sayılı Kanun 93. madde uyarınca 10 yıllık zaman aşımı süresi geçerli olup kurum tarafından bu süreden çok önce icra takibi başlatıldığını ve hacizler konulduğunu, ... Sosyal Güvenlik Merkezinde .... sicil sayılı dosyada işlem gören .... A.Ş. ünvanlı şirketin yetkililerinden birinin davacı olduğunu, Kurumun sigorta primleri ve diğer alacakları haklı bir sebep olmaksızın bu kanunda belirtilen sürelerde ödenmez ise kamu idarelerinin tahakkuk ve tediye ile ilgili görevli kamu görevlileri, tüzel kişiliği haiz diğer işverenlerin şirket yönetim kurulu üyeleri de dahil olmak üzere üst düzeydeki yönetici veya yetkilileri ile kanuni temsilcileri kuruma karşı işverenleri ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğunu, dolayısıyla davacıların davaya konu borçlardan birinci dereceden, sınırsız ve tüm mal varlığı ile sorumlu olduğunu savunmuş ve İlk Derece mahkemesi kararının bozularak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, ödeme emrinin iptali istemine ilişkindir. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı Kurum vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370. maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 03.11.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.